Gösterilen sonuçlar: 1 ile 5 Toplam: 5

İki Şehrin Hikayesi

Kültür, Sanat Kategorisi Kitap Forumunda İki Şehrin Hikayesi Konusununun içerigi kısaca ->> Kitabın Adı : İKİ ŞEHRİN HİKAYESİ Yazarı : Charles DİCKENS Sayfa Adedi : 380 Basıldığı Yer/Yıl : ALTIN YAYINEVİ/1980 1.KİTABIN ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesaj
    1.271
    Rep Gücü
    39041

    İki Şehrin Hikayesi

    Kitabın Adı : İKİ ŞEHRİN HİKAYESİ
    Yazarı : Charles DİCKENS
    Sayfa Adedi : 380
    Basıldığı Yer/Yıl : ALTIN YAYINEVİ/1980

    1.KİTABIN KONUSU:
    Hayattaki büyün zorluklara rağmen kendi onurları ve düşünceleri için mücadele edenlerin hikayesi.
    2.KİTABIN ÖZETİ:
    1775 yılının Kasım ayının dondurucu bir gecesinde eski ve saygı duyulan Tellson bankasının temsilcisi Mr.Jervis Lorry, bir posta arabasıyla Dover şehrine gider.Orada son günler, Londra’dan geri dönmesi için ülkesine çağrılan Lucie Manette adında güzel bir Fransız ile buluşacaktır. Birlikte Paris’e giderler. Manette ‘nin babası, Dr.Manette,Defarge’lerin meyhanesinin üstündeki küçük bir tavan arasında gizlenmektedir. Dr.Manette Bastille hapishanesindeki bir hücrede tek başına 18 yıl hapis tutulmuştur.Şimdi, ruhsal dengesi bozulduğundan Şngiltere’ye mülteci olarak götürülecektir. Lorry ve Luci Manette’nin Paris gezisine Tellson bankasının Jerry Cruncher adında sadık,garip görünüşlü bir hizmetkârı da eşlik eder.
    Defarge’lerin meyhanesi, Paris’teki ihtilalcilerin merkezidir. Eski rejimin baş düşmanı olan Defarge’ler tavan arasını Dr.Manette’ye vermişler ve Dr.Manette de hergün geçmişini hatırlamaya çalışmıştır. Bu arada Bn.Defarge ihtilâl geldiği zaman ortadan kaldırılmasını istediği bütün aristokratların adlarını içeren garip bir atkı örmektedir.
    Lucie ve Jarvis Lorry’nin yaşlı Dr.Manette’yi Londra’ya getirmelerinden beş sene sonra, John Barsad adındaki bir adamın İngiltere aleyhine casusluk yapmakla itham ettiği Charles Darney adındaki bir Fransızca öğretmeninin yargılanmasında bulunurlar. Manette’ler beş sene önce Fransa’dan İngiltere’ye dönerlerken Darney’e vapurda rastladıklarını söylerler.Darney’I parlak bir avukat olan,Sydney Carton kurtarır. Carton sanığa o kadar benzer ki diğer avukat Mr.Stryver,sanığı “tanıyanlar”ın ifadelerini alt üst eder.
    Yargılanmadan sonra, Darney ve Carton Manette’lerin mütevazi evlerini sık sık ziyaret ederler.Darney’in St.Evemonde’ler denen bencil Fransız aristokratlarının mirasçısı oldukları anlaşılır.Onlarala hiçbir alışverişte bulunmamaya karar veren Darney Londra’da yaşamaya karar vermiştir.
    Parlak fakat istikrarsız biri olan Carton,Mr.Stryver’ın davalarının hazırlanmasıyla görevlendirilirse de çok defa sarhoş olduğundan duruşmalarda hazır bulunamaz.Her iki genç de Lucie ‘ye kur yaparlar.Darney’I seçtiği zaman Carton asil bir hareketle Lucie’nin seçtiği bir kimse için hayatını feda etmeye hazır olduğunu söyler.
    Darney ve Lucie evlenirler.Fransa’da ihtilâl patlayıp, ihtilâlciler Bastille hapishanesini basarak mahkumları serbest bıraktıkları zaman, küçük kızları altıyaşındadır.Charles Darney’in amcası St.Evrémondé Markisinin kullandığı arabanın küçük bir çocuğu öldürmesi Fransız köylülerini öfkelendirmiştir.Çocuğun babası Markisi mahkemeye getiremeyince,yatağında öldürmüş ve bunun sonucunda da asılmıştır.

    Bir gün İngiltere’deki yeni St.Evrémondé Markisine bir mektup gelir.Darney, mektuptan, ailesinin eski hizmetçisinin ihtilâlciler tarafından hapsedilir.Markis’e müdahale ederek kendini kurtarmasını rica eder.Çünkü tutuklandığı zaman Charles’in emirlerini yerine getirmeye çalışarak halka aile n***** tazminat vermektedir.Darney,şerefli bir düşünceyle,Fransa’ya giderek bir şeyler yapmaya karar verir.
    Böylece,Paris’e Tellson bankasının bu şehirdeki bir işini yönetecek Jarvis Lorry ile birlikte gider.Darney,şehre gelir gelmez,ülkeye dönen bir aristokrat diye tutuklanır.Haber Ã�ngiltere ulaşır ulaşmaz,Lucie ve Manette,yardım için Fransa’ya giderler.Bastille zindanında uzun yıllar hapsediln Dr.Manette, bu olayın damadının kurtulmasına yardımcı olacağını düşünür.
    Manette’ler Paris’e geldiği zaman terör rejimi tam bir egemenlik kurmuştur. Kana susamış ihtilâlciler,yaşlı doktora saygı gösteriyorlarsa da,Defarge’lerin St.Evrémondé ailesi mensuplarına besledikleri nefret öylesine derindir ki,Darney mahkeme önüne çıkarılmadan önce,bir buçuk yıl hapis yatar.Bütün bu süre zarfında Lucie kocasını göremez.
    Darney ,sonunda mahkeme önüne çıkarılır.Bn.Defarge mahkeme salonunun ön sırasında oturur,şeytani atkısını örer ve Darney’in öldürülmesini ister.Charles, St.Evrémondé’lerle hiçbir alış-verişi olmadığını söyler ve gerçekte ailenin servetinin yıllarca zarar verdikleri halka geri verilmesini emrettiğini söyler. Halkın saygı duyduğu Dr.Manette adının lehine konuştuğu zaman, mahkemedeki dinleyiciler kendisini alkışlarlar.Darney serbest bırakılır.
    Mahkeme kendisini serbest bırakmakla beraber,Darney’in Fransa’dan Ã�ngiltere’ye gitmesine izin vermez.Manette’ler bu zaferi henüz kutlamamışlardı ki, Darney yeniden tutuklanır.Defarge’ler ve kimliği belirtilmeyen esrarengiz bir tanık onu, halk düşmanlığıyla suçlamıştır. Darney,hücresinde teselli edilemez bir durumda kendisini suçlayanın kim olabileceğini , Lucie’nin eski sadık himetçisi Bn.Pross , uzun yıllardır görmediği kayıp kardeşini Paris sokaklarında görür.Bu senelerce önce Ã�ngiltere’deki mahkemede Darney aleyhine tanıklık yapan hain John Barsad’dır.
    Ã�imdi,Sydney Carton da Paris’tedir.Ã�htilâlcilerin bir casusu olarak Barsad’la görüşür. Kendisini, daha önce Ã�ngiltere için casusluk yapmış biri diye teşhir edeceği tehtidinde bulunarak, onunla gizli bir antlaşma yapar.
    Darney’in yeni mahkemesinde,Mr.Deuarge,St.Evrémonde’ları iğrenç suçlamalarla karalayan bir liste çıkarır.Adam, Dr. Manetta’yı da, Darney aleyhindeki tanıklar arasında gösterir. Bu önemli belge, ihtiyar doktor tarafından Bastille’deki hapis hayatı sırasında yazılmış ve ihtilâlciler burasını ele geçirdikleri zaman Defarge,Dr.Manette’nin hücresinde bulmuştur.
    Belgede St.Evrémondé Markisinin dehşet saçan bir suçu nasıl işlediği ve tutuklandığı anlatılmaktadır.Soyluların hukukuna göre Markis Bn.Defarge’in kız kardeşi yoksul bir kızın ırzı geçmiştir.Kız ölüm döşeğindeyken Dr.Manette Evrémondé ailesini lanetlemektedir.
    Uzun yıllar unutulan bu belgenin hakimler üzerinde etkisi olur.Bunu yazdığını reddetmesine ve hakimlerden merhamet dilemesine rağmen,Dr.Marnette’nin sözleri göz önüne alınmaz Darney’in atalarının işlediği suçların cezasını çekmesi kanaatiyle 24 saat içinde giyotinle öldürülmesine karar verilir.Fakat yıllardı kendisini terkeden Sydney Carton, şimdi sevdiği kadının kocası adına hareket etmeye karar verir.Ã�antaj yaptığı Barsad’ın yardımıyla, Barney’in hücresine girmeyi başarır.Kendisi ile elveda içkisi içeceğini söyleyerek Barney’in içkisine uyuştutucu madde katar ve onunla elbiselerini değiştirir.Mahkuma çok benzediğinden Carton,Darney’in adına giyotin altına yatacaktır.


    Bu arada Bn.Defarge Lucie’nin küçük kızı da dahil bütün aileyi ihbar etmek için Manette’nin evine gider. Bn.Pross Darney’ler Fransa’dan kaçarken onun onları yakalamasını engeller.Bu sırada Bn.Defarge Bn.Pross’la boğuşurken kendi silahıyla kendini öldürür.
    Tüm bu olaylar olurken Carton giyotine götürülüyordur.Ã�dam anı gelip giyotin düşmeden önce söylediği söz aynı zamanda kitabında sonu olur:
    “Şimdiye kadar yaptığım her işten çok daha iyi bir iş yapıyorum.Şimdiye kadar böyle bir huzura kavuşmamıştım.”

    3.KİTABIN ANA FİKRİ
    Hayattaki bütün zorluklara rağmen kandi onurumuz ve düşüncelerimiz dğrultusunda mücadele etmeliyiz
    Kitap Özetleri,Kitap Özeti

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye sahrabetis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Nerden
    Aslen Gürcistan ama ANkara'da yaşıyorum
    Yaş
    40
    Mesaj
    1.325
    Rep Gücü
    19339

    Cevap: İki Şehrin Hikayesi

    Çok çok güzel bir kitaptır , dünya klasikleri arasında almayı fazlaca hak etmiş bir kitap . Elimden bıraklmadan okumuş ve sonrasında da üstünde epeyce düşünmüş hatta kendi kritiğimi yapmıştım. Charles Dickens'ın yaptığı betimlemeler , pencerenin önünde dururken paris'in neredeyse kaldırımlarına kadar anlattığı detaylı açıklamaları ve o güçlü kelimeler beni çok etkilemişti . Sayende yeniden hatırladım arkadaşım , teşekkür ederim:)

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesaj
    1.271
    Rep Gücü
    39041

    Cevap: İki Şehrin Hikayesi

    evet haklısnız .benimde en sevdiklerimden biridir.aşk budur diye bende ne kadar çok düşünmüştüm.aynı fikirde olmak güzel.sizinde okumamızı istediğiniz beğendiğiniz unutamadığınız kitapları paylaşmanızı dilerim

  4. #4
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye sahrabetis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2007
    Nerden
    Aslen Gürcistan ama ANkara'da yaşıyorum
    Yaş
    40
    Mesaj
    1.325
    Rep Gücü
    19339

    Cevap: İki Şehrin Hikayesi

    Elbete seve seve ... SOn zamanlarda Semra Beken'in " Kocamın Bekçisi"ni okuyup beğendim , Sadık Aslankara'Nın "cicoz" ve Attila Şenkon'un "Sustum , DUydun mu ?" Hepsini tavsiye edeiblirim gönül rahatlığı ile .

  5. #5
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba



    O günler en iyisiydi, ya da en kötüsüydü, akıl çağıydı ve aptallık çağıydı, inançlar zamanıydı ve inançsızlıklar zamanıydı, ışık mevsimiydi ve karanlık mevsimiydi, umut baharıydı ve umutsuzluk kışıydı; yaşayabilmek için her şey vardı önümüzde ve yaşayabilmek için önümüzde hiçbir şey yoktu; hepimiz doğrudan cennete gidiyorduk, hepimiz doğrudan cehenneme gidiyorduk Kısacası o günler, tıpkı şimdiki gibi o kadar uzaktaydı ki, kimileri iyi ve kötü şeylerin üstünlük derecelerini karşılaştırdığında, o günlerin gelmiş geçmiş en iyi günler olduğunda ısrar ediyorlardı

    ingiltere tahtında bir kral oturuyordu, büyük ağızlı ve çirkin suratlı Fransa tahtında bir kral vardı geniş ağızlı ve bir de kraliçe, güzel yüzlü Bu iki ülkede de kristalden bile daha parlak olan; devletin özel çıkarları uğruna korunan balık ve ekmeklerine bakan soylular, var olan her şeyin değişmeden var olmaya devam edeceğini düşünüyorlardı Bizim kralımızın yıllarıydı, bin yedi yüz-bin yedi yüz yetmiş beş Günümüzde olduğu gibi bu güzel yıllarda da ruhsal keşifler İngiltere’ye bırakılmıştı Bayan Southcott bu yakınlarda yirmi beş kez kutsanmış doğum gününe katılmıştı Hayat koruyucularına özel kâhinlik yeteneğine sahip bir er Londra ve West-minster’ın yutulması için hazırlıklar yapıldığını önceden bildirerek, bu kutsal varlığın gelişini haber vermiştiCocklane’deki hayalet ortadan kaybolah yalnızca on bir – on iki yıl olmuştu Diğer hayaletler gibi haberleri peş peşe verdikten sonra ortadan kaybolmuştu Amerika’da bir İngiliz kongresi tarafından kurulan meclis dünyanın sorunlarıyla ilgili haberleri İngiliz Tacına ve insanlara iletiyordu Ancak ilginç olan, Cocklane’deki hayaletin çoluk çocuğu yardımıyla ortaya atılan haberlerden daha önemli bir durumda olduğu daha sonraları anlaşılacaktı

    Ruhsal olaylarla karşılaştığı zaman, armalı siper ve üç çatallı zıpkın bakımından kardeş sayıldığı ülkeden daha az tolerans gösteren Fransa, hızla tepeden aşağı yuvarlanıyor, kâğıt para basıyor ve harcıyordu Hıristiyan papazların yol göstericiliğinde kendini eğlendiriyordu, kırk elli metre ileride, kendi görüş alanı içinde ilerleyen rahiplerden oluşmuş kirli bir kalabalığa hürmet etmek için yağmurda diz çökmeyi reddeden bir gencin ellerini kesmek, dilini kerpetenle koparmak ya da onu canlı canlı yakmak gibi işlerin peşindeydiler Fransa ve Norveç’in ormanlarından kök salmış ağaçların bazıları da Oduncu Kader tarafından bu zavallının ölmesinden sonra işaretlenmiştir Bu ağaçlar daha sonra kesilecek ve tahta haline getirilecekti ve meydana gelen o torbalı, bıçaklı taşınabilir çerçeveler tarihte berbat bir yere sahip olacaklardı Büyük ihtimalle aynı gün içerisinde, Paris dolaylarında sert topraklan adam etmeye çalışanların şekli bozuk ahırlarına, yağmurdan korunmaları için bazı çirkin mi çirkin arabalar çekilmişti Domuzların üzerinde gezindiği, tavukların içinde yaşadığı bu arabaları çiftçi, Ölüm ve İhtilal uğruna bir kenara saklamıştı Bu arabalar kurbanları giyotine götürecekti Sakin bir şekilde çalışan Oduncu ve Çiftçi tüm işlerini sorunsuz hallederken ayak seslerini bile duymak imkansız gibiydi, zaten uyumadıklarından şüphe etmek dahi vatana ihanet sayılırdı

    Ancak İngilizlerin bu tavırlarının dayanağı olan bir ortam yoktu Geceleri, başkentte silahlı adamlar korkmadan hırsızlık yapıyorlar ve istedikleri yerleri soyuyorlardı İnsanlara eşyalarını, mallarım güvence altına almadan şehri terk etmemeleri uyarısı yapılıyordu Geceleri insanların yollarım kesen bir haydut, gündüzleri şehirde rahatça ticaret yapıyordu Bu adam, eğer kendini tanıyan başka bir tüccar hırsıza yakalandığı zaman onu öldürmekte bir sakınca duymuyordu Bir gün yedi haydut bir posta arabasının önünü kesmiş, arabadaki muhafız bunlardan üçünü öldürmüştü Ancak muhafız “cephanesinin bitmesi sonucu” diğer dört haydut tarafından öldürülmüş ve posta arabası soyulmuştu Londra Valisi, o muhteşem kişilik, Turnham Green’de durdurulmuş ve soyunmak zorunda bırakılmıştı Haydut, bu muhteşem insanı herkesin önünde soymuştu Londra’da mahkumlar hapishanelerde gardiyanlarla adeta savaşıyorlardı, büyük kanun tüm gücüyle ve ihtişamıyla içleri dolu tüfeklerini onların üstüne boşaltıyordu Hırsızlar, Saraydaki soyluların boyunlanndaki haçları koparıp çalıyordu, halk St Giles’e kaçak mal aramaya gelen silahşorlarla çatışıyordu, silahşorlarda karşılık veriyordu ve bu durum kimse tarafından garip veya olağandışı bulunmuyordu Gerçekte işe yaramaz aşağılık bir yaratık olan cellat sürekli çalışma halindeydi ve hala çağrılıyordu Cellat bazen çeşitli işlerle suçlanan insanların ipini çekiyor, bazen bir Cumartesi günü Sah günü kıstırılan bir hırsızın işini görüyor, bazen düzinelerce New Gate insanının etlerini yakıyor, bazen de Westminster Hall’ün kapısındaki küçük kitapçıkları ateşe veriyordu Bugün bir katilin, yarınsa çiftçinin oğlundan altı pençe çalmış olan çaresiz bir zavallının canını alıyordu

    Bütün bu olanlar o sevgili bin yedi yüz yetmiş beş yılında sürüp gidiyordu Oduncu ve Çiftçi kendi hallerinde çalışırken, geniş ağızlı iki adam, biri çirkin biri güzel iki kadın ortalıkta merak uyandıracak bir şekilde dolaşıyorlar, tüm haklarını üstüne basa basa sonuna dek kullanıyorlardı Ve sevgili bin yedi yüz yetmiş beş yılı kral ve sürülerce küçük insanı kendilerine vaat edilmiş yollarda sürüklüyordu ve arkada kalanların kimisi de bu hikâyelerin içinde yer alıyordu

    Kasım ayının sonlarıydı, bir Cuma gecesi oldukça geç saatlerde Dover Postası zorlukla Shooter Yokuşunu çıkıyordu Vadide sis vardı ve ağır ağır yukarılara doğru yükseliyordu Denize benzeyen ıslak yapışkan bu sis koca koca dalgalar gibi yayılıyordu Sisin yoğunluğundan, arabanın lambaları ancak bir iki adım uzağı aydınlatabiliyordu Üç yolcu arabanın yanında çamura bata bata tepeye çıkıyordu Bu havada yürümek hoşlarına gitmiyordu ama buna mecburdular Yokuş dikti, yerler kayıyordu, atlar büe arabayı zorla çekiyorlardı, üç defa durmuşlardı hatta bir kez artık güçleri kalmadığı için geri dönmek istermiş gibi arabayı yolun kenarına doğru çektiler, ama muhafızlar dizginlerini ve kırbaçlarını kullanarak onları tekrar yola sokmuşlardı

    Artık kuyruklarını sallayarak, bu çamur denizinde yürümeye çalışıyorlardı Atlar çok yorgundular, sanki eklem yerleri birbirinden kopacak, oraya buraya dağılıverecek gibiydiler, duraksıyorlardı, birbirlerine çarpıyorlardıPosta arabasının yarımda yürüyen üç yolcu vardı, her taraflarını kapalıydı, atkılarını kulaklarına kadar sardıkları için yüzleri görünmüyordu

    Hepsi kalın çizmeler giymişti, birbirleriyle hiç konuşmadan öylece yürüyorlardı, zaten yolcuların birbiriyle arkadaş olması imkansızdı, çünkü bu yolculardan biri hırsız olabilirdi, ki rastlanmayan bir şey değildi Arabanın arkasmda soğuktan donarak oturan muhafız ayaklarını sallıyor, bir yandan da geceyi dinliyordu Eli silah sandığının üstündeydi, sanki cesaret almak ister gibiydiSandıkta altı tane tabanca, bir tane tüfek ile bir pala vardıDover Postasında yine her zamanki hava vardı Muhafız yolculardan şüpheleniyordu, yolcular da hem birbirlerinden, hem de muhafızdan çekmiyorlardı Birbirlerine güvenleri yoktu; ama arabacının emin olduğu tek bir şey vardı, o da atların yürümeye hallerinin olmadığıydı Kendi kendine “Lanet olası hayvanlar bu yolculuk sonuna ölmezlerse iyidir Deeh, haydi göreyim sizi, tepeye çıktık artık, bir iki adım daha atın,” diyordu

    Sonra muhafıza seslendi: “Joe!”“Efendim?”
    “Saat kaç?”
    “On biri on geçiyor”

    Arabacı atlan kamçıladı ve “Kahretsin, daha tepeye bile çıkamadık,” dedi Atlar kamçının etkisiyle son güçlerini toplayıp harekete geçtiler Posta arabasının yanında bekleyen yolcular arabanın hareketi ile beraber tekrar yürümeye başladılar Hiç birisi arabanın yanından ve diğerlerinden ayrılmıyordu Zaten farklı bir şey teklif edeni oracıkta hırsız diye öldürebilirlerdi

    Atların bu son çabasıyla araba tepeye ulaştı Atlar dinlenmek için biraz durdular, muhafız tekerleklerin önüne takoz koymak için yerinden ayrıldı ve yolcuların binsin diye arabanın kapısını açtı

    Arabacı “Joe!” Diye bağırdı sesinde endişe vardı “Ne oldu Tom?” “Nal sesleri geliyor!” İkisi de bir süre konuşmadan dinlediler Muhafız “Dört nala bir atlı geliyor!” Diyerek hızla yerinden kalktı “Baylar, lütfen arabaya girin,” Diyerek yolcuları çağırdı Sonra tüfeği elinde beklemeye başladı, bu arada yolculardan biri ayağı basamakta öylece duruyordu, çünkü muhafızın sözleri onu dondurmuştu Diğer iki yolcu ise yol kenarında bekliyordu Herkes korkuyordu, bir arabacıya bir muhafıza bakıyorlar, etraf dinliyorlardı Arabaa ve muhafız arabanın tırmandığı yokuşa bakıyorlardı, atlar da kulaklarını hareket ettiriyor, arkalarına bakmaya çalışıyorlardı Bin bir zorlukla ve büyük bir gürültüyle ilerleyen arabanın çıkardığı seslerin kesilmesi, gecenin derin sessizliğini iyice arttırmıştı Tepedeki kalabalıktan tek bir ses çıkmıyordu

    Charles Dickens -KUM SAATİ YAYINLARI

Benzer Konular

  1. Karpuzcunun hikayesi....
    güney Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 18
    Son mesaj: 20-07-2009, 04:01 PM
  2. Sartebus ile kim 'in hikayesi...
    Venhar Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 26-06-2009, 02:44 PM
  3. Şehrin Asi Çocukları
    catpity Tarafından Mesaj Panosu Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 07-02-2009, 11:18 AM
  4. Kırlangıcın hikâyesi
    Eftelya Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 18-11-2008, 12:14 AM
  5. Kurbağanın Hikayesi
    blueice Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 16-05-2008, 08:13 PM
Yukarı Çık