İnsanı yaralayan en kötü şeylerden biri; “önemsediği kişinin” hareket ya da sözlerine sessiz ve tepkisiz kalmasıdır…
Tepkisizlik; “değer vermemek, ciddiye almamak ve önemsememektir bir bakıma… “
“Ben hiç sinirlenmem” diyenler aslında başkalarını sinirden kahrederler her nedense!..
“Susmak” karşı tarafa “hak etmediği bir ceza” vermek ve içinde bir yerlerde “yük” gibi taşıyıp muhafaza ettiği “korkaklığın” ardına gizlenmektir, namertliktir!...
İster erkek ister kadın “delikanlı olamamanın” ambalajlanmış şeklidir “susmak”..
Sadece kendini, kendi dertlerini, kendi dünyasını düşünen kişilerde oluşur bu megaloman durum, kişi fevrileşir, agresif davranır, kendini dünyanın merkezi sanırken çevresindeki herkesi de peykleri gibi görür!...
Karşısındaki insanın duygularını yorumlamaktan, anlamaktan uzak, ciddiyetsiz ve kaale almaz bir vurdumduymazlıkla konudan konuya atlar, sersemletir, abandone eder,
Yanında yürürken birden yön değiştirip kaybolur, “ne dediği”, ya da ne demek istediği belli değildir, netleşmez bir türlü, hep flu olarak kalır.
Onun için yaptıklarınızı “neden yaptığınız” gerçeğiyle değil, işine geldiği gibi değerlendirir…
Öylesine egoist olur ki; sizi birdenbire ve hiç beklemediğiniz bir anda “satması” işten bile değildir!...
O; alınmış ama verilmemiş bir nefes, yarım kalmış bir cümle, soyadı olmayana isim gibidir… Yani “tamam” olan hiçbir cenahı yoktur,
Tamamlanmasına imkan da yoktur!..
Önce gözleri terk eder sizi, sonra sözleri.. İlgisi; “bir başkasına ilgi göstermesi gerektiği anda” uzaklaşır sizden, tali oluşunuzu hissedersiniz ve asla önceliğinizin olmadığını
Hâlbuki onu yatırıp bir ameliyat masasına “otopsi” yapabilseydiniz yüreğine, bedenine, ruhuna… Anlayacaktınız….
Anlayacaktınız sizin ondaki değerinizi(!), ederinizi(!) ve asla beş para etmez bir mevcudiyet farz edildiğinizi,
Lakin hep iyi tarafından bakmak istersiniz, zaman zaman çok “absürt” bir hale düşseniz de ona hiçbir kötü sıfatı yakıştıramaz onu suçlayamazsınız…
Hatta daha da enteresan olanı “o sizi suçlarken” siz onu aklamaya çalışırsınız…
Oysa suç işlemesi mi gerekir suçlamak için?!..
Suçun “tanımı” nedir?
Sizin kendisi için acı çektiğinizi bildiği halde “sessiz” kalması, bir şey yap(a)maması, hatta belki bundan “gizli” bir haz duyması, siz azabı yaşarken tebessüm etmesi “suç” değil de nedir?
Suç; Yanlış bir şey yapmak değildir sadece, yanlışa giden bir şeyi düzeltmeye çalışmamak ve buna kayıtsız kalmaktır!!!
Suç; Cinayet teşebbüsünü yarım bırakmaktır!!!
Suç; Birini öldürmek kadar, ölmek üzere olan birine yardım etmemektir!!!
Suç; Birine “ihtiyacı varken” ardını dönmektir!!!
Ama neden? Diyenlere de sormak gerek;
---------“AYAĞI KIRILAN ATLARI NEDEN VURURLAR?”

Bütün bu fiillerin failidir o, bunların hepsini yapmış ama esasında yapması gereken hiçbir şeyi yapmamıştır…
Bunu bilirsin, bilirsin ama anlamazlıktan gelirsin, tıpkı “onun da senin sevgini anlamazlıktan geldiği gibi!....”

Sen düz bir çizgide yürümeye çalıştıkça o seni bir labirentin içine çekmeye uğraşır.. Çünkü karmaşa çoğaldıkça onun işi kolaylaşacaktır..
“Aşık-Maşuk” ekseni dünya kurulalı beri böyle gelmiş ve böylede gidecek belli ki..
Beklentilerin sonu gelmez elbet, gelmeyecek de…...
Tam “beni anlayanı buldum” derken bir de bakacaksın; o’da kendini anlayacak birini arıyor!..

Hani hep söyleriz; “Aşk; söylenen her şeyin üstüne, en son senin söylediğin sözdür”

Sen şimdi enine boyuna bir daha düşün!.... Bu satırların altına “neyin eksik kaldığını düşünüyorsan” onu ekle…
Ama unutma!.. Senden sonra da bir şeyler ekleme gereği duyanlar mutlaka olacaktır ve bu kısır döngü tıpkı dünya gibi dönmeye devam edecek, sonsuza dek!..
Ve hep tekrarlanacak bir tiyatro sahnesidir bu, yani bir tür sarmal,
Sahi, neydi o?
“ÂŞIK-MAŞUK ve sonuç olarak; SÜKÛT-U HAYAL”

“Kadir Albayrak”