Bom boş muhayyilemim heybesi..Yine kulaklarım çınlıyor..Tınılar tınılar tıngırdıyorlar aldırmadan hiçbir şeye…Ne gelen var ne giden..Kıtlık vurdu merhabamızı..Sen ne kadar kıymetliymişsin hayat…

Ne kadar dolu için içime inat..ne kadar uzaklara dalasım ve bir mesnetsiz kuvveyle gidesim var yine…

Ne de çok ne kadarlığım bu aralar..bu aralar ne kadar çok ara derelerim, beldelerim, belirlilikten belirsizliklerim var…Belki o kadar belliyim ki bellek belleyemiyor beni…

Ne kadar çok alacaya sarılmışım ..ne kadar çok bulacalanmışım…

Büyük duvar kağıtlarına mı yazmalıyım, bir kaleme mi asmalıyım kendimi…

Kendimin kemirgenliklerine o kadar alışmışım ki...

Fikrimin güvelerine de ne kadar çok alışmışım..hele de akşam olunca..hele de cadde yalnızsa tuz biber…Hele başıma ellerimi çekip uykuyu bir rüya erekliliği yoklayınca ve ne kadar kanatlarım güçsüzmüş anlayınca …

Sözün kısası;ne olursa olsun ıslanmak güzel…Kurumak gecikince,bir hatıra titreyiş hafif ateşli bir bekleyiş..Ve öksürüğün kısık ve kesik olanı hani yutağa vuranı makbul..Kıp kırmızı düşlerle sıtmalanıp biraz…

İşin özü özledim yaz günlerini baharı alel acele geçip… Yeşil nahiye yollarından sabahın köründe kendimi kovaçlayıp serin ve derin ve dehrin kuyularına benzemez bir çatırtıdan aşağı sallandırıp geceyi arındıran ve kısmen üşüyen külliyen ürperen bir elçiliği zevalsiz bırakmak hafif dalgalı adı lazım değil sulara…

Yeterince yetimliğine dövündük feleğin dibeğinde biliyorsundur…

Doğrusunu söylemek gerekirse dolu dizgin atsız yularsız bir feryatla firakı binlerce yıllık dalından al aşağı edip..zülfü mahcubeyi acip ve namütenahi layemut bir iklimde sineye işleyecek dualar dokuyorum gizli gizli ve halı ilmiğine benzer itinalarla...Yakarış haliçesinde vurgun anlarında münasip..uyuşup karıncalandığında parmak uçları yokluğun..tesellimin testisi kırılıveriyor alatav balçıklığın sükün çağrışımlarında tel tel açıyorum saçlarını umud güzeli temennilerin…

Yarınları ağırlıyorum yoğun bakımda..hep yarınlar…

Birkaç saat bir iki dakika tutuyorum ücretli, başına ihtimal külahını takıp hoş amedi ettiriyorum kıtalar arası zanlarıma…

Sanki asırlar çit çekiyor sanki akıntı çok ..Sanki görüş mesafesi sıfır bir sislilik var havada…Sanki göz közü görmüyor durmazlar kaplamış her yeri..her yer yerli yerini terk etmiş bir yersizliğe sanki…Sanki ne olduysa kurşun döktürmüşler kubbesine nazargahımın…

Bir yaşında kaldı büyümedi evkatın cücesi..Serpilmedi…

Yüzlerce doğum günü yaptık zırnık mum yakmadan yanan ateşin yanında..Cüretkar kelimelere kırk pare top atışlı şenlikte kurdum sokaklarına tuzakların ama faka bastı ak sakallarımın masal tezgahındaki dillenişleri…

Kısraklar nal toplatıyor ardı sıra peşi peşine evveli tadilat görmüş gölgemin üşüşmesine rağmen bakışlarıma… Neler katmış bana şu kurutulmuş güller…

Kısık kandillerin leyli, meltemnaz edayla raksa getirdiği sızıların yaralarını kaşıtıyorum bazen cerrahi bir arzuya… Yar diye mağzını açtığımda hasretin bir sahife-i mümtazeden har deyiveriyor…

Haylaz bir firar gerçekleştiriyor kapı altından malumu ilamsız şeyler…Nasılsa gelir dediğim hiç bir şey geri gelmiyor..belki geliyorlar da ben tanımıyorum ve ya tanışlık vermiyorlar danışıp bir birlerine…

Hep tutuş tutuş kalsın diye mi gemiler,bilmiyorum…Hülası, yani diyeceğim..hani söylemem gerekirse..Hani, de dersen..güzel dünlerdi anlayacağın…………………………………





m.safitürk

kaynak


Not:Eser sahibinin izni ile yayınlanmıştır.