Merhaba!

1.hikaye: Anton Çehov’dan Duruşmadan önceki gece:

Özet:

Bay Zaytsev iki kadınla evli olduğu için sanık sandalyesine oturtulacağı S... bölge mahkemesine doğru yol alıyordu, hava berbattı. Perişan bir halde menzil hanına vardı. Orda bir menzil değnekçisi onu yatacağı yere götürdü. Burası berbat kokan ve buz gibi bir odaydı, bir paravanla oda ikiye bölünüyor diğer kısımda başkaları uyuyordu. Hemen kıyafetlerini çıkardı ve ısınmak için dökme sobanın etrafında hoplayıp zıplamaya başladı, o anda gözü paravana kaydı ve dehşete kapıldı orda bir kadın yüzü ona bakıyor ve sırıtıyordu. Hemen gidip yatağına uzandı ve çok utandı aynı şeyleri kadında hissetmişti. Yatağında yatarken bu kadını güzel biri olarak hayal etti, tam o sırada paravanın arkasından kadının tahtakuruları ile ilgili şikayet ettiğini duydu. Adamın aklına birden bir fikir geldi yanında her zaman pire tozu taşırdı ve bunu o kadına vermeli ahbaplık kurmalıydı. Bu düşüncelerin içindeyken kadının bir kez daha şikayet ettiğini duydu.Kadına kendinde pire tozu bulunduğunu ve isterse kendisine verebileceğini söyledi ve ondan olumlu cevap aldı. Ona kürkünü giyip tozu vereceğini söyledi, kadın buna karşılık paravanın üstünden vermesini söyledi. O da zaten paravanın üstünde vereceğini saygısızlık etmeyeceğini söyledi ayrıca yanına gidebileceğini doktor olduğunu ve yasalara göre doktorların kişilerin özel yaş***** girebileceklerini söyledi. Kadın onun doktor olmasına şaşırdı ve tozu almaya kocasını göndereceğini söyledi, kocasını uyandırdı ve tozu almaya gönderdi. Yanında kocasının olduğunu duymak Zaytsevi allak bullak etmişti. Kocası geldi tozu aldı o sinirle yorganı üzerine çekti. Gecenin bir kısmında yatağından kadın ve kocasının konuşmaları ve şikayetlerini duydu. Gecenin ilerleyen dakikalarında kadın Zaytsevin doktor olduğunu sanarak ona hastalığını anlattı ve Zaytsev sahte bir muayene yaptı. Gece ucü sohbet ettiler, bu arada kadına sahte bir reçete yazdı, ardından yattı. Sabah kalktı duruşmaya hazırlandı yola çıkarken kadının kocası kendisine vizite ücreti olarak zorla 10 ruble verdi. Duruşmaya yollandı ve duruşma salonuna girdi. Etrafında birçok insan vardı, jüriler vardı ve heyecan içindeydi. Savcı masasına da baktı ve sırtından ecel terleri aktı karşısındaki kadının kocası Fedya idi. Fedya onu görünce çok sinirlendi, onu haşlayacağa benziyordu… Olaylar öğle paydosunda yazıldı, az sonra savcılar iddianameye okuyup işlem yapacak ve olaylar asıl o zaman başlayacaktı.

2. Hikaye: Guy De Maupassant’dan Mutluluk:

Özet:

Akşamüstü çay saatinde bayanlı erkekli gurup tam Akdenize bakan bir yerde toplanmıştı, Akdeniz onlara berrak kıpırtısız, ürpertisiz, dümdüz ve sonsuza uzanan bir madeni tabaka olarak görünüyordu, denize tepeden bakmaları bu görüntüyü güçlendiriyordu. Güneş kaybolmuş ve gökyüzü pembelere bürünmüştü, ayrıca ufuk çizgisinde altın tozuyla ovulmuş gibi bir renk göze çarpmaktaydı. Kendi aralarında insanın tek bir kadını yada tek bir erkeği uzun süre sevip sevemeyeceğini tartışıyorlardı, bu tartışmalar bazen kalın bir erkek sesinde bazense ince bir kadın sesinde dile geliyordu. Onlar tartışırken denizin ufuk noktasında kül renginde ve muazzam büyüklükte bir heyula ortaya çıktı. Herkes şaşırmış, kadınlar ayağa kalkmış bu heyulaya bakıyorlardı. Bu ilk kez gördükleri bir kitleydi ve onlar ne olduğunu merak ediyorlardı. O arada birisi atıldı ve orasının Korsika Adası olduğunu ve onu örten sis bulutları elverdikçe kendini gösterdiğini söyledi. Yaşlı biri gerçek aşkla bu adaya birkaç sene önce gittiğinde karşılaştığını söyledi ve tartışmaya cevabı kendisinin gördüklerinde bulabileceklerini söyledi. Gördüklerini anlatmaya başladı, 5 yıl önce Korsikaya gitmişti buranın nasıl ilkel bir yer olduğunu görmüştü, burası İtalyanın yakınından geçebilecek kadar bir zarafete asla sahip olamazdı. Ayrıca insanları kıskançlık, kavga gibi normal hayata yerleşmiş şeyleri yapmıyordu. Buranın insanları despot kişilerdi ama despotlukları kadar büyük misafirperverliğe sahiptiler, öyle misafirperverlikti ki birinin kapısını çalar, evinde bir gece geçirir, onla kahvaltı yapar ve elini sıkıp oradan giderdiniz. Yaşlı kişi bir akşam 10 saat yol gittikten sonra bir dere dibinde tamamen ıssız bir evceğize rastlamıştı. O ev kalması için uygun yerdi oranın kapısını çaldı ve onu yaşlı bir kadın karşıladı. Kadın sade ve temizdi erkeği ise sağırdı ve 82 yaşındaydı. Onu karşılayan kadın mükemmel Fransızca konuşuyordu, nedeni Avrupadan buraya gelmiş olmasıydı. Yaşlı kişi yemeği yemiş dışarıya oturmuş, kadın yanına gelmişti. Konuşmaya başladılar ve şaşırtıcı olarak 2sinin de Nansli olduğunu öğrendiler. Kadın, yaşlı kişiye bazı kişileri tanıyıp tanımadığını sordu. Daha sonra yaşlı kişi onun bir zamanlar babasının tümeninde ki görevli genç bir askerle kaçmış olan Nansli soylu kız olduğunu anladı. Bütün zenginliğini, lüksünü bırakmış, ailesini onu büyütenleri bırakmış delicesine aşık olduğu adamın ardından gitmişti, çünkü onunla birlikte olabilmek tüm bunların üstündeydi. O adamla bir ilkel çukura mı yoksa bir saraya mı gittiği önemli değildi. Tüm bunları ona yaptıran şey aşktı ve aşk ile bağlandığı bu adam bir ilkel çukurda da olsa onun kalbini mutlulukla doldurmuştu. Önemli olan bu değil miydi? Mutlu olmak. Yaşlı kişi anlatmayı bitirmişti. İnsanlar farklı şeyler düşünüyordu. Bazısı kadının bir budala olduğunu nasıl o zenginlikleri bırakıp basit hayata atıldığını söylüyordu. Aralarından biri doğruyu idrak etmişti. Bu hayatta mutlu olmak önemli olan değil miydi? Kadın mutluluğu çok güzel yaşamıştı, o zaman bunları boş yapmamıştı. Konuşma sürerken bu garip anıyı hatırlatan Korsika adası yeniden sis bulutlarının arasına daldı ve gözden kayboldu.

http://www.turkmmo.com/turk-dili-ve-...0-304k304.html