Islanma sakın..

Sitemkârım, vefadarım sana..dardayım dardakiler gibi…Dargınlık az gelir..Düz gider sözlerim kıvrılmadan ve çocukça bir hırçınlık çamuru vuruyorum üzerine dizlerimin…

Dayanamadı..incecik bir cammış..Bir canmış cemre gibi…

Duymuyorum söylediğini feleğin..rengini bilmiyorum artık gözlerin..her zamankinden fazla çınlıyor kulaklarım..zorlayıp ağırttım parmaklarımı sevgi üstüne…

Atışan türkülerin yanında olmadım biliyorsun..Koyu renkli bulutlarım bir de gıpta edilen gri tonları vardı hüznümün…

Arada bir kızılca kıyamet kopardı kavrukluğumda..sen ne gülmüşsün ey kırmızı güzellik..Yanmayan yeri kalmadı baharımın…Bülbülü öğrendim ki; uğramayacakmış artık...

Ve o çokça artıkları bir şiirde arttırmıştım... Eşkiya dizelerin eşliğinde...

O diziler ki,düzineler kadar tesbih tanesi..taş kadar camid küflü ve kıymetsiz artık…

Biriktirmiyorum kelimeleri..Yutmak için taşımıyorum da sadrımın sızısına…

Neyim varsa topluyorum…Ne bir merhaba bırakacağım korkuya..ne de korkacağım karanlıktan..ve ürpermeyi dondurdum ayın bilmem kaçında..savaşın adı onurmuş…

Sende duramadın hayatın ömrü sınadığı yerde…Sandukamda bir tütsü..sandukçamın içinde kafur..arkamda bir Yasin kalamadın…

Ne olurdu çöreklenseydi içinde hüzün..hiç umudu kalmasaydı şu tahterevallinin…Ne olurdu ben gidene kadar sabretseydin..Şu toprağın kapısını zakkum gibi çaldığım zaman kadar bekleseydin ne olurdu…

Avuçlarım artık ellerimden yadigâr kalan iki kefeli mahzen…

Gökyüzüne döndürdüğüm içler acısılığımın medet yağmurlarına yüz çevirdiği bir rikkat taşıyorum tohumlar gibi yüreğimde... Adam akıllı çürüyüp yarılsın iyice…

Küçük ayakkabıları var küçüğün..Üşümüşlüğünü gizliyor..ve sorarsa kalbin bir gün o neydi diye, kendine benden işittiğin hiç bir şeyi söyleme..dilsiz kalsın gecelerin…seherlerin de öyle…Sadece salla beşiğini tesellinin belki senelerce uyursun …

Belki abartıyorum..ben bir dumanım.. belki bir tutuşmuş saman alevi..ateşin telaşlı kuru birkaç çırpıyım belki..belki sadece bir çırpıcık dermanı olan bir dirayet…Pat desen olduğu yere yığılacak kadar yorgun…

Evet,Kimse kalmadı harabede..Aşiyanın her şeyi söküldü..Bütün sayfaları döküldü eylül yazılarının…Doydu nemenem kederi varsa karenin..Uzanacak bir emeli de kalmadı pencerelerin…İşlenecek nakışları da o bildik seslerin…

Gelmesin artık hiçbir şey göndermesin his..Hiç bir şeyi atfetmesin adımı anmasın..Adım lazım değil..Lazım değil çala gönül geldiğin üleştiği nağmeler...Lâl şimdi kal’im.. bir vadesiz vaade kadar itiraflarım borçlu geçmişin aynasına…

Ar ettiğim bir şey yok..Edebin önüne koyduğum birkaç karanfil ve mahcup ve mahkum bir hayal mahpustu..müebbet bir başı öndeliği vardı yaftamın…Okundu bir azatlık adak tarafından nezir kıldığım laleler bembeyaz satırlarıyla..ve ayrılık selamsız kelamsız başladı sağanak yağmurlarla beraber ansızın..Islanma ey sırılsıklam olduğum düşlerin çıkmazı sakın ıslanma………………………………………………………………………………………


m_safitürk


kaynak