HANDE ÖĞÜT

İnsan mutluysa âşık değildir” Proust’a göre... Geçmiş Zamanın Ardında’nın bir bölümünü oluştur an, ama kendi başına da özel bir roman olan Swann’ın Aşkı’nda mutluluğu, karşılıksız bir aşk üzerinden bulmaya çalışır kahraman... Güzel sanatlara ve edebiyata düşkün, zengin bir Fransız beyefendisi olan Mösyö Swann kalbini Odette adlı bir fahişeye kaptırınca hayatı altüst olur. Âşık olduğu anki adam değildir artık. Aşkın iki evresi vardır çünkü Proust’a göre. İlk evresi, “aşka düşme”dir ki aşk bir yazgı gibi yaşanır. “Öteki”nin büyüsü altındayızdır. Sonrasındaysa aşk da, biz de olgunlaşırız. Ötekinin erdemi olarak gördüğümüz şeylerin gerçek kaynağının kendimiz olduğunu fark ederiz. Âşık olunan ötekinin güzelliğini, bedenini, kişiliğini, etik, estetik ve kültürel değerler sistemini idealleştiririz. Ancak ötekiyle her düzeyde özdeşlik kurarsak bütünlenebiliriz gibi gelir bize. Oysa sevgide ve nefrette kurulan bir ortaklıktır aşk; yıkıcıdır, öldürür. Popüler dönemden romantik çağa, klasik dönemden çağdaş edebiyata dek romanlar ve öyküler aşk acılarıyla doludur, aşkta ve aşkla eriyip bir olmaktansa...


Aşk ve ölüm


Bir Aşk Hikâyesi, Andre Gorz
Leyla ile Mecnun, Romeo ile Juliet’ten bu yana yaşanan en olağanüstü aşk, Andre Gorz ile karısı Dorine’inkidir kuşkusuz. Dorine’le yaşadığı aşk tutkusunu, “ötekiyle ve sadece onunla, ruh ve vücut olarak bir tür titreşime girme hali” olarak betimleyen Gorz, kendisini var edenin Dorine olduğunu, bu tutkulu aşklarının felsefenin ötesinde ve dışında, başka bir dünyaya ulaşmalarını sağladığını belirtiyordu. Dorine’in hastalığı son safhaya gelince Gorz geride kalan olmayı kabullenemedi ve beraber intihar ettiler. Gorz ölmeden önce Dorine’e olan açıklanamaz aşkını Bir Aşk Hikâyesi başlıklı son kitabında anlattı.


Yann Andréa Steiner, Marguerite Duras; O Aşk, Yann Andrea Steiner
Sevdiği için ölümü göze alan bir başka ikili, Marguerite Duras ile Yann Andrea Steiner’dır.
Ölüm ve aşkı iç içe yaşayan Duras’nın başyapıtlarından Moderato Cantabile’de romanın kahramanı kadın, erkek tarafından öldürülen diğer kadının bir devamıdır. Aşk için bir cinayet işlenmiştir ve ölüm ile aşkın arzusu içrektir. Hayata küstüğü bir dönemde karşısına çıkan oğlu yaşındaki genç sevgilisi Yann Andréa Steiner Duras’ya muhteşem bir enerji verir; birbirlerine adadıkları romanlar yazarlar. Kendini öldürmeden önce Duras’yı tanımak istemiştir Steiner. Oysa farkında olmadan, ona vermeyi hayal ettiği ölüme götürmektedir sevdiği kadını...


Genç Werther’in Acıları, Goethe
Büyük kentin yarattığı ruhsal çöküntüden doğaya kaçan aydın bir gençtir Werther. Kırda tanıştığı soylu bir ailenin güzel kızı Lotte’ye âşık olur. Lotte de kayıtsız değildir bu aşka ama Albert’le nişanlıdır ve onunla evlenir. Sınırı geçmekten korkan Lotte, bir daha görüşmemeleri gerektiğini bildirir genç adama. Bu acıya dayanamayarak hayatına son veren Werther, pek çok kalbi kırık gencin intiharına da vesile olur.


Venedik’te Ölüm, Thomas Mann
Thomas Mann’ın edebiyatının temelini oluşturan aşk ve ölüm temaları üzerine kurulan Venedik’te Ölüm , derin aşkı, sanatçının çıkmazını ve hüzünlü bir ölümü anlatır. Ünlü yazar Gustave Assenbach, Venedik tatilinde tanıştığı genç, neredeyse bir çocuk olan Tadzio’nun kusursuz güzelliği karşısında büyülenir. Ancak bu heyecanı ne taşıyacak, ne yaşayacak güçtedir; trajedisi de burada başlar: “Tadzio, Venedik’te ölmek için en güzel sebeptir.”


Giovanni’nin Odası, James Baldwin
James Baldwin bu tüyler ürpertici romanında, Amerikalı beyaz delikanlı David’in, Paris’te İtalyan garson Giovanni ile yaşadığı eşcinsel ilişkiden toplumsal değer yargılarının baskın çıkışıyla kaçıp evli bir erkek olarak güvenli bir hayat sürmek için eski sevgilisi Hella’ya sığınması ve üçünün yaşadığı trajediyi anlatır. Tutku, pişmanlık ve aşkla harmanlanan romanda, David nişanlısı Hella tarafından terk edilirken Giovanni ölüme mahkûm kılınır.


Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar
Tanpınar’ın şiirsel dilinin doruk noktasına ulaştığı Huzur’un teması, Mümtaz ve Suat’ın Nuran’a olan aşklarıdır. Mümtaz ve Nuran birbirini sevmekte ve evlenmeyi tasarlamaktadırlar. Ümitsizliğe düşen Suat ise kendini asarak intihar eder.


Eylül, Mehmet Rauf
Kösnül bir aşk değil, masum bir aşktır anlatılan zira Rauf, âşıkları bir tünlü kavuşturamayarak bu aşkı sürekli saf tutmaya çalışır. Süreyya ile evli olan Suat, Necip ile tanışınca ruh eşini bulduğunu anlar. Hayatlarının eksiği tamamlanmıştır. Ancak Suat evlidir; birbirlerini unutmayacaklarına söz vererek ayrılırlar. Ne var ki Mehmed Rauf bu sonla yetinmeyerek gerçek anlamda yapay bir son ekler: Köşkte yangın çıkar ve Suat evden çıkamaz, Necip içeri atılır. Aşkın yangınında birlikte yok olup giderler.


Therese Raquin, Emile Zola
Emile Zola’nın ünlü romanı, hastalıklı kuzeniyle evlenmek zorunda kalan, yaşamın renksiz ve tekdüze akışına boyun eğmişken acımasızca bir tutkuya kapılan bir kadının öyküsü dür. Thérèse, kocası Camille’ in arkadaşı Laurent’a âşık olunca gözünü kırpmadan cinayet işleyecek hale gelir. İkili bir sandal gezisinde Camille’i boğarak öldürdükten sonra evlenseler de kocanın hayali peşlerini bırakmaz; işledikleri cinayeti birbirlerine yüklemeye kalkışırlar. Mutluluk projelesi kâbusa dönüşmüştür.


Othello, William Shakespeare
Aşk kıskançlıkla beslenirse sonu ölümdür... Shakespeare bu tragedyasında, Venedikli komutan Othello’nun kıskançlıktan dolayı yaşadığı cinneti anlatır. Othello ve karısı Desdemona birbirlerini büyük bir aşkla sevmektedir. Desdemona, Othello’nun armağanı mendili kaybedinceye kadar... Aşırı kıskançlığın, özyıkıma yol açması bir tragedyadır ve Othello’nun trajedisi, bir sendroma adını verir.


Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali
Hüzünlü bir aşk öyküsü olmakla birlikte edebiyatımızın en başarılı psikolojik anlatılarından biridir Kürk Mantolu Madonna. İkinci Dünya Savaşı arifesinde Berlin’e giden Türk genci Raif’i, içine kapandığı düşler dünyasından, kendisi gibi duygusal Yahudi bir kızla yaşadığı tutkulu bir aşk çıkaracaktır. Ancak Maria’nın toplama kampında ölmesine engel olamaz.


Bir saplantı olarak aşk





Anayurt Oteli, Yusuf Atılgan
Anadolu’daki bir otelde kâtiplik yapan Zebercet, bir gece vakti Ankara Treni ile gelen ve bir gece kaldıktan sonra giden gizemli kadını takıntı haline getirir. Bir arınma figürü olarak araçsallaştırılan kadın yoluyla bütünlüklü erkek kimliğini kurmak isteyen Zebercet, nesneleştiremediği kadının çekim alanında yıkıcı bir benlik dağılması yaşar.


Lolita, Nabokov
Nabokov’un pedofil kahramanı Humbert, sevgilisinin ergenlik çağındaki kızına âşık olunca ikisini de ölümden beter bir sona sürükler. Dolores Haze, zamanından önce yaşlanırken yapayalnız kalan Humbert, zavallı yaşamında her gün ölüme biraz daha yaklaşmaktadır.


Koleksiyoncu, John Fowles
Kelebek koleksiyoncusu Ferdinand, ilk bakışta âşık olduğu Miranda’yı kaçırıp özel olarak döşediği bir mahzene tıkar. İlkin bu duruma isyan eden Miranda, sonra kendisinden beklenen kurban rolünden sıyrılır ve ikili arasında zalimlik ile mazlumluk geçişkenliği başgösterir.




Aşk mabudesi ve femme fatalle kadınlar




Vadideki Zambak, Honore de Balzac
Kont Mortsauf’un eşi ve iki çocuk annesi Madam de Mortsauf ile genç Felix de Vandenesse’in imkânsız aşkını anlatan romanda, Felix’in Leydi Dudley ile yakınlaşması Kontes’i yatağa düşürür. Kontes’in aşk acısından hayatını kaybetmesinin müsebbibi Leydi Dudley, dönem romanlarının vazgeçilmez figürü olan “kötü kadın”a iyi bir örnektir.


Medea, Seneca
Âşık olduğunda canavara dönüşen bir kadın da Medea’dır. Onu âşık ve kıskanç bir kadının hezeyanları sonucu cinayet işlemeyi göze alacak kadar gizemli bir karakter olarak anlatır Seneca. Seneca’nın Medea’sı kendine bahşedilen güçleri, babasının temsil ettiği iktidar için değil de âşık olduğu adam için kullanabilecek kadar gözü kara, âşık ve kıskanç bir kadındır.


Madame Bovary, Gustave Flaubert
Edebiyat tarihinin en tartışmalı karakteri ve “kötü kadını” Madam Bovary, açgözlü, hafifmeşrep bir kadındır. Okuduğu çoksatar aşk romanlarındaki karakterlerden öğrenmiştir aşkı... Kocası Charles Bovary’yi aldatarak yaşadığı iki yasak aşkta, yaşamın ona sunabileceklerinin sınırını görür: Kendi sonunu! İhtiras sarmalında kaybolup giden bu kadın, yaş***** kendi elleriyle son vererek öder aşkın bedelini.


Anna Karenina, Lev Tolstoy
Anna Karenina, varlıklı ve politik güce sahip bir aileden gelir, Batılılaşmış ve modern bir yaşam sürer. Evli bir kadın olmasına rağmen Rus köylüleriyle beraber savaşan Levin’e âşık olur. Hem köleleştirici, hem adanmış bir aşktır bu. Engel ne kadar büyükse, aşk da o kadar büyüktür.


Aşk Fırtınası, Muazzez Tahsin Berkand
Üst sınıfa mensup Feriha ile Refik’in aşkı, araya giren bir kadınla, Nermin’le bozulsa da roman aradaki tüm engellerin kalkmasıyla birlikte mutlu sonla biter. ‘Femme fatale’ bir figür olan Nermin, popüler aşk romanlarının yapısı gereği cezalandırılır, roman, ‘esas kız’ın zaferiyle sonuçlanır.


Handan, Halide Edip Adıvar
İlk dönem romanlarında kadın başkaraktere duyulan hayranlık ve aşk yüzünden, erkek benliğinin yıkımı nı anlatan Halide Edip, Handan’da romanın odağına bir kadını ve onun deneyimlerini al arak yasak aşkı anlat ır. Kocası Hüsnü Paşa tarafından sürekli aldatılan ve sonunda terk edilen Handan, menenjit olur. Refik Cemal Bey’in ilgisiyle iyileş se de vicdan azabıyla kıvranan Handan ölü mden kurtulamaz. Refik Cemal’in romanın başlangıcında Handan’ı tamamıyla bir canavar olarak kurgulayan anlatısı, ona âşık olduktan sonra değişir.



Aşk-ı Memnû, Halid Ziya Uşaklıgil
Romanın trajik öğesi, trajik sonuna da sebep olan, iç içe geçmiş diğer aşklarla çevrili yasak olan aşktır; Bihter’in Behlül’e ‘yeni, imkânsız ve tehlikeli’ olana aşkı... Ancak Behlûl Nihal’le evlenecektir. Kıskançlıktan çıldırıp intikam arzusuyla yanıp tutuşsa da, hayatını düşmüş bir kadın olarak devam ettirme fikrine katlanamaz ve kalbine bir kurşun sıkar Bihter. Düzeni bozan bir ‘femme fatale’ olarak, Tanzimat roman geleneğine eklenir böylelikle.




Âşık ve güçlü kadınlar





Romeo ve Juliet, William Shakespeare
Dünyanın en ünlü aşk hikâyelerinden Romeo ve Juliet’in başkahramanı Juliet, kendi kaderini çizen, kendi hayatının ve aşkının efendisi olabilen güçlü bir kadındır. Kimi seveceğine, kiminle evleneceğine ve en önemlisi nasıl öleceğine kendi karar verir. Sevdiği erkeği ailesine kabul ettirebilmek için tereddüt etmeden kalbini durduracak iksiri içer...


Muhâzarât, Fatma Aliye Hanım
Türk edebiyatının ilk kadın romancısı Fatma Aliye Hanım’ın kadın kahramanları, dönemin eserlerine göre hayli güçlüdürler ve birey özelliği gösterirler. Muhâzarât’ta, Fazıla’ya âşık olan Mukaddem verem olur, Şebib ise intihara kalkışıp zayıflık gösterir. Halbuki Fazıla, kocası tarafından aldatılmasına rağmen intihar noktasına gelse de, yıkımdan kendi kendini kurtarır.


Lady Chatterley’in Sevgilisi, D. H. Lawrence
İngiliz arsitokratı Cifford Catterley, Birinci Dünya Savaşı’nda yaralanarak sakat kalınca karısı, koru bekçisiyle bir maceraya girişir. Bu süreçte cinselliği keşfeden Lady, bir kadın olarak da gücünün farkına varır.


Uğultulu Tepeler, Emily Bronte
Emily Bronte tek romanı Uğultulu Tepeler’de, kimsesiz Heathcliff ve birlikte büyüdüğü Cathy’nin nefretle beslenen ölümcül aşk hikâyesini anlatı r. Bronte, bütün benliğini romanın kahramanı Heathcliff’e adamış ve ona, karşı konulamaz kızgınlığını, engellenmiş şiddet yüklü cinselliğini, karşılık görmemiş aşk tutkusunu, kıskançlığını ve nefretini vermiştir.


Aşk ve Gurur, Jane Austen
Austen romanlarının dikkat çeken özelliklerinden biri, “ilk görüşte aşk” yerine, sağduyuya dayalı aşkı anlatmalarıdır. Aşk ve Gurur’daki Elizabeth Bennet kendi kendini yetiştirmiş, oldukça zeki, nüktedan ve canlı bir yapıya sahiptir. Davranışları serbest ve dili iğneleyicidir; vaktini kitap okuyarak geçirir. Erkek kahramanı Darcy ise Elizabeth’le tamamen zıt yapıdadır; ciddi, gururlu ve kibirli olan bu genç, Elizabeth’e karşı aşağılayıcı bir tutum takınsa da aşkın önüne geçemez...


Caniko, Colette
Caniko’da 1900’lü yılların başında genç bir kadın, genç bir erkek (Caniko) ve orta yaşlı kibar bir fahişe (Lea) arasında gelişen bir aşk hikâyesi anlatır Colette. Lea ve Caniko arasındaki ilişkinin arkasındaki tensel tutku, anne-oğul ilişkisini çağrıştıran halleriyle işlenir romanda. Caniko’nun yayımlanışının ertesinde, kahramanı Lea’yı bizzat kendisi taklit edecek, henüz delikanlılık çağlarındaki üvey oğluyla uzun süreli bir ilişkiye girmekten sakınmayacaktır Colette...


Bir Büyük Aşk, Alexandra Kollontai
Alexandra Kollontai’ya göre “yeni kadın”, kimliğinin sahibidir, aşkta, yaşamın içeriği ve amacını değil, erkekler gibi şiir ve ışık arar. Bir Büyük Aşk ‘ta, 1905 yılında Fransa’da sürgünde yaşayan bir grup devrimciyi ve bir aşkı anlatır yazar. Ünlü sosyalist önder Senya ile ona hayran Nataşa birbirlerini görür görmez âşık olurlar. Ancak Nataşa, ‘yeni kadın’ olarak ilişkideki sorunu fark etmekte gecikmez. Senya’nın, kendisini bağımsız, üretken bir birey, bir sosyalist olduğunu kavramadığını görür ve onu terk eder. Sadece sevilmek değil, görülmek de isteyen Nataşa’nın aşkını erkek budalalığı yok etmiştir.


Malina, Ingeborg Bachmann
Faşizmin, iki insan arasındaki ilişkide başladığını düşünen Ingeborg Bachmann’ın ‘mutlak aşkın romanı’ olarak bilinen Malina ‘sı, iki kişinin aynı zamanda asla paylaşamayacağı, salt cinselliğin çok ötesinde, ancak iç dünyaların yoğunluğunda yaşanabilen bir aşkın romanıdır.


Ateş Merdivenleri, Anais Nin
Hazların ve aşkların çeşitliliği, Anais Nin’in romanlarının temel eksenlerindendir. Lezbiyen aşkı tema edinen Nin, çoklu aşk kurgusunun doruğa çıktığı İçsel Kentler dizisinin ilk kitabı olan Ateş Merdivenleri’nde duygusal ve cinsel gelişim dönemlerindeki bir grup kadının yaş*****, tutkularının esiri olan bir kadın ekseninde ayna tutar. Helen, Sabina ve Lillian aynı erkeğe âşık olmuşlardır. Aralarında birbirini boğan ama öldürmeyen, kıskanan ama özgürleştiren türden, sıradışı bir ilişki yaşanır.


Carol, Patricia Highsmiht
Patricia Highsmith, 1948 Noel’inde New York’taki Bloomingdale’s’in oyuncak bölümünde çalışırken bir kadın müşterisine âşık oldu ve derhal, bir oyuncak mağazasında çalışan tezgâhtar kızla müşterisi arasındaki lezbiyen bir ilişkiyi konu alan Carol’u yazdı. Birkaç dakikalığına gördüğü bu kadın, hem ulaşılmazlığın, hem de burjuva evliliğin bir simgesi olarak nefret de uyandırıyordu onda: “Bugün sadece bir an gördüğüm halde âşık olduğumu sandığım kadını görmeye gittim ve kendimi onu öldürmeye çok yakın hissettim. Cinayet de bir tür sevişme, bir tür sahip olma değil midir?”


Orlando, Virginia Woolf
Gerçek hayattaki aşk üzerinden yaratılan bir roman kahramanı da Orlando’dur. 1922’de, üç ciddi delilik dönemi atlattığında tanışır Vita Sackville-West ile Virginia Woolf. Birbirlerini üstün kadın ve üstün yazar olarak ikonlaştırırlar. Yirmi yılı kapsayan aşk ve dostluk hikâyesinin sonu, İngiliz edebiyat tarihinin en kişisel dipnotlarından biri olacaktır: Vita Sackville-West’in kurgusal biyografisi: Yani Orlando...


http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?