Düşünce oğulunun yorgun arıları sath-ı arzın arz edilmiş çiçeklerinden topladıkları fikrin öz suyunu getirdiler. İçinde kendini arayan soruların bulunduğu, efkârın kuru saksısına döktüm bir sabah vakti…


Fırtınaların ve şiddetli şeylerin çarpışmasından ortaya çıkan netice önemli.Dökülen dökülüyor,saçılan saçılıyor elde kalan olgunlaşmış bir çizgi çoğu zaman.Ya da sindirilmemiş bir tortunun tetiklediği isyan..neden ben, neden ben diye kör bir düğüme üfleyen hasis bir büyücü gizleniyor çatlakların bir yerine.Çoklukla üreyen bakteriler gibi sürekli ürüyor çoğalıyorlar…

Ekmek kırıntısı kadar değerli olan şeyler,çürük ve esassız bir yüklem yüzünden bellerini kırıyorlar.Hırçınlaşıyor mütebakisinde azlık..tükenmişlik umudu fırçalıyor avuçlarındaki renklerle.
Yeknesaklık askerleri kulaklarını tıkamış sert adımlarla resmigeçit yapıyorlar. Kesretin baktığı yerde değil arzuları. Bir nazarın her şeyle her şeyi görebilir yerinde her şeyle her şeyi duyabilir mevkiinden geçiyorlar. Dar mekânların sonsuzluk yollarındaki gölgelerinden.
Cümlelerin olup olmadık yerlerinde kekeleyen şeyleri seviyorum.Soluğu kesilmiş anlatılara suni teneffüs yapan kelimeleri de.Dimağın imbiklerinden damıyan soyu sopu kesik mesnetlerin harap ettiği kalbide.Manasına kan yetiştirmeye çalışan zavallı düşkünlükleride..Neyse işte böyle..
Eşyanın ceplerinde ve elbisesinde nakışlanmış etkinin, insanın temasıyla kopardığı vaveyla ,o çığırtıya aldığın tavırla ilgili bir şey kazanıyor ve kaybediyorsun.Sınama ve sınanma gönül tarlanda ilkel bir kara saban gibi çiftini sürebilir.Bahtının toprağının altını üstüne getirebilir.Kovulmuş ve lanetlenmiş bir pusu atılabilir bahçene..güneş görünmeye bilir tenteneden.İçinde yakarış ve yankıları bir birini kovalayabilir.Dağın taşın ihtizaza gelip yürüyebilir yürüyen cibal gibi.
Her şey bir birine karışır.Didaktik ve lehine bir baskıyı davet edersin.Üzerinde devamlı sallan bir kılıcın olmasını istersin.Göz açtırmayacak kadar yoğun bir tipinin nefesini kesmesini dilersin mesela..Yeter ki sonunda muamma kendini açsın yeter ki sonunda visali olan bir illet bulunsun da,hikmeti seni yerden yere vursun…
Belki ve kaviyyen muhtemel;tufan geçecek ve sefineni cudi de bulacaksın.Mürettebat ve sakinleri olan letaif ve istidatlar yunus gibi sahil-i selameti muhkem bir yerde konaklamış olacaktır…
İnsan ötelere taşınırken..sanki çalısı çok geveni bol bir zeminden sürünerek geçiyor.İpeksi endişeleri,pamuksu hayalleri ve hisleri ile her asabını sarmış binlerce duyguyla beraber.
Sanki, her takınılan uç,her sürtünülen sivrilik,her dokunulan kesici nokta,tesirine göre bir sızı veriyor.Algı hedef noktasının mahiyetine göre kendini gösteriyor.Ne kadar ileriyi görebiliyor ve istikbali ne kadar istikbal ise, nitelik ve ikbalinde genişliyor ve kendini gösteriyorsa ,dişini sıkan ve mahdut tünelin muvakkat ezasına katlanan yolcular, kendi kitaplarını kendilerine ait kalem ve mürekkeple yazıyorlardır.
Boşuna yaşanmıyor boşuna yaşadığını düşündüğün şeylerin dışında yaşananlar.Belki fıtratının şahidi olan ve her vakit sahibini bulmaya müştak ve gözü yaşlı bir sultanın sultanını arayan bir kayıp ilanıdır yükselen sedalar..her yeri yoklayan hakiki bir endişenin, telaşlı ve tedirgin yordamlarıdır köşe bucak.Belki aydınlığına çekilmiş bir sürmenin kalınlığından basireti gizlenmiş. Ağlayıp nalan edip düştüm yola tenha garip..dediği gibi bir harabiyetin ardından görünecek bir gökyüzü farkına varılacak bir yıldız vardır.
Neredesin ey sevgili..nedir bu hicranı layezel..Nedir şu ruhumu irtikap eden serzeniş..Nedir sana ulaşamamamdaki surlar..Bu duvar neyin nesi diyor ve sende işitiyorsan bu sesi..o zaman dediği gibi garibüzzamanın“hayatın başına ne gelse hasendir”yani güzeldir.
Acaba bu mu..şu mu diye batın-ı kalbine aldığın her suretin suratından düşün bin parçaların bin bir ve bin birincisidir uğruna ölünen visalinin cazibesi …
Hem,seyreyle güzel.. şu devinimin devirdiği çamları, yanan canları, vefasını kaybetmiş her şeye teşekkür et ki o kamçının sancısından irkildiğinde başını koyduğun amud-u nurani beldet’ül emin kadar korunaklıdır.

Eğer kendine kıymaktan çekinmez ve korkmaz, ateşten yanmaz bir hale gelirsen ey matlubu rana,hüsn-ü bi-zevalin maksudu bir güzelde sen oldun demektir…

Bazen de insanı bir sükunet kendine çağırır..Sofrasında bir huzur olan sekinet sümbülleriyle serfiraz bir aheng resmi tamamlar.Rayihaları bir birine girmiş bir candan bir cana canlar canına pervaz eden haller husule gelecektir..Bu kablel vuku halin vukuundan evvelki neşrettiği ziya evvel müjdeyi şakır.Muaccel kazanca talip haller kımıldanmaya başlar,acul ve hasis bir karara vasıl olan dest kendini ileri atar ve hava bozulur..Nur gibi hava gibi su gibi olan her şey edepli bir intizarı müştak bir ilgiyi dem tutar.
Hem bazen esrarı kaynar insanın sadrında,bir darbeyi Suzan el vurur ne varsa faş eder..ki o zaman o esrarın bab-ı esrarı örter kapısını…

Vel hasıl; yutkunmak ahvali kemale tevdi etmektir… vs vb ……………


Murat Safitürk

Eser sahibinin izni ile yayınlanmıştır.