Gösterilen sonuçlar: 1 ile 6 Toplam: 6
  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Karamazov Kardeşler

    Merhaba!

    - Şaka ediyormuşum! Dün de dedenin yanında iken şaka ettiğimi
    söylediler. Bak yavrum, on sekizinci yüzyılda bir günahkar vardı: Şöyle bir
    laf ortaya attı: "Eğer Tanrı olmasaydı, onu icat etmek gerekirdi" dedi. "S'il
    n'existait pas Dieu il faudrait l'invanter" ve garip olanı, insanda hayranlık
    uyandıran, Tanrının gerçekten varolması değildir. Asıl hayranlık uyandıran
    şey, insan gibi acımak bilmeyen vahşi bir hayvanın içinde "Tanrının varolması
    zorunlu bir şeydir!" diye bir düşüncenin uyanmasıdır. Tanrı düşüncesi o derece
    kutsal, o derece insanı duygulandıran, o derece derin ve insana onur
    kazandıran bir düşüncedir, işte! Bana gelince, ben çoktandır: "İnsan mı
    Tanrıyı yarattı, yoksa Tanrı mı insanı yarattı?" diye düşünmekten vazgeçtim!
    Artık bu konuda tüm çağdaş Rus gençlerinin ortaya attıkları düşünceleri
    eleştirecek değilim. Bütün bu düşünceler hep Avrupalılarının teorilerinden
    çıkarılmıştır. Çünkü Avrupa'da daha teori olan şey, Rus delikanlısının
    zihninde hemen kesin bir yargı olur. Hem de yalnız gençlerin gözünde öyle
    değildir, bazı profesörler için bile böyledir. Çünkü şimdi bizim Rus
    profesörleri ile o Rus gençlerinin arasında çoğu zaman hiç ayrıntı olmuyor.
    Onun için bütün bu teorileri bir tarafa bırakıyorum.

    Orhan Pamuk

    Üstad Tolstoy Karamazov Kardeşler için "Okuduğum en güzel roman" diyor.

  2. #2
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    merhaba

    HAYATI:


    Dostoyevski'nin doğum yeri olan Moskova'daki Mariinsky HastanesiDostoyevski, Mikhail ve Maria Dostoyevski'nin oğlu olarak 11 Kasım 1821 tarihinde Moskova'da doğdu.[4] Altı çocuklu ailenin ikinci çocuğuydu.[5]. Babası Mikhail, askeri cerrahlıktan emekli olduktan sonra Mariinsky Hastanesi'nde yoksullara hizmet etmeye başladı. Hastane, Moskova'nın en kötü yerlerinden birinde bulunuyordu. Dostoyevski de bu hastane de doğdu. Mikhail, alkole bağımlıydı ve evini sıkı disiplin ile yönetiyordu. Çok kolay sinirlenebiliyordu. Dostoyevski'nin annesi Maria ise bir tüccar kızıydı.[1]

    Dostoyevski, çocukluğunu çoğu zaman sarhoş bir baba ve hasta bir anne arasında geçirdi.[1] Babasının çalıştığı hastaneden bulunan hastalar ile vakit geçirmeyi ve onların hikayelerini dinlemeyi çok seven Dostoyevski, ilköğrenimini Moskova'da yaptı. Annesi tüberküloz hastalığı yüzünden öldüğü zaman, sert disipliniyle tanınan Petersburg Mühendis Okulu'na gönderildi. Arkadaşlarının, sinirli ve aşırı duyarlı bir yapıya sahip olduğu için "Ateş Fedya" lakabını verdikleri Dostoyevski, Petersburg'ta zamanını kitap okuyarak, düşüncelere dalarak ya da kardeşi Mihail ile söyleşerek geçirdi. Babasının 1839'daki ani ölümünü burada öğrendi.[1][4]

    Eşinin ölümünden sonra kendisini içkiye daha çok veren babası Mikhail bu olayın ardından sahibi olduğu toprağa çekilmişti. Mikhail'in ölümünün sebebi tam olarak bilinmiyor. İddialardan biri, eşinin ölümünden sonra toprağına çekilen Mikhail'in buradaki köylülere çok kötü davrandığı ve onun kötülüklerine katlanamayan köy halkının en sonunda onu öldürdüğüdür.[6] Bir başka iddia da Mikhail'in tamamen doğal sebeplerden öldüğüdür. Babasının ölümünü Petersburg'ta haber alan Dostoyevski, onun ölümünü istediği düşüncesi yüzünden depresyona girdi. Sara nöbetlerinin ilkini hayatının bu evresinde geçirmeye başladı. Petersburg Mühendis Okulu'ndaki öğrenimini başarıyla bitirerek, asteğmen rütbesiyle Petersburg'taki İstihkâm Müdürlüğü'nde göreve verildi. Ancak bu görevi bir yıl sürdürebildi. Askerlikten nefret eden Dostoyevski görevinden istifa ederek yazarlığa başladı.[1]


    İlk yazarlık dönemi
    Trutovsky'nin 1847 yılında hazırladığı Dostoyevski resmi.Ordudan ayrıldıktan sonra kurgusal roman yazmaya başladı. Dostoyevski'nin ilk kitabı olan İnsancıklar (Bednye Ljudi) ilk olarak 1846 yılında yayımlandı.[7] Dostoyevski, toplumunu acımasız kurallarında yaşlı bir adamın öksüz bir kıza duyduğu sevdayı iç dünyasındaki derin çatışmalarla işledi. Halkın sıcak ilgisiyle karşılanan bu kitap, eleştirmenlerden de övgüler aldı.[2] Ünlü eleştirmen Belinski, romanı okuduktan sonra Dostoyevski'ye gelecekte büyük bir yazar olacağına dair övgü dolu sözler söyledi. Şair Nikolay Neksarov, Dostoyevski hakkında "Yeni bir Gogol doğdu" diye konuştu. Yazarlıkta ün sağladıktan sonra 1846 yılında Gogol esintileri bulunan kitabı Öteki (Dvojnik) yayımlandı.[8] Yazar bu romanda, kendini ortadan kaldırmaya çalışan benzeriyle sürekli çatışma halinde bulunan bir memurun hikayesini anlattı. Bu romanda ele aldığı çift kişilik temasını daha sonra bazı romanlarında kullansa da roman, Belinsky dahil hiçbir eleştirmence beğenilmedi. Eleştirmenler romanı sıkıcı buldu ve alay etti.[9]

    1847 yılında ise Ev Sahibesi (Hozjajka) isimli romanı yayımlandı. Dostoyevski bu eseri ile de beklediği övgülerin aksine olumsuz eleştiriler aldı. Dostoyevski, ruhsal çöküntüye düştü ve üzüntüden hasta oldu. Ancak yazarlığı bırakmayan Dostoyevski, 1848 senesinde Beyaz Geceler (Belye Noçi) ve Bir Yufka Yürekli (Slaboje Sjerdce) adlı kitapları yayımlattı. Bir Yufka Yürekli, yazara itibarını yeniden kazandırsa da beklediği başarıyı elde edemeyen Dostoyevski'nin umudunu kırdı.[9] Yazarlıkta umudunu kırılan Dostoyevski, politikayla ilgilenmeye başladı ve genç liberallerin (Tetrashevski) grubuna girdi.[2]


    1863 yılında Dostoyevski.
    Sibirya'ya sürgün [değiştir]Dostoyevski, 23 Nisan 1849 tarihinde devlet aleyhindeki bir komploya karıştığı iddiasıyla sekiz arkadaşı ve ağabeyi ile birlikte tutuklandı. Ölüm cezasına çarptırılan Dostoyevski, sekiz ay hapisanede yattıktan sonra diğer dokuz komplocu ile idam edilecekleri yere götürüldü.[10] Tam kurşuna dizilmek üzerelerken af kararı çıktı. İdam cezası, dört yıl kürek ve altı yıl adî hapis cezasına dönüştürüldü. Sibirya'daki Omsk Kalesi'ne sürüldü.[9] Suç ve ceza kavramları ile en yoğun şekilde burada tanıştı. Kürek mahkumu olduğu süre içinde, kolları damgalandı, kafası tıraş edildi ve taş kırdı. Sara nöbetleri yüzünden birçok kere hastaneye kaldırıldı. Burada geçirdiği yıllar İncil'i ve mahkumlardaki gönül zenginliğini keşfetmesine olanak sağladı.[1]

    Sürgünde geçirdiği dört senenin ardından 1854 yılında kürek cezasından kurtularak er rütbesi ile kışla hizmetine verildi. Semipalatinsk'te zorunlu ikamete mahkum edildi. Burada bulunan Alayın Yedinci Hat Taburunda beş yıl görev yaptı. Subaylığa kadar yükseldi. 1857 yılının Şubat ayında, veremli ve dul Maria Dmitrievna Isayeva ile, subay kocasının ölümünden sonra evlendi. Dostoyevski, Isayeva ile ona acıdığı için evlendi.[1][4]

    İkinci yazarlık dönemi [değiştir]1859'da ordudan terhis edilerek Moskova dışında küçük bir yerde kalmaya zorlanan Dostoyevski, özgürlüğüne kavuştuktan sonra Petersburg'a döndü. Kardeşi Mihail ve arkadaşı N.N. Strahov ile birlikte Vremja (Zaman) ve sonra da Epoha (Dönem) adlı dergileri hazırladı.[11] Bu dergilerde Slavcı düşünceyi savunduğunu belirten yazılar yazdı. Ezilenler (Unizenniye i Oskorblenniye) ve Ölü Evinden Anılar (Zapiski iz Mertvogo Doma) ile kendinden söz ettirdi. 1863 yılında arzuladığı Avrupa seyahatini gerçekleştirdi. Sara nöbetleri ve kumar borçları yüzünden sıkıntıya düşen ve yayımcılardan yazmadığı romanların avanslarını alarak yaşayan Dostoyevski, Yeraltından Notlar adlı yapıtı 1864 yılında yayımlandı.[11] Romanda bir zihnin derinliklerine indi.[9] Suç ve Ceza (Prestupleni i Nakazani)[12] ve Kumarbaz (İgrok)[13] adlı yapıtları 1866 yılında yayımlandı. Dostoyevski, Suç ve Ceza'yı 1858 yılında Semipalatinsk'te bulunduğu zaman Roussky Slovo dergisi için uzun bir hikaye olarak tasarlamıştı. Bunun nedeni, Sibirya'dan ayrılana dek roman yazmama kararı almasıydı. Dostoyevski, kardeşi Mihail'e gönderdiği bir mektupta kitap hakkında

    “ Konusu gerçekten çok güzel. Kahramana gelince, bugüne kadar hiç denenmemiş bir kişi. Ama bugünün Rusyasına bakacak olursak, böyle bir kişi karşımıza sık sık çıkmaktadır. Bu sonuca halkın kafasını yeni fikirleri anlayarak vardım. Öyle hissediyorum ki, yeni fikirler ve görüşlerle döndüğüm zaman, romanımı genişletmekte başarılı olacağım. Kişi aceleye gelmemelidir dostum. Ve insan iyi olanın dışında hiçbir şey yapmamalıdır ”
    diye yazdı.

    Dostoyevski'nin ikinci eşi AnnaDostoyevski, bu eserinde bir Rus aydını olan Raskolnikov'un kendi doğrusu adına işlediği cinayetleri ve vicdanıyla hesaplaşmasını konu edindi. Yazar, küçük bir otel odasında ve kötü bir ekonomik durumla yazdığı Suç ve Ceza'yı 1866 yılında tamamlamıştı. Dostoyevski'nin yazdığı Budala (Idiot) eseri 1866,[14] Ebedi Koca (Veşnı Muzh) 1870,[15] Ecinniler (Besı) 1872 yılında yayımlandı.[16] Bütün bu başyapıtlar birbirinin izledi. Karısı öldükten sonra sekreteri Anna Grigoriyevna Snitkina ile evlendi.[9] Yeniden borçlanan ve kumaranelerde dolaşmaya başlayan Dostoyevski, bir kız çocuk sahibi oldu. Ancak kızı fazla yaşayamadı ve doğduktan kısa süre sonra öldü. Dostoyevski de bu yüzden büyük bir sarsıntı geçirdi.[11] 1875'te Delikanlı (Podrostok), 1876'da Bir Yazarın Günlüğü (Dnevnik Pisatelja)[17] ve 1879'da Karamazov Kardeşler (Brat'j Karamazovi) adlı romanları yayımlandı.[18] Hayatı boyunca eserlerinde işlediği temaları yeniden ele aldığı, insan duygularının derinliğine inen eserler yazan Dostoyevski, Karamazov Kardeşler'de Ivan ve Alyosha Karamazov adlı karakterler için filozof Vladimir Sergeyevich Solovyov'dan ilham aldı.[19] Zosima ve Alyosha'nın öne çıkacağı Bir Büyük Günahkarın Yaşamı adlı eseri tamamlayamadı.[4] 1881 yılının Ocak ayında bir ciğer kanaması geçirerek yatağa düştü ve 28 Ocak 1881 tarihinde öldü. Dostoyevski için 31 Ocak 1881 tarihinde yapılan cenaze töreninde yaklaşık otuz bin kişi tabutunun arkasında yürüdü.[2]

    vikipedi

  3. #3
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Ozet.

    Merhaba!

    Yapıt, psikolojik bir romandır. Dostoyevski, bu roman¬da insan ruhunun derinliklerine inmiştir. Olay, Rus¬ya’nın bir taşra kentinde on dokuzuncu yüzyıl ortala¬rında geçer.
    Baba, Pavlovic Karamazov ahlaki düşünlükleri olan, bencil, zengin biridir. Zengin bîr kadınla evle¬nir, bütün malını aldıktan sonra, onu terk eder. Kadın yoksulluk içinde ölür. Bu evlilikten Dimitri (Mitya ) adında bir oğlu olur. Evlendiği İkinci karı¬sından da İvan ve Aleksi ( Alyoşa ) adında iki ço¬cuğu olur. Bu kadın da, Karamozov’un çektirdiği acılara dayanamayıp çıldırır ve ölür. Subay olan Dimitri, günün birinde annesinden kalan mirası babasından alacağını düşünür. İvan, üniversiteyi bitirmiş, ünlü bir yazardır. İkinci karısından olan Smerdiyakov saralıdır. Kardeşlerin en İyisi Aieksi ( Alyoşa ) bir papazdır. Dimitri soylu bir kız olan Katerina İle nişanlanır. Annesinden kalan mirası isteyince babasıyla arası bozulur. Bir gece baba Karamazov öldürülünce, Dimitri suçlanır. Tutuklanır, ivan, cinayeti Smerdiyakov’un işlediğini bilmesine karşın, Dimitri’nin karısı Katerina’ya aşık olduğun¬dan sesini çıkarmaz. Fakat vicdan azabına daya¬namaz, beyin kanaması geçirir. Smerdİyakovda kendini asınca, mahkemede gerçek ortaya çıkmaz. Dimitri Sibirya’ya yirmi yıllık sürgüne gönderilir.

  4. #4
    Tecrübeli Üye diojen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Mesaj
    437
    Rep Gücü
    19530
    ''karamazov kardeşler '' yazarın son yapıtıdır,aynı zamanda tüm yaşamı ve eserlerinin jübilesidir.diğer eserlerinde ele aldığı tüm konular ve fikirler derinleşir,filizlenir ve karamazov kardeşlerde son kıvamını alır.


    arnold bennett karamazov kardeşler de tutku en yüce noktasına kadar ulaşmaktadır,bu kitap bir düzineye yakın,gerçekten dev gibi tipler vermektedir bize der,

    andre gide den aldığımız bilgiye göre ,karamazov kardeşler,ölüm döşeğinde olan tolstoyun başucu kitabıdır,

    esra uluç un hazırladığı
    dostoyevskiden ruha dokunan düşünceler kitabından alıntıdır

  5. #5
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba




    Dünyanın değişebilmesi için önce insanların değişmesi gerekir. Herkes
    birbirinin gerçek kardeşi olmadığı sürece insanların kardeşliğinden söz
    edilemez. Kişioğlunun yaratılışı, hakkına razı olmaya bırakmaz onu
    hiçbir zaman. Bu yüzden herkes kendine verileni az bulup homurdanacaktır
    her zaman. Başkalarını çekemeyecek, onları yok etmeye çalışacaktır.

    Bunun ne zaman gerçekleşeceğini soruyorsunuz. Gerçekleşecek ama önce
    kişioğlunun yalnızlaşma çağının sona ermesi gerekmektedir.” –“Hangi
    yalnızlaşmadan söz ediyorsunuz?” diye sordum. “Şimdi, özellikle bu son
    günlerde giderek her yerde yaygınlaşan yalnızlaşmadan. Henüz tam
    başlamadı, zamanı gelmedi... çünkü şimdi herkes kişiliğini tam olgunluğa
    erdirmek, hayatı tanımak çabasındadır. Ne var ki olgunlaşacağız derken
    evrende yapayalnız olduklarını gördükleri için, bu çabaları kendi
    kendilerini yok etmekle sonuçlanır. Çünkü günümüzde herkes kopmuştur
    toplumdan, kendi kabuğuna çekilmiştir. Herkes birbirinden uzaklaşıyor,
    saklayabildiğince şeyi de kendine saklıyor. Sonunda insanlardan kaçmaya
    başlıyor kişi. Kendi başına para biriktirirken şöyle düşünüyor: “Şimdi
    ne güçlüyüm! Hiçbir şeyden korkum yok artık!” Oysa ne denli zengin
    olursa, onu yok edecek güçsüzlüğün içine o denli gömüldüğünü bilmez
    çılgın.

    Çünkü tek kendine güvenmeye alışmıştır. Toplumdan kopmuş,
    ruhuna, insanların yardımına inanmamayı, insanlardan bir şeyler
    beklememeyi öğretmiştir. Paralarının, onların ona verdiği hakların
    kaybolmasından korkar yalnızca. Çağımızda insanlar gülünç bir inatla,
    kişiliğin gerçek güvenliğinin, yalnız başına çalışmakta değil, tüm
    insanlığın beraberliğinde olduğunu anlamamakta diretiyorlar. Ama hiç
    kuşku yok ki, bir gün gelecek, bu ürkünç yalnızlık da sona erecek,
    insanlar birbirlerinden kopmalarının anlamsızlığını bir anda
    anlayacaklar. Bunca zaman karanlıkta nasıl oturduklarına, ışığı
    göremediklerine şaşacaklar.

    Karamazov Kardeşler - Dostoyevski

  6. #6
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba



    Dostoyevski ile Tolstoy’u mukayese etmek beni elbette çok aşacak bir konu; fakat ‘Suç ve Ceza’yı bir ‘Savaş ve Barış’ ile karşılaştırdığımda Dostoyevski’de sıradan halka ait meselelerin daha sade bir anlatımla ele alınıp buna aynı sadelikle cevaplar arandığını görebiliyorum. Tolstoy’da ise karakterlerin şahsında uygarlıkların ve sosyal tabakalaşmanın birbiriyle hesaplaşması ön planda hissediliyor.

    Dostoyevski’nin karakterleri çoğunlukla kendi aldıkları kararların sonuçlarıyla yüz yüze gelirken Tolstoy’da karakterler, ait oldukları sosyal tabakanın siyasi rekabetteki konumlarına uygun sonuçlarla karşılaşıyorlar. Kahramanların kişisel özellikleri, vicdan muhasebeleri, hep bütün içinde bir detay olarak kalıyor.

    Doğrusunu ararsanız ben şahsen insana ait değerlerin anlaşılmasında her iki yazarın yaklaşımının da doğru olduğunu düşünüyorum. Bütün mesele konuya nereden bakıldığıyla alakalı.

    Birey olarak tüm kazanımların tek tek sorgulanması gerektiğinde konuyu Dostoyevski’nin ele aldığı şekilde almak gerekir. Bireye ait eylemlerde kişinin eğitimi, hayat görüşü, sorumluluk duygusu, toplumun beklentileri, siyasi tercihlerinin yanı sıra psikolojisi ve ailesinden tevarüs ettiği genetik mirası hep etkilidir. Bireyin eylemleri ahlaki ve hukuki açıdan değerlendirildiğinde bu kriterler göz önünde bulundurulmalıdır. Ama bireyi içinde yaşadığı topluma dönük yönüyle ele aldığınızda ve onu tarih önünde değerlendirdiğiniz de çıkış noktanız Tolstoy’un açılımı olacaktır. Her iki yazardan hangisinin daha entelektüel olduğunu sorgulamak gerekirse sanırım Tolstoy ön plana çıkacaktır.

    Roman ve hikâye geleneğimizin köklü bir geçmişe sahip olmayışı edebiyatımızın bu türünün fazla gelişememiş olmasının da bir nedeni. Aslında Harun Reşit zamanında hikâyeciliğin, hikâye anlatımlarının çok yaygın olduğunu görüyoruz. Başta Arap yarım adası olmak üzere tüm Asya, Avrupa ve Anadolu kıtalarına ait hikâye anlatımları tek tek değerlendirilmiş, içlerinden yararlı olanlar seçilerek “Kelile ve Dimne”, “ Binbir Gece Masalları” türünde eserler verilmişti. Endülüs İspanyasında da İbn-i Tufeyl , “ Hayy Bin Yakaza” isimli eseriyle Daniel Defo’ya esin kaynağı olmuştu. Sözlü anlatım geleneğimiz de Dedem Korkut, Keloğlan, Tepegöz masal ve hikâyeleri roman türü edebiyatımızın gelişimine bir basamak olmalıydı. Her toplum gibi bizim de tarihimiz de savaş ve afetler yaşandı. Moral ve ümide ihtiyaç duyulan dönemlerde acaba niçin romancılığımız gelişemedi? Bu konuyu daha sonra tekrar ele almak üzere esas konuma döneyim;

    Dostoyevski’nin “Karamazov Kardeşler” isimli romanını yıllar önce büyük bir keyifle okumuştum. Alyoşa, Dimitri ve İvan kardeşler temel karakterlerdi. Bunların bir de gayri meşru bir kardeşleri vardı. Alyoşa sevgi, merhamet ve insani değerlere sahip bir rahip karakterinde idi. Fakat babadan aldığı genetik özellikler ve terbiye nedeniyle konumuna rağmen zaaflarına prim verebiliyordu. Dimitri, babasının tüm özelliklerini taşıyan fakat ondan farklı olarak tamamen safahata yönelen bir eğlence düşkünü olarak tasvir edilmişti.

    İvan ise içlerinde ilmi mantaliteye sahip, duygusallıktan uzak zeki bir karakter olarak ele alınmıştı. Bunalımlı bir mizaca sahipti. Tatminsizliğin verdiği ızdırapla daima yüzü asık ve ilişkileri zorlayıcı idealist bir karakter. Mantığının ön gördüğü sağduyuya ait değerleri görünüşte kabullense bile iç dünyasında bunları ahmakça bulduğu için sahiplenmiyor. Bir insan olarak vicdanından yükselen sese hedef ve amaçları kendisince de pek açıklanamamış gerekçelerle karşı çıkışı onun bunalımlarını besliyor. İkircikli bir mizaç arasında gidiş gelişleri var. Adımlarının doğruluğundan emin olmayan bir şaşkınlık içinde.

    Onun bu psikolojisi, 19.yüzyılın pozitivist felsefesini savunan düşünürleri çağrıştırıyor. Sanki rasyonalizmin güçlü ve zayıflar arasındaki dengeleri bozan seçiciliğinin insanı yalnızlaştırarak hayattan soyutlayacağını basiretiyle ön gören bir insanın tereddüdüne rastlıyoruz İvan’da. Fakat tercihini yine de rasyonalizmden yana yapıyor. Babasının kardeşi tarafından öldürüleceğini bilmesine rağmen suçun işlenişine göz yumduğu gibi aynı zamanda dolaylı bir destekte vermişti. “Bir sürüngen bir diğerini yutmaya hazırlanıyor” diyerek kayıtsızlığını koyuyordu ortaya.

    Cinayeti gayri meşru kardeş işlemişti. Bu kardeş, babanın toplumun tepkisinden çekindiği için birazda muziplik olsun diye eve hizmetçi olarak alınmıştı. Baba bu çocuktan şefkatini sırf ondan kendisine yönelebilecek tehditlerden korunmak amacıyla esirgemiyordu. Çocuk, yaşadığı zorluklar ve gayri meşru bir maziye sahip olmanın öfkesini biraz da sara hastalığının etkisi ve kendisinin kullanılmaya müsait kişiliğinin telkin altında bırakılması sonucunda cinayet işleyerek gösteriyor.

    Dimitri, eğlence âlemine olan tutkusu ve babasının kendisine yönelik eleştirileri nedeniyle kayıtsız kalmış ve desteklemişti olanları. Alyoşa ise konudan haberdar olmakla birlikte gidişatı önlemeye yönelik ciddi anlamda bir girişimde bulunmamıştı. Bu tavrında bir yandan babasına duyduğu tiksinti etkili olurken, öte yandan genetik mirasında bulunan özellikler daha önemsiz konularla öncelikli olarak ilgilenmesine neden olmuştu. Dostoyevski, sanırım Alyoşa karakteriyle kilisenin gözle görülür problemlere çözüm üretemeyerek çaresiz yetersiz kaldığını anlatmak istiyor.

    Kendini ve çevresini sorgulayan, yeteneklerini geliştirmek isteyen bireylerin daha verimli, daha çeşitli ve daha gayretli okuyarak hayata dair her alanda fikir üretebilmeleri gerekir.

    Aydın AKDENİZ

    October « 2008 « Ders Notları Weblog

Benzer Konular

  1. Maymun kardeşler
    EMRE Tarafından ilginç konular Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 05-05-2008, 06:27 PM
  2. Yorum: 0
    Son mesaj: 14-12-2007, 12:12 AM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık