MERHABA!

Prens , (Niccolo Machiavelli, NICOLÔ MACHIAVELLI , çeviren Harun Mutluay)
Bu kitap Avrupa ve “batı” medeniyetinin siyasi temellerine yapılan bir eleştiri niteliğindedir. Kötüyü tavsiye etmemiş ama kötüyü göstermiştir. Kitabın ilk bölümünde oldukça iyi hazırlanmış bir giriş yer alıyor. Sanırım Harun bey tarafından yazılan bu bölümde machiavelli’nin düşünce yapısına ve içinde bulunduğu zaman ve coğrafyaya atıflarda bulunulmuş ve fikir yapısı etraflıca ele alınmış. Kitabın bu ilk bölümünde göze çarpan bazı alıntılar aşağıda sunulmuştur:
“Büyük Friedrich’in, sınırsız hırslar karşısında özverili, hoşgörülü davranmasının imkânsızlığı belli olmuştu.Hırs ve çıkarlardan arınmamış bir dünyada genelin (toplumun) refah ve mutluluğunun korunması için ahlaken kabul edilemeyecek insanlık dışı yollara başvurulabileceği kanaati, Makyevelistlerin başlıca argümanını oluşturagelmiştir.
(…)
16.yüzyılın başında bir politik krizler zinciri yaşayan İtalya’nın o zamanki durumu ile sınırlı bir geçerliliği olduğunu düşünenler vardır. Prens’teki görüşlerin her zaman geçerli olması gerektiğini savunanların başında ünlü İngiliz devlet adamı ve düşünür Francis Bacon gelmektedir.Bacon,Machiavelli’nin hayallerden uzak gerçekçi aklına hayrandır.
Hegel, Prens’in son bölümündeki amaç açıklamasını öne çıkartarak, sözünü ettiğimiz ikinci öbekteki, metni tarihsel şartlarla sınırlayan değerlendirmelerin içine girer.Machiavelli orada İtalya’ yı yabancı hâkimiyetinden kurtarmaktan söz etmektedir.
Ulus-Devlet
Hegel,
“Ağrılı (iltihaplı) uzuvlar lavanta yağıyla iyileştirilemez.Zehirlenmelerin ,suikastların silahlara dönüştüğü bir durum, bunlara yumuşak girişimlerle cevap verilmesine tahammül etmez.Çürümeye yakın haldeki hayat ancak ve sadece şiddet ve zora dayalı yöntemlerle yeniden organize edilebilir.” (G. W. F. Hegel; Vorlesungen über die Philosophie der Geschichte; (Tarih Felsefesi Dersleri;Toplu Eserler,s.482).
Yöntem
Machiavelli,bütün silahlı peygamberlerin başarılı olduğu ve silahsızların başarısızlığa uğradıkları gerçeğinden hareketle,politik teorisini ahlakbilim ve ilahiyat ile bir bütün oluşturacak şekilde kurmak yerine,iktidar ve egemenlik tekniklerinin ayrı,özerk bir bilimi olarak tasarlar.
Faaliyetin bir biçimi praxis’ti ve Aristoteles praxis’ten toplumsal, özneler arası (varlıkların) eylemi anlıyordu (Aristoteles,Nikomanya Etiği 1140a 1 ff).Bir ikinci eylem biçimi ise poiesis’ti ve bu biçim,nesnelerin (eşyanın) imalatını (üretimini) sağlayan eylem biçimiydi.
Machiavelli, Roma İmparatorluğu tarihini, ama özellikle de Livius’un metinlerini inceleyerek en dayanıklı, sağlam, uzun ömürlü devlet biçiminin cumhuriyet olduğuna karar kılmıştır (Niccolô Machiavelli, Eski Tarih İtalya Tarihi Üzerine Politik İncelemeler, Discorisi, 1965 Almanca baskısından,s. 128).
Yöntem’in tartışıldığı bu giriş bölümünde ayrıca Osmanlı’daki taht kavgalarına benzer bir şekilde aşağıdaki cümleler yer alıyor:
Discorsî’de, Roma’nın efsanevi kuruluş öyküsünde, önce kendi kardeşini öldüren ardından da dostu Sabina kralı Titus Tatitus’un öldürülmesine onay veren Romulus’u örnek alır.Machiavelli’ye göre kardeşini ve arkadaşını öldürten Romulus’un eylemlerinin motifinin iktidar hırsı olmadığı,onları ‘genel en iyiye’ ulaşmak için ortadan kaldırdığı, hemen senatoya danışmasından ve kararlarını senatoyla birlikte almasından bellidir(Discorsi,s. 29,30).
Tematik Yapı
Machiavelli kötüyü güzelleştirmez,kötünün adını koyar ve amaca yönelik nasıl kullanacağını öğretir.
Örneğin ünlü Alman düşünürü , (sosyolog) Max Weber, Machiavelli doğrultusunda ,bireyin davranışlarını düzenleyen etik ile politikanın etiği (ahlak normları) arasında ayrım yapmış,birinci etiğe inanç etiği diye çevirebileceğimiz (Gesinnungsethik) bir tanım getirirken,bu etiği politik alanın sorumluluk etiği’nden ayırt etmiştir.Birinci etik iyi niyetli,dürüst olmayı hedefleyen insanın etiğidir;ikincisinin böyle bir kaygısı bulunmayıp eylemin sonuçlarına göre tartılabilecek bir ahlak anl***** gelir (Max Weber,”Politik als Beruf/Meslek olarak politika.Toplu yazıları içinde,1958 Tübingen baskısı).
Buraya kadar yapılan önsözden sonra kitab’ın çevirisi başlar:
İTHAF
NICCOLÔ MACHIAVELLI’DEN MUHTEŞEM LORENZO DE MEDICI’YE
Halkların yapısını iyice anlamak için prens olmak,prenslerin yapısını anlamak için de halktan olmak gerekir.
I. Bölümde “Prenslik biçimleri ve bunları ele geçirmenin yolları” konusu altında tam da bir karar ağacına (decision tree) benzer bir anlatım bulunuyor. Olayı basitleştirmek için ben (sadi evren seker) burada bir karar ağacı çizerek anlatmayı uygun buldum.

II. Bölümde “Soydan Gelme (Veraset Yoluyla Elde Edilen) Prenslikler Hakkında” Bölümünde, Kısaca, bu tip prensliklerin daha kolay elde tutulacağından, elde tutma süresinin uzaması durumunda köklerin fazlalaşacağından daha iyi olduğu, elden çıksa bile işgalcinin ilk hatasıyla tekrar ele geçirmenin kolaylığında ve daha az güç ve şiddetle ele geçirilebileceğinden bahsedilmiş.
III KARMA PRENSLİK HAKKINDA
İnsanların daha iyisini bulacaklarına inanarak, seve seve efendi değiştirme eğilimlerinden kaynaklanır; bu sanı, efendilerine karşı silaha sarılmalarına yol açar, ama bir yanılgının kurbanı olurlar; çünkü bu deneyim, sonuçta durumlarının daha da kötüleştiğini gösterir onlara.Bu durum, başına yeni geçilen bir halkı (tebaayı), askerlerle ya da yeni bir fethin gerektirdiği sayısız başka araçlarla baskı altında tutmak gibi başka bir doğal ve kaçınılmaz zorunluğun sonucudur.
(...)
Kendilerine minnet borçlu olduğundan onlara karşı sert önlemlere de başvuramayacağın için, dost edinemezsin; çünkü bir insanın ordusu ne kadar güçlü olursa olsun, bir ülkeye girebilmek için, o ülke halkının desteğine ihtiyacı vardır.(...)Daha önce isyan etmiş ülkeler ikinci kez ele geçirildiklerinde, artık kolayca kaybedilmezler; çünkü senyör, başkaldırıdan yararlanarak suçluları cezalandırmada, kuşkuluları ortaya çıkarmada, en zayıf noktaları güçlendirmede bu kez daha sert ve acımasız davranır.(...)
Aynı dili konuşurlar ya da böyle değildirler.İlk durumda bunları elde tutmak,onların egemeni olarak kalmak çok kolaydır.
(...)İnsanlara eski koşulları sağlanırsa, alışkanlıklarında bir değişiklik olmayacağından, halk bir sorun çıkarmaz ve huzur içinde yaşamayı sürdürür. İlkin eski prensin soyunu kurutması;ikinci olarak da yasalarda ve vergi düzeninde değişikliğe gitmemesi gerekir. (...)Orayı ele geçiren fatihin oraya gidip yerleşmesidir.Türkler,Yunanistan’ da böyle yapmıştır. Bu sayede Çıkan karışıklıklar hemen görülür, hemen gerekli önlemler alınır.(...)
Bir başka çok iyi ve etkili çare de, bu devlette kök salmak için bir iki yerde koloni kurmaktır. İnsanlar ya şımartılıp gönülleri hoş tutulmalı ya da ezilmelidirler; çünkü insanlar uğradıkları küçük zararların intikamını alır, ama büyük zararlarınkini alamazlar. Romalılar ele geçirdikleri ülkelerde bunlara çok dikkat etmiş, koloniler kurmuş, güçsüzleri korumuş, güç kazanmalarını önlemişlerdir; güçlükleri sindirmiş, güçlü yabancıların bu ülkede ün kazanmalarına izin vermemişlerdir.Çünkü savaşı ertelemenin başkaları yararına olacağını bilmişlerdir. “Zaman kazanmak, herşeyi kazanmaktır” ilkesini benimsemeyip kendi beceri ve yeteneklerinin yanı sıra zekâlarının gücüne güvendiler; çünkü zaman herşeyi silip süpürür ve beraberinde iyiyle birlikte kötüyü, kötüyle birlikte iyiyi de getirebilir. Ama güçleri yetmediği halde, ne pahasına olursa olsun fetih yapmaya kalkanlar hata eder ve kınanmayı hak ederler.
(...)
Demek ki Louis şu beş hatayı işlemişti:Gücü az olanları ezdi; İtalya’da güçlü birinin gücünü büsbütün artırdı; İtalya’ya çok güçlü bir yabancıyı getirdi; payitahtını oraya almadı ve İtalya’da koloniler kurmadı. Eğer Venediklilerin ellerinden devletlerini almak gibi altıncı bir hata işlemeseydi, yukardaki hataların, sağlığında ona bir zararı dokunmayabilirdi.
(...)
Fransızların siyasetten anlamadıkları, yoksa Kilise’nin o kadar büyümesine izin vermemelerinin gerektiği yanıtını vermiştim. Bir başkasının güçlenmesine yol açan kendi sonunu hazırlamış olur; çünkü güçlenme beceriyle ya da zor kullanarak sağlanır ve gülenmiş olanın bu iki durumdan da sakınması gerekir.
IV İSKENDER’İN ELE GEÇİRDİĞİ DARA ÜLKESİNİN ONUN ÖLÜMÜNDEN SONRA HALEFLERİNE NİÇİN BAŞKALDIRAMADIĞI HAKKINDA
Prensin, bakan yaparak ödüllendirdiği emir kullarının yardımıyla yönetimi; ötekisi, prensin, kendi ödüllendirmesi sonucu değil, kan bağı nedeniyle baron olanlarla birlikte yönetimidir.
Otoriter kralı yenmek zor, elde tutmak kolaydır. Sancakları güçlü krallığı yenmek kolay, elde tutmak zordur.
V FETHEDİLMEDEN ÖNCE KENDİ YASALARINA GÖRE YAŞAMIŞ OLAN KENTLERİN VE PRENSLİKLERİN NASIL YÖNETİLMESİ GEREKTİĞİ HAKKINDA
Bunlara egemen olmanın üç yolu vardır: İlki, bunları yıkmaktır, ikincisi kişisel ikametini (payitahtı) oraya kaydırmak, üçüncüsü de onları kendi yasalarına göre yaşamaya bırakmak, ancak bu arada bir vergi koymak ve ötekilerin sana itaat etmelerini sağlayacak az sayıda kişiyle bir hükümet kurmaktır.
Özgür yaşamaya alışmış bir kenti (ülkeyi) ele geçirip de yıkamayanın, o kent tarafından yıkılmayı beklemesi yerinde olur.
Prensin yönetimi altında yaşama alışkanlığına sahipseler durum değişir; bu prensin soyu kurutulmuş olduğu için, -uyrukları bir yandan boyun eğerek yaşamaya alışkın olduklarından, bir yandan da eski prensleri artık aralarında olmadığından-
VI SİLAH ZORUYLA YA DA BECERİ VE YETENEKLE ELE GEÇİRİLEN YENİ PRENSLİKLER HAKKINDA
Yeni prens, hiç olmazsa parıltılarından bir nebze nasibini alabilmesi için önemli ve büyük kişileri taklit etmesi doğru olur. (...) Özel, sıradan bir kişinin prens olması durumu ya yetenek ve beceri ya da şans (talih) gerektiğine göre. (...) Erdemleriyle, beceri ve yetenekleriyle prens olanlar, prensliğe zorlukla ulaşır, ama onu kolayca korurlar.(...) Çünkü eski düzenden ve kurumlardan çıkar sağlayan herkes yenilik getirene düşman kesilir, yeni düzenden ve kurumlarından yarar sağlayabilecek kişilerdense ancak gevşek bir destek gelir.(...)
İşlerini yürütmek için rica mı etmektedirler, yoksa zora başvurabilirler mi. (...) İlk durumda başarısızlık kaçınılmazdır. (...) Silahlı peygamberlerin hep yenmeleri, silahsızların yenilmeleri işte bundandır. Burada yenmek kanımca uzun sürede dünya üzerinde başarılı olmak anlamındadır.(sadi)
VII YABANCI SİLAH GÜCÜYLE VE ŞANSIN YARDIMIYLA ELE GEÇİRİLEN PRENSLİKLER HAKKINDA


Boyun eğdirdiği senyörlerin soyunu kurutarak.

Soylu kişileri yanına çekerek.

Kardinaller Kurulu’ nu el verdiğince kendisine bağlamaktı.

İlk saldırıya kendi başına karşı koyabilecek duruma gelmekti.

Demek ki, yeni bir prensliğin başına geçen biri düşmanlarını etkisiz kılmak, dostlar edinmek, kendi gücüyle ya da hileyle zafer kazanmak, halka kendini sevdirmek ve halkı korkutmak, askerlerden itaat ve saygı görmek, kendisine zarar verebilecekleri ya da vermesi gerekenleri ortadan kaldırmak, eski düzeni ve kurumları yeni yöntemlerle yenilemek, sert, iyi yürekli, yüce gönüllü ve eli açık olmak, sadık olmayan bir orduyu dağıtıp yenisini kurmak, krallarla, prenslerle dostluklar kurarak onların kendisine yardımcı olmaktan zevk almalarını ya da zarar vermekten çekinmelerini sağlamak isterse, bu adamın eylemlerinden daha iyi bir örnek bulunmaz.
VIII ALÇAKÇA VE KIYICILIKLA PRENS OLANLAR HAKKINDA
Prens olmanın , İki yolu daha vardır. Haksız ve iğrenç bir yoldan prensliğe yükselmek ya da özel bir kişinin, kendi yurttaşlarının desteğiyle ülkesinin prensi olmasıdır.
Agathokles için:

Bütün senatörleri ve halkın en varlıklılarını askerlerine öldürttü.

Hiçbir direniş ve itaatsizlikle karşılaşmadan hâkimiyetini sürdürdü.

Askerlerin bir bölümünü kuşatmacılara karşı bırakıp geri kalanlarla Afrika’ya saldırdı ve kısa sürede Sirakusa’yı kuşatmadan kurtarıp Kartacalıları zor duruma soktu.

Gereken şiddet girişimlerinin ve eylemlerinin hepsini enikonu hesaplaması ve bunları bir kerede uygulaması gerektiğini belirtelim.

Hep kılıcında olması gerekir; sürekli yeni haksızlıklarla karşılaşan halk ona güven duymayacağı için, o da halkına güvenemez.

İyilik ise yavaş yavaş yapıldığında tadına daha iyi varılır.
Bir prens halkıyla, kötü ya da iyi bir olayın etkileyip değiştiremeyeceği bir biçimde yaşamalıdır; çünkü zor günler gelip de kötülük yapman gerekirse, buna vakit bulamazsın; yaptığın iyilik de bir işe yaramaz, çünkü mecburen yaptığın düşünülür ve kimse gönül borcu duymaz sana.
IV “ÖZEL KİŞİ” NİN PRENS OLMASI HAKKINDA
Halk kendisine hükmedilmesini ve onların kendisini ezmesini istemez, büyüklerse halka hükmetmek ve onu ezmek isterler. Şu üç sonuçtan biri ortaya çıkar: Prenslik eğemenliği, özgürlük ya da kargaşa.
Halk da büyüklere karşı koyamayacağını gördüğünde, gücüyle kendisini koruması için yurttaşlardan bir kişiyi yetkili kılıp prens yapar. Prens hep aynı halkla yaşamak zorundadır; oysa aynı büyüklerle yaşamak zorunda değildir.
(Prensin etrafındaki) büyüklerin başlıca iki özelliğe göre değerlendirilmeleri gerektiğini söylemeliyim; ya davranışlarıyla her şeylerini senin kaderine bağlarlar ya da bağlamazlar.Bağlayanlar eğer aç gözlü değillerse sayıp sevmeleri gerekir; bağlamayanları ya ödlekliklerinden ya da doğuştan cesaretten yoksun oldukları için böyle davranıyorlardır. Özllikle de aklı başında olanlardan yararlanmalısın. Bilinçli bir biçimde sana bağlanmamışlarsa,onların bu davranışı, senden çok kendilerini düşündüklerinin belirtisidir. Bunları düşman bilmen gerekir. Halkla dostluğunu sürdürmelisin. Prensler, Ilımlı sivil bir egemenlik biçiminden, mutlakiyetçi bir düzene geçerlerse tehlikeye düşerler. Zor günlerde yöneticiler ona karşı çıkacaktır. Ölüm uzakta iken herkes prens için canını vermek ister. Her durumda devlete ve sana ihtiyaç duymalarını sağlayacak biçimde davranmalısın.
X HER BİR PRENSLİĞİN GÜCÜNÜN NASIL ÖLÇÜLEBİLECEĞİ HAKKINDA
Surların arkasına sığınıp savunma yapanların hep başkalarına ihtiyaç duyduklarını düşünüyorum.
XI DİNİ KİŞİLERİN PRENSLİĞİ (KİLİSE DEVLETLERİ) HAKKINDA
Bunlar ya erdemle ya talihle ele geçirilir, ama sonra her ikisi de olmaksızın korunurlar. Demek ki, yalnızca bu prenslikler güvenceli ve mutludur.
XII MİLİS TÜRLERİ VE PARALI ORDU HAKKINDA
kitapta buraya kadar prensliklerin kurulma ve çökme çeşitlerinin avantaj dezavantajları incelenmiş. Bu bölümden sonra savunulması ve saldırı çeşitleri incelenecek.
Sahip olması gereken başlıca temeller, iyi yasalar ve iyi bir ordudur.İyi orduların olmadığı yerde iyi yasalar da olmaz ve yasaların iyi olduğu yerlerde iyi orduların olması gerekir.
Prensin sahip olabileceği ordu Ya kendi ordusu ya da paralı, yardımcı ve karma ordulardır.Paralı ve yardımcı ordular bir işe yaramaz ve tehlikelidir. Çünkü prens barış zamanında paralı askerler, savaş zamanında ise düşmanlar tarafından soyulur.
Paralı komutanlar ya kusursuz kimselerdir ya da değildir.Kusursuz kimselerse her zaman kendilerini büyük görmek isterler.
Efendileri olan insanı ya da senin ezmek niyetinde olmadığın birini ezmeyi düşünürler; komutan yetenekli değilse yeteneksizliği senin devirmene yol açar.
Ordunun bir prens ya da cumhuriyet tarafından yönetilmsi gerektiği yanıtını veririm.
Komutayı tekeline almış prensler ve kendi orduları olan cumhuriyetler çok büyük başarılar kazanırlar.Paralı ordular ise zarardan başka bir şey getirmezler.
Kartacalılar neredeyse kendi paralı askerlerinin egemenliği altına giriyorlardı.
Bu komutanlar kendilerine saygınlık sağlamak için ilk önce piyade sınıfının sayğınlığını azalttılar. Bunu yapmalarının nedeni bir yandan devletleri olmaması ve paralı askerlik yaparak geçinmeleri, bir yandan da sayıları az olan piyadelerin onlara ün sağlamaması, ve çok sayıda piyadeyi besleyememeleriydi; bu yüzden süvarilerden yararlandılar; sınırlı sayıda süvariyle hem geçimlerini sağlıyor hem de saygınlık kazanıyorlardı. İşler öyle bir noktaya geldi ki, yirmibin kişilik bir orduda ikibin piyade bile kalmadı.Bundan başka gerek kendilerini gerekse askerlerinin yorulmalarını önlemek ve onları tehlikelerden korumak için her çareye baş vuruyorlardı; bu paralı askerler çatışmalar sırasında birbirlerini öldürmektense tutsak alıyor ve tekrar serbest bırakırken fidye istemiyorlardı;geceleri kuşattıkları kentlere saldırmıyorlar, kuşatılmışlarsa, dışarı çıkıp huruç hareketinde bulunmuyorlardı; ordugâh çevresinde ne hendek kazıyor ne de duvar çekiyorlardı.Kışın sefere çıkmıyorlardı.Askeri disiplin düzenlerinde bütün bunlara izin vardı; yukarıda söylendiği gibi amaç, askerleri yorgunluk ve tehlikelerden korumaktı. Sonuç olarak bunlar İtalya’yı köleliğe aşağılanmaya sürüklediler.
XIII YARDIMCI ORDU, KARMA ORDU VE PRENSİN KENDİ ORDULARI HAKKINDA
Yararsız orduların ikincisi deyardımcı ordudur. Kaybederlerse senin işin bitmiş demektir; zaferleri ise senin köleliğin demektir.
XIV PRENSİN ORDUYLA İLGİLİ GÖREVLERİ HAKKINDA
Sana devletini kaybettiren ilk neden savaş sanatını küçümsemektir, kazandıran ise bu sanatta usta olmaktır.
Silahlı birinin silahsız birine isteyerek itaat etmesi ve silahsız olanın silahlı askerleri arasında güven içinde olması akla uygun değildir. Pren etrafına sürekli “Eğer düşmanlar o tepedeyse ve biz ordumuzla buradaysak hangimiz daha avantajlı oluruz? Düzenimizi koruyarak onlara nasıl saldırabiliriz? Geri çekilecek olursak bunu nasıl yapabiliriz? Geri çekilecek olurlarsa onları nasıl izleyebiliriz” şeklinde sorular sormalı ve barış zamanında görüşlerini almalıdır.
XV İNSANLARIN VE ÖZELLİKLE PRENSLERİN ÖVÜLDÜKLERİ VE SUÇLANDIKLARI ÖZELLİKLER HAKKINDA
Gücünü korumak isteyen bir prens iyi olmamayı öğrenmeli ve zorunluluklar karşısında iyiliği ya da kötülüğü denemelidir.
XVI CİMRİLİK VE TUTUMLULUK HAKKINDA
Cömertlik, senin adını çıkartacak kadar ileri gidecek olursa sana zarar verir. Çünkü, halka aşırı yüklenerek ağır vergilerle onu ezmek ve para kazanmak için yapılabilecek herşeyi yapmak durumunda kalırsın.
Ya prenssindir ya da henüz prens olmak yolundasındır.İlk durumda cömertlik tehlikelidir; prenslik yolunda cömert olarak bilinmek için eli açık davranmak yararlıdır.
Kendi parasını tutumlu harcamalı, halkın parasını veya yabancı malı cömertçe harcamalıdır..
XVII MERHAMET VE ACIMASIZLIK HAKKINDA; SEVİLMEK Mİ YA DA KORKULMAK MI DAHA İYİDİR
Prenslerin acımasız olarak değil de, merhametli olarak ünlenmek istemeleri gerekir.
Sevilmek mi korkulmaktan daha iyidir, yoksa korkulmak mı sevilmekten daha iyidir tartışması çıkmaktadır.Bunun yanıtı hem sevilmek hem de kendisinden korkulmak gerektiği biçimindedir.
Korkulmak, sevilmekten çok daha güven vericidir,derim.
Parayla satın alınan dostluklar, kazanılmış dostluklar değildir ve gerekli oldukları zaman onlardan yararlanılamaz.
Oysa korku bir ceza ile karşılaşma tehlikesinden kaynaklanır ve insanı hiç terk etmez.
XVIII PRENSLER, VERDİKLERİ SÖZLERE NEREYE KADAR BAĞLI KALMALIDIR
Kafalarını karıştırmayı başararak sonunda dürüstlüğü ilke edinmiş prenslere üstün geldiklerini göstermektedir.
O halde iki çeşit mücadele yönteminin ne olduğunu bilmeniz gerekir; bunlardan biri yasalarla, diğeri ise zor ve şiddetle olur; birincisi insanlar, ikincisi hayvanlar için geçerlidir, ama pek çok kere birinci yöntem yeterli olmaz, ikincisine başvurmak gerekir.
Sözü tutmakla zarar göreceğini anlarsa ve onu söz vermeye iten nedenler artık ortada yoksa, sözünü tutamaz ve tutmamalıdır.
Kendisini dinleyen ve görenlere son derece merhametli, son derece inançlı, son derece dürüst, son derece insancıl ve son derece dindar görünmelidir.
XIX AŞAĞILANMAKTAN VE NEFRET EDİLMEKTEN KAÇINMA HAKKINDA
Giriştiği eylemlerde büyüklük, cesaret, ağırbaşlılık, ciddiyet ve güçlülük gibi erdemleri ortaya koymalıdır.
Birisi prnese komplo düzenlemek istediğinde Komplocuya ihanet etmemek için ya onun sadık bir dostu ya da prensten çok nefret eden biri olması gerekir.
Oysa prensin tarafında prensliğin yüceliği, yasalar, kendisini koruyan bir devletin ve arkadaşlarının silahları ve desteği vardır.
Prens, yönetimin nefret ve kine yol açabilecek işlerini başkalarına yüklemeli ve yalnızca minnettarlığa yol açabilecek yanlarını kendi üstüne almalıdır.
Nefret kötü işlerle kazanılabileceği gibi, iyi işlerle de kazanılabilir. (burada kastedilen sanırım iyi işlere düşman olanların nefreti -şadi)
Prensin, kendi hizmetinde çalışanlara ve çevresinde prenslik için görev yapanlara ağır haksızlık yapmaktan kaçınması gerekir.
O zamanlar halktan çok askerleri hoşnut etmek mecburiyeti vardı; bunun nedeni askerlerin halktan daha güçlü olmalarıydı.
XX KALELERİN İNŞASI VE PRENSLERİN HER GÜN BAŞVURDUĞU BAŞKA ÖNLEMLER YARARLI MI, YOKSA ZARARLI MIDIR?
Uyrukları silahlandırmak mümkün olmadığından, silahlandırdıklarına iyi davranırsan ötekiler karşısında daha fazla güvenlik içinde olursun; ayrıcalıklı davrandığın kişiler yapılan muameledeki farkı görünce sana gönül bocu duyarlar. Ötekiler ise seni hoşgörür ve anlayışla karşılar, çünkü daha çok tehlike ve sorumluluk içinde olanların daha iyi bir ücret, ödül ve yükümlülüğe sahip olmalarının gerekli olduğuna görürler.
Bu nedenle pek çok kişi, bilge bir prensin fırsat bulunca kurnazlıkla düşmanlar kazanmasını ve onları ezerek büyüklüğünü artırması gerektiğini düşünürler.
Yalnızca şunu söyleyeceğim: prens iş başına geçtiğinde ona düşman olanlar ayakta kalmak için bir desteğe ihtiyaç duyan kimseler ise prens onları her zaman çok kolayca kazanır ve bunlar prens üzerinde başlangıçta bırakmış oldukları kötü izlenimi yaptıkları işlerle silebileceklerinin bilincinde olduklarından prense büyük bir inançla hizmet ederler.Dolayısıyla prens bu insanlardan, aşırı güvende oldukları için prensin çıkarlarını savsaklayanlara göre daha çok yarar sağlar.
Yabancılardan çok halktan korkan prens kaleler yapmalıdır, ama yabancılardan daha çok korkanın bu işten vazgeçmesi gerekir. En güvenilir kale halkın sevgisidir. (kalelere kapanan yönetim halkı dışlarsa, halk düşmanlarına dost olur)
XXI BİR PRENS, İTİBAR KAZANMAK İÇİN NE YAPMALIDIR?
Büyük işlere girişmek ve çok az görülen örnek davranışlar sunmak kadar hiçbir şey prense itibar kazandıramaz.
Marranoları. Din değiştirerek Hıristiyan olan Yahudi ve Müslümanlar ya da inançlarını gizliden gizliye sürdürenler.
Bir prens hiç çekinmeden ve çekince koymadan birine karşı başka birinin yanında yer alarak gerçek bir dost ya da gerçek bir düşman gibi davrandığı zaman da saygınlık kazanır. Bu tutum tarafsız davranmaktan her zaman daha yararlıdır; çünkü iki güçlü komşu birbirleri ile savaşa girerse, bunlardan biri, ötekini yendiğinde, sen yenenden belli nedenlerle ya korkarsın ya da korkmazsın. Bu her iki durumda da açıkça ortaya çıkıp taraflardan birinin yanında savaşman çok yararlı olur. Çünkü birinci durumda, yani korkman gereken taraf üstün gelmişse, eğer taraf tutmuşsan hep yenenin avı olursun ve yenilen taraf bundan zevk ve mutluluk duyar ve sen korunup sığınma konusunda artık ne bir istekte bulunabilir ne de hak talep edebilirsin.Çünkü yenen taraf güvenmediği ve savaşta kendisine destek olmayan dostlar istemez; yenilen ise silahı alıp kader arkadaşlığı yapmadığın için seni kabul etmez.
Burada belirtmek gerekir ki bir prens başkalarına saldırmak için kendisinden güçlü biriyle hiçbir zaman ittifak yapmamalıdır. Bu ancak yukarıda belirtildiği gibi ortada büyük bir zorunluluk varsa yapılabilir; çünkü ittifaka girdiğin kişiyle birlikte kazanırsanız, sen onun kölesi olursun.
XXII PRENSİN BAKANLARI HAKKINDA
Üç çeşit zekâ vardır.Biri kendiliğinden anlar, öteki başkalarının kendisine anlattıklarını anlar, üçüncüsü ne kendiliğinden anlar ne de başkalarının anlattıklarından.Birincisi çok değerli, ikincisi sadece değerlidir.
Bakanın senden çok kendini düşündüğünü ve yaptığı her işte kendi çıkarını gözettiğini görürsen bu insan hiçbir zaman iyi bir bakan olamaz, ona kesinlikle güvenemezsin.
XXIII DALKAVUKLARDAN NASIL KAÇINILACAĞI HAKKINDA
Dalkavuklardan korunmanın tek çaresi insanların sana doğruyu söylediklerinde senin alınmadığını bilmeleridir.
Akıllı bir prens üçüncü bir yöntem izlemeli, devletine bilge kişiler seçerek gerçeği söyleme konusunda yalnızca onlara yetki vermelidir, ama bu yetki her zaman değil sadece kendilerine sorduğu sorular için geçerli olmalıdır.
Bu nedenle bir prens her zaman kendi dışındakilere fikir danışmalıdır, ama bunu sadece kendisi istediği zaman yapmalıdır; başkaları istediğinde değil.
Saygıda kusur etmemek için herhangi birinin gerçekleri söylemekten çekindiğini fark ederse buna kızmalıdır.
İyi bir danışman ona doğru yol gösterebilir.
Ama o danışman yönetici kısa sürede o devleti prensin elinden alır.
Akıllı olmayan bir prens birden çok kişiye danışır ise birlik içinde olmayan fikirlerle karşılaşır ve bunları birleştiremez.
XXV İNSANLA İLGİLİ İŞLERDE “FORTUNA”NIN ROLÜ NEDİR VE BUNA NASIL KARŞI ÇIKILABİLİR?
Fortuna burada kader anlamında kullanılmış - sadi
Kendisine karşı direnecek bir gücün ortaya konamadığı yerde kudretini gösterir; kendisini durdurabilecek setlerin ve bentlerin olmadığı yerlere yöneltir.
Farklı biçimlerde davranan iki kişi aynı sonuçla karşılaşabilir; öte yandan benzer biçimde davranan iki kişiden biri hedefine ulaşırken öteki bunu başaramayabilir.
Çünkü sağduyu ve sabırla davranan biri için zaman ve koşullar onun davranışına uygunsa başarı söz konusu olur, ama zaman ve koşullar değiştiğinde davranış biçimini değiştiremezse yıkılıp gider.Bu duruma uyum sağlamayı bilecek kadar aklı başında hiç kimse yoktur, çünkü hiç kimse doğanın kendisine yüklediği eğilimlerden sapamayacağı gibi, o güne kadar kendine başarı sağlamış bir yolu hiç kimse terk etmek istemez.Bu yüzden ihtiyatlı bir kişi gözüpek, atılgan, sert olması gereken bir zamanda bunu yapamaz ve bu da onun sonu olur.Oysa zaman ve koşullara göre doğasını değitirebilse, talihi de ters dönmeyecektir.
XXVI İTALYA’YI ALMANYA VE BARBARLARIN ELİNDEN KURTARMAYA DAVET
“Çünkü savaş, onu yapmak zorunda kalan için kutsaldır ve silahlar da, umut sadece onlara kalmışsa kutsaldır.” (Livius IX,10).

Shedai.net