+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 4 Toplam: 4
  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    MUTLU PRENS/ Oscar Wilde

    Merhaba!

    Buyuk ustadan devam edelim...
    Kentin yukarısında, yuksek bir sutun ustunde Mutlu Prens'in yontusu duruyordu.
    Bastan basa ince, saf bir altın tabakasıyla kaplıydı; gozleri iki parlak gok yakuttu, kılıcının kabzasında da kocaman bir al yakut parlıyordu.

    Yontuyu pek beğeniyorlardı. Sanatcı zevkleri olduğu ununu kazanmak isteyen bir
    belediye meclisi uyesi,"Sanki hava fırıldağı... oylesine guzel," diye dusuncesini belirtti; ama kendisinin pek pratik olmadığını sanırlar korkusuyla hemen ekledi:
    "Ancak, o kadar da yararlı değil."
    Dikkatli bir anne, ay icin tutturup ağlayan oğluna,
    "Mutlu Prens kadar olamıyor musun? O hicbir sey icin ağlamayı aklına bile getirmez" dedi.
    Umutsuz bir adam, bu cok guzel yontuya bakarak,
    "Hele, dunyada tumuyle mutlu biri varmıs" diye soylendi.
    Hayır kurumunun cocukları parlak kırmızı pelerinleri, tertemiz beyaz onlukleriyle
    kiliseden cıkarlarken
    "Tıpkı melek gibi," dediler.
    Matematik oğretmeni,
    "Nereden biliyorsunuz?" diye sordu,
    "Hic melek gormediniz ki." Cocuklar,
    "A, duslerimizde var ama..." dediler.
    Matematik oğretmeni de kaslarını catıp pek ciddi tavır takındı, cunku cocukların duslemlerle uğrasmasını doğru bulmazdı.

    Bir gece kucuk bir kırlangıc kente doğru cıkageldi. Arkadasları bir bucuk ay once Mısır'a gitmisler, ama bu geri kalmıstı. Cunku en guzel saza gonul vermisti. Ona ta İlkyaz'ın basında, iri sarı bir kelebeğin pesi sıra ırmaktan asağı doğru ucarken raslamıs, sazın ince ve kırılgan beline oyle vurulmustu ki konusmak icin onunde durmustu.Sozu dondurup dolastırmaktan hoslanmayan Kırlangıc,
    "Sizi seveyim mi?" dedi. Saz da yerlere dek eğildi.
    Bunun uzerine kırlangıc kanatlarını suya değdire değdire gumus halkalar cizerek onun
    cevresinde dondu, dondu. Bu onun yanıp yakılmasıydı ve butun yaz surdu. Oteki kırlangıclar,
    "Gulunc bir ilgi; parası yok, sonra soyu sopu da kum gibi," diye cıvıldadılar.
    Doğrusu ırmak da sazlarla dopdoluydu. Sonra guz gelince hepsi ucup gitti. Onlar gittikten sonra Kırlangıc pek yalnız kaldı ve sevgilisinden bıkmaya basladı,
    "Hic konusmuyor," dedi,
    "Sanırım hoppalığı da var, cunku hep ruzgarla cilvelesiyor."
    Ruzgarın her esisinde saz kesin en zarif iltifatlarını yağdırırdı.
    "Evine boyle bağlı olmasını kabul ederim..." diye surdurdu konusmasını,
    "... ama ben gezmeye bayılırım, dolayısıyla karım da gezmeden hoslanmalı."

    Sonunda ona,
    "Benimle geliyor musun?" diye sordu; saz basını yukarı kaldırdı.
    Evine pek bağlıydı.Kırlangıc,
    "Sen beni oyaladın. Ben piramitlere gidiyorum, hoscakal!" diye haykırıp uctu.

    Butun gun uctu, geceleyin kente vardı;
    "Acaba nereye insem? Umarım kent benim icin hazırlıkta bulunmustur," dedi.
    Sonra yuksek sutunun ustundeki yontuyu gordu.
    "Burada kalırım. Bol havalı, cok guzel bir yer" diye Mutlu Prens'in tam ayaklarının
    arasına kondu.
    Cevresine bakınıp uyumaya hazırlanırken, kendi kendisine yavasca,
    "Yatak odam altından," dedi; ama, tam basını kanadının altına koyarken, ustune iri bir su damlası dustu.
    "Ne tuhaf sey, gokte bir tek bulut yok, yıldızlar parıl parıl parlıyor da gene yağmur yağıyor. Avrupa'nın kuzeyinde iklim doğrusu pek kotuymus," diye haykırdı;
    "Saz yağmurdan hoslanırdı, ama bu onun bencilliğinden baska bir sey değildi." Derken bir damla daha dustu.
    "Yağmurdan koruyamayacak olduktan sonra yontunun ne gereği var? İyi bir baca kulahı
    bulmalı" diye ucmaya davrandı.
    Ama daha kanatlarını acmadan ucuncu bir damla dustu. Basını kaldırıp bakınca ne
    gorsun? Mutlu Prens'in gozleri yas icindeydi, altın yanaklarından da gozyasları akıp duruyordu. Yuzu ay ısığında o kadar guzeldi ki kucuk Kırlangıc'ın yureği sızladı:
    "Kimsiniz?" dedi.
    "Ben Mutlu Prensim."Kırlangıc,
    "Oyleyse niye ağlıyorsunuz?" diye sordu,
    "Beni sırılsıklam ettiniz."Yontu,
    "Ben sağken, daha yureğim insan yureğiyken gozyası nedir bilmezdim, cunku kapısından uzuntunun giremediği Sans Souci sarayında otururdum. Gunduzun bahcede arkadaslarımla oynar, aksamları da buyuk salonda dansın basına gecerdim. Bahcenin cevresini saran pek yuksek bir duvar vardı. Ama, onun gerisinde ne olduğunu sormayı aklıma bile getirmezdim. Cevremde her sey o kadar guzeldi ki...
    Buyruğumdakiler bana Mutlu Prens derlerdi; doğrusu mutluydum da; eğlence mutluluksa... İste boyle yasadım, boyle oldum. Artık oluyum diye beni buraya, boyle yukseğe diktiler. Simdi beldemin butun cirkinliğini, olanca duskunluğunu goruyorum. Yureğim kursun olduğu halde elimden ağlamaktan baska bir sey gelmiyor."
    Kırlangıc kendi kendine,
    "Ne, som altından değil mi?" dedi. Kisisel dusuncelerini acıkca soylemeyecek kadar nazikti.
    Yontu alcak, uyumlu bir sesle:
    "Uzakta", dedi, "kucuk bir sokakta yıkık dokuk bir ev var. Pencerelerinden biri acık, icinde de masa basında oturmus bir kadın goruyorum. Yuzu zayıf ve yıpranmıs. Dikis iğnesini durtuklemekten delik desik, kızarmıs, sert elleri var, cunku bu kadın terzi. Kralicenin saraydaki soylesi arkadaslarından en guzeli icin saray balosunda giyilmek uzere canfes bir giysi ustune carkıfelek cicekleri isliyor. Odanın kosesinde, bir yatakta kucuk oğlu hasta yatıyor. Atesi var. Portakal istiyor. Annesindeyse
    ırmak suyundan baska verecek bir sey yok; cocuk da ağlıyor. Kırlangıc, Kırlangıc, kucuk Kırlangıc, kılıcımın kabzasındaki yakutu cıkarıp ona goturmez misin? Ayaklarım bu altlığa percinli de kıpırdayamıyorum." Kırlangıc,
    "Beni Mısır'da bekliyorlar," dedi.
    "Arkadaslarım Nil'de asağı yukarı ucusup iri niluferlerle konusuyor. Yuce Firavun'un turbesinde neredeyse uykuya dalarlar. Boyalı tabutu icinde kendi de oradadır. Baharatla bezenmis, sapsarı kefenle sarılmıstır. Boynunda ucuk yesil yesimden bir zincir vardır. Elleri de solgun yapraklara benzer." Prens,
    "Kırlangıc, Kırlangıc, kucuk Kırlangıc" dedi. "Bir gecelik yanımda kalıp yardımcım olmaz mısın? Cocuk
    oylesine susamıs, annesi de oyle bitkin ki." Kırlangıc yanıtladı:
    "Oğlan cocuklarını da hic sevmem. Gecen yaz ırmakta kaldığım sıralarda bana hep tas atan iki terbiyesiz cocuk vardı, Değirmenci' nin cocukları. Doğallıkla tasları bana hic değdiremezlerdi; biz
    kırlangıclar hızlı uctuğumuzdan, bizi tasla vurmak kolay değildir. Sonra ben cevikliğiyle unlu bir ailenin
    cocuğuyum. Ama, ne de olsa bu saygısızlık belirtisidir."

    Ama Mutlu Prens'in oyle uzgun bir gorunusu vardı ki Kırlangıc ona acıdı:
    "Burası cok soğuk," dedi, "Ancak gene yanınızda bir gece kalır, isinizi gorurum."
    Prens, "Sağol, kucuk Kırlangıc." dedi.
    Kırlangıc da Prens'in kılıcındaki kocaman yakutu gagasıyla aldı ve kentin catıları uzerinden karanlığa daldı. Beyaz mermer meleklerin oyulu olduğu kilise kulesinin yanından gecti. Sarayın onunden
    suzulurken dans sesleri duydu. Guzel bir kız sevgilisiyle balkona cıktı; erkek kıza:
    "Su yıldızlara sasıyorum, su askın gucune sasıyorum," dedi. Kız,
    "Kralicenin balosuna dek bari giysim yetisseydi," diye yanıt verdi, "Ustune carkıfelek cicekleri isletiyorum; ama terziler oyle tembel ki."

    Irmağın uzerinden gecip gemilerin serenlerine asılı fenerleri gordu. Yahudi mahallesinin uzerinden asarken Yahudilerin pazarlık ede ede bakır terazilerle altın tarttıklarını gordu. Sonunda yıkık dokuk eve varıp iceri baktı. Cocuk yatağında ates icinde cırpınıyor, annesi de uyukluyordu; kadıncağız pek yorgundu. Bir sıcrayısta iceri girip kocaman yakutu masanın ustune, kadının yuksuğunun yanına bıraktı.
    Sonra kanatlarıyla cocuğun alnını yelpazeleye yelpazeleye yatağın cevresinde hafif hafif uctu. Cocuk,
    "Nasıl da serinledim, sanırım iyilesiyorum," diye tatlı bir uykuya daldı.

    Sonra Kırlangıc, Prens'in yanına donup yaptıklarını anlattı,
    "Ne tuhaf," dedi, "Hava pek soğuk olduğu halde vucudum sanki cok sıcak." Prens,
    "Cunku iyilik ettin" dedi. Kucuk Kırlangıc da dusunceye varıp sonra da uykuya daldı. Dusunmek her
    zaman uykusunu getirirdi. Gun ağırırken ırmağa inip yıkandı. Kusbilim profesoru kopruden gecerken,
    "Ne gorulmemis sey! Kıs mevsiminde bir kırlangıc!" deyip o kentin gazetesine upuzun bir mektup yazdı.
    Herkes ondan soz etti. Yazı, anlayamadıkları bircok sozcukle dopdoluydu. Kırlangıc,
    "Bu gece Mısır'a gidiyorum," dedi.
    Bu dusunceyle ici icine sığmıyordu. Butun genel anıtları ziyaret edip kilise kulesinin tepesinde uzun uzun oturdu. Nereye gitse serceler cıvıldaya cıvıldaya, birbirlerine,
    "Ne kibar bir yabancı..." dediler.
    Kırlangıc da pek eğlendi. Ay doğunca Mutlu Prens'in yanına dondu,
    "Mısır'da gorulecek isiniz var mı? Hemen yola cıkıyorum" diye seslendi. Prens,
    "Kırlangıc, Kırlangıc, kucuk Kırlangıc," dedi. "Bir gececik daha kalmaz mısın?" Kırlangıc,
    "Beni Mısır'da bekliyorlar" diye yanıt verdi, "Yarın arkadaslarım ikinci cağlayana kadar ucacaklar.
    Orada hasır otlarının arasında bir su aygırı yatar. Koca granit bir taht ustunde Tanrı Memnon oturur.
    Butun gece yıldızlara bakar, sabah yıldızı belirince bir sevinc cığlığı atar, sonra da susar. Oğleyin sarı sarı aslanlar su icmeye ırmak kıyısına gelirler. Yemyesil zebercetler gibi gozleri vardır. Gurlemeleri cağlayanın gurlemesini bastırır. Prens,
    "Kırlangıc, Kırlangıc, kucuk Kırlangıc" dedi, "Uzakta, kentin ta obur basında, catı arasında bir genc
    goruyorum. Uzeri kağıtlarla ortulu bir masaya abanmıs, yanında bardak icinde bir demet solgun menekse var. Sacları kestane renginde kıvırcık, dudakları lal gibi kıpkırmızı; iri, hulyalı gozleri var. Tiyatronun yonetmeni icin bir oyun bitirmeye uğrasıyor. Ocakta ates yok. Aclıktan da gucu kesilmis."

    Tertemiz yurekli kırlangıc, "Bir gece daha beklerim. Bir yakut da ona mı gotureyim?" dedi.
    Prens, "Ne yazık ki artık yakutum yok. Varım yoğum gozlerim. Gozlerim bin yıl once Hindistan'dan getirilmis bulunmaz gok yakuttandır. Birini cıkarıp ona gotur. Kuyumcuya satıp yiyecek bir seyle
    ocakta yakacak odun alır ve oyununu bitirir." Kırlangıc,
    "Prensciğim, bunu yapamam," diye ağlamaya basladı.Prens,
    "Kırlangıc, Kırlangıc, kucuk Kırlangıc; nasıl buyuruyorsam oyle yap," dedi.

    Kırlangıc Prens'in gozunu alıp Oğrenci'nin tavan arasına doğru uctu. Damda bir delik olduğu icin iceri girmesi pek kolaydı. Oradan iceri dalıp odaya girdi. Genc elleriyle yuzunu kapamıstı; kusun kanat cırpmalarını duymadı. Basını kaldırınca guzel gok yakutu solgun menekselerin uzerinde buldu. Genc,
    "Artık beğenilmeye basladım," diye haykırdı, "Beni cok beğenen birindendir bu. Simdi oyunumu
    bitirebilirim." Artık pek mutluydu.

    Kırlangıc, ertesi gun limana indi. Buyuk bir geminin sereni ustunde oturup gemicilerin koca koca sandıkları iplerle ambarlardan cıkarmalarını seyretti. Her sandık cıktıkca,
    "Yıssa, molaaa," diye haykırıyorlardı. Kırlangıc,
    "Mısır'a gidiyorum," diye bağırdı,
    ama kimse aldırmadı, o da ay doğunca Mutlu Prensinin yanına dondu:
    "Sizinle esenlesmeye geldim" diye seslendi.Prens,
    "Kırlangıc, Kırlangıc, kucuk Kırlangıc, bir gececik daha kalmaz mısın?" dedi.Kırlangıc,
    "Kıs geldi, kavurucu kar da nerdeyse gelir. Mısır'da yemyesil hurma ağaclarının uzerinde gunes sıcaktır. Timsahlar da camurlarda yan gelip tembel tembel bakınırlar. Arkadaslarım simdi Baalbek Tapınağı'nda yuva yapıyorlar. Pembeli beyazlı kumrular onları seyrede seyrede birbirlerine karsı dem cekiyorlar. Prensciğim, sevgili Prens, sizden ayrılmalıyım, ama sizi hic unutmayacağım, onumuzdeki İlkyaz'a
    verdiklerinizin yerine iki guzel mucevher getiririm; al yakut, al gullerden daha kırmızı; gok yakut da, engin deniz gibi mavi olacak." Mutlu Prens,
    "Asağıki alanda..." dedi, "... kucuk bir kibritci kız var. Kibritlerini su yoluna dusurdu, hepsi bozuldu. Eve para goturmezse babası dovecek. Kızcağız ağlıyor. Ne ayakkabısı var, ne corabı, bascağızı da
    acık. Obur gozumu cıkar, ona ver de babası dovmesin."Kırlangıc,
    "Yanınızda bir gece daha kalırım," dedi, "Ama gozunuzu cıkaramam. Sonra busbutun kor olursunuz."
    Prens, "Kırlangıc, Kırlangıc, kucuk Kırlangıc, buyruğumu yap" dedi.
    Kırlangıc, Prens'in obur gozunu de alıp asağı doğru fırladı. Kibritci kızın yanından suzulup mucevheri
    avucunun icine bırakıverdi. Kız,
    "Ah, ne guzel cam parcası!" diye gulerek kosa kosa eve gitti. Sonra kucuk Kırlangıc Prens'in yanına dondu,
    "Simdi kor oldunuz" dedi. "Artık ben hep yanınızda kalacağım." Prens,
    "Hayır, kucuk Kırlangıc," dedi, "Sen Mısır'a gitmelisin." Kırlangıc,
    "Hep yanınızda kalacağım," diye Prens'in ayağının dibinde uykuya daldı.

    Ertesi gun hep Prens'in omuzunda oturup ona yabancı ulkelerde gorduklerini anlattı. Nil'in kıyılarında sıra sıra dizilip kırmızı balıkları avlayan kızıl ibis kuslarından; colde oturup her seyi bilen, kendisi de dunyayla yasıt yaslı Sfenks'ten; develerinin yanında kehribar tespih ceke ceke ağır ağır yuruyen
    tacirlerden; Ay dağlarının koskoca bir billura tapan, abanoz gibi kapkara kralından; bir hurma ağacında uyuyup kendisini yirmi rahibe bal helvasıyla besleten koca yesil yılandan; buyuk bir golde iri yayvan yaprakların ustunde yuzup her zaman kelebeklerle savasan Yecuc Mecuclerden soz etti. Prens,
    "Sevgili kucuk Kırlangıc, bana cok meraklı seyler soyluyorsun," dedi, "Ama en meraklı sey, insanların
    acıları. Duskunlukten buyuk hicbir giz yok. Kentimin uzerinde uc da, kucuk Kırlangıc, butun gorduklerini bana anlat."
    Kırlangıc kentin uzerinde uctu: yoksullar kapı diplerinde otururken zenginlerin guzel evlerinde safa
    surduklerini gordu. Karanlık ara yollara girip, kapkara sokaklara kayıtsız kayıtsız bakan ac cocukların kağıt gibi yuzlerini gordu. Bir koprunun kemeri altında iki kucuk cocuğun kucak kucağa yatıp
    birbirlerini ısıtmaya calıstığını gordu. Cocuklar,
    "Aman, cok acız," dediler. Bekci "Orada yatamazsınız," diye bağırdı;
    onlar da yağmur altında gozden yittiler. Sonra donup gorduklerini Prens'e anlattı.
    Prens, "Ustum saf altınla kaplıdır," dedi, yaprak yaprak sokup yoksullarıma gotur; yasayanlar hep altının insanı mutlu edeceğini sanırlar."
    Kırlangıc, Mutlu Prens perisan bir duruma gelinceye kadar altını yaprak yaprak soktu. Yaprak yaprak
    yoksullara dağıttı; cocukların benzine renk geldi ve sokaklarda gulup oynamaya koyuldular, "Artık ekmeğimiz var," diye haykırmaya basladılar.
    Derken kar bastırdı, arkasından da don. Sokaklar sanki gumustenmis gibi parıl parıl parlıyordu. Upuzun
    buzlar evlerin sacaklarından billur hancerler gibi sarkıyor, herkes kurklerle dolasıyor, kucuk cocuklar da
    kıpkırmızı baslıklarla buz ustunde kayıyorlardı.

    Zavallı kucuk Kırlangıc usudukce usudu, ama Prens'i bırakmak istemedi; onu cok seviyordu. Ekmekci
    gormeden fırının dısındaki ekmek ufaklarını topluyor; kanatlarını cırpa cırpa da ısınmaya calısıyordu.
    Ama sonunda oleceğini anladı. Ancak bir kez daha Prens'in omuzuna dek ucabilecek gucu kalmıstı. Hafifce,
    "Hoscakal, sevgili Prens," diyebildi, "Elinizi opmeme izin verir misiniz?"
    Prens, "Demek sonunda Mısır'a gidiyorsun kucuk Kırlangıc; buna sevindim. Burada uzun
    sure kaldın, ama beni dudaklarımdan opmelisin, cunku seni seviyorum," dedi.Kırlangıc,
    "Gittiğim yer Mısır değil" dedi, "Ben olumun ocağına gidiyorum. Olum de uykunun kardesi değil
    mi?"

    Ve Mutlu Prens'i dudaklarından opup ayaklarının dibine olu olarak dustu.
    Tam o anda Mutlu Prens'in icinde bir sey kırılmıs gibi sasırtıcı bir catırtı duyuldu.
    Kursundan yureği, tam ortasından ikiye ayrılmıstı. Don'un pek sert olduğu kesindi.
    Ertesi sabah erkenden Belediye Baskanı, Belediye Meclisi uyeleriyle birlikte asağıdaki
    alanda dolasıyordu.Sutunun onunden gecerken basını kaldırıp yontuya baktı,
    "Vay, Mutlu Prens'e ne olmus boyle?" dedi.
    Her zaman Belediye Baskanı'nın soylediklerine uygun soz soyleyen meclis uyesi de,
    "Sahi, ne kılığa girmis?" diye haykırdı;
    ikisi de, bakmak icin yontunun altlığına cıktılar. Baskan,
    "Kılıcının yakutu dusmus, gozleri gitmis, artık altınlığı da kalmamıs; dilenciden biraz iyi durumda..." dedi.
    Uyeler de,
    "Ya, dilenciden biraz iyi durumda" dediler. Baskan,
    "İste ayaklarının dibinde de bir kus olusu!" diye surdurdu konusmasını,
    "Doğrusu kusların burada olmesine izin verilemeyeceği konusunda bir buyruk cıkarmalıyız."
    Belediye yazmanı bu dusunceyi hemen yazdı. Bunun uzerine Mutlu Prens'in yontusunu yıktılar. Universitede sanat profesoru,
    "Artık guzel olmadığına gore, yararlı da değildir," dedi.
    Sonra yontuyu fırında erittiler. Baskan, madenle ne yapmak gerektiğine bir karar vermek uzere meclisi
    topladı;
    "Elbette baska bir yontu yaptırmalıyız," dedi, "Bu da ancak benim kendi yontum olabilir."
    Meclis uyelerinin her biri,
    "Benim yontum, benim yontum!" diye kavgaya tutustu.
    Son isittiğim zaman hala kavga ediyorlardı. Dokum yerindeki iscilerin bası,
    "Ne tuhaf sey! Bu kursun yurek bir turlu fırında erimiyor; bari bir yana atalım," dedi ve
    Icinde olu kusun da bulunduğu bir toz yığınının ustune attılar. Tanrı meleklerinden birine,
    "Bana kentteki en iyi iki seyi bulup getirin," dedi;
    melek de kursun yurekle olu kusu goturdu.

    Tanrı, "Doğru secmissiniz," dedi,
    "Cunku cennetimin bahcesinde bu kucuk kus sonsuza dek otecek ve Altın Ulkemde Mutlu Prens beni
    kutsayacak."

    OYKULER-OSCAR WILDE
    Ceviren:Nurettin SEVİN
    Is bankasi yayinlari

  2. #2
    Aktif Üye Guney - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Nerden
    İstanbul
    Mesaj
    2.117
    Rep Gücü
    80591
    "O gün öyle apansız
    öyle sesiz
    korkak öperek öldürür
    yüreklisi kılıçla kırpmadan gözlerini"....

    O.Wilde

  3. #3
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Olumun Yakiciligi:
    "Ben olumun ocağına gidiyorum.
    Devami uykuyla ozdes:
    Olum de uykunun kardesi değil mi?"
    Sevginin opucugu olumun atesini alir:
    Ve Mutlu Prens'i dudaklarından opup ayaklarının dibine olu olarak dustu.
    Ve SEVGI'linin kaybi kati kalpleri bile parcalar:
    Tam o anda Mutlu Prens'in icinde bir sey kırılmıs gibi sasırtıcı bir catırtı duyuldu.
    Kursundan yureği, tam ortasından ikiye ayrılmıstı.
    Masalda BUYUKLERI gercekliyen usta.
    Tum sevgiler ona olsun!..........


  4. #4
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba

    Yoksul öğrenci profesörün kızına gönlünü kaptırdığından beri tek istediği onunla baloya gitmek olmuş.. kız davetini kırmızı bir gül karşılığında kabul ettiğinde dünyalar onun olmuş ancak sevinci yerini kırmızı bir gülü elde etmenin çaresizliği ile yer değiştirmiş..

    öğrenci odasının penceresinde çaresiz sesiyle konuşurken onu duyan bülbül bu sesi tanımıştır.. gerçek aşkın sesi karşısında tüm bedellerin ödenmesi gerektiğine inanan bülbül; küçücük bedeniyle öğrencinin penceresinde şakımaya başlayarak bu umutsuzluğa çare bulacağına dair sözünü vermiş..

    bahçedeki tüm güllerin arasında en tatlı sesini kullanarak dolaşan bülbül; kırmızı bir gül için herşeyini feda etmeye hazır olduğuna inandırmış onları.. bu inançlı sese karşılık veren gül bülbülün ölüm fermanını çıkardığını bildiği sesiyle ; bütün gece en güzel aşk şarkılarını dikenlerinden biri göğsüne batmış şekilde söylemeyi başarabilirse sabaha kan kırmızı bir gülün öğrencinin elinde olacağını söylemiş ona..

    bülbül aşkı üstün tuttuğu bedenine bunu yapmayı kabullenmiş.. ay ışığında tüm gece en güzel aşk şarkılarını söylemiş.. kalbinin en derinlerinden gelen bu şarkılarla gittikçe kanı çekilmiş bedeninden..

    sabah uyandığında öğrenci; pencerede güzel kıza götürebileceği kan kırmızı bir gül bulmuş.. heyecanla koşmuş profesörün evine.. kapıyı açan güzel kıza elleri titreye titreye gülü uzatmış... ve eklemiş; "sana bir kırmızı gül getirebilirsem benimle baloya gelebileceğini söylemiştin" , diye.. "evet" , demiş kız "öyle demiştim" , bilmiş bilmiş.. "ancak şimdi baloya başkasıyla gitmem için kıymetli bir hediye aldım.. herkes bilir ki mücevherler güllerden daha değerlidir"..

    öğrenci elindeki gülü fırlatmış sokağın ortasına.. evine doğru atmış adımlarını koşma hızında.. ve aklında "aşk ne saçma şeymiş"

    aynı zamanlarda sokaktan geçen at arabası çiğneyip geçmiş gülü.. sokağa ılık bir kan yayılmış....

    OSCAR WILDE

Benzer Konular

  1. Oscar Wilde'ın mektupları
    mopsy Tarafından Kültür, Sanat Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 19-09-2010, 10:33 PM
  2. BENZERSİZ BİR HAVA FİSEĞİ /Oscar Wilde
    mopsy Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 08-05-2010, 06:30 PM
  3. CANDAN DOST/ Oscar Wilde
    mopsy Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 06-04-2010, 07:29 PM
  4. BENCİL DEV/ Oscar Wilde
    mopsy Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 28-03-2010, 08:52 PM
  5. Dorian Gray'In Portresi - Oscar Wilde
    kaotik Tarafından Kitap Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 05-09-2009, 03:58 AM
Yukarı Çık