SHAKESPEARE’İN SONELERİ

Shakespeare’in soneleriyle ilgili en güvenilir kaynak, 1609 yılında Thomas Thorpe adına Stationers Kayıt Defterine geçirilen Quarto baskısıdır. Buradaki metnin Shakespeare’in kendi notlarına ya da notların özenle çıkarılmış bir kopyasına dayandığı sanılmaktadır.

1609 metninin sağlam ve güvenilir bir kaynağa dayanmadığını öne sürenler olmuştur. Bu düşünceyi savunanlar gerekçe olarak, 154 sonelik dermede sanat değeri oldukça düşük sonelerin varılığını göstermektedirler. Ayrıca, özellikle 19. yüzyıl araştırmacı ve yorumcuları, ahlaki açıdan kimi soneleri Shakespeare’e yakışır bulmamışlar ve bunların başka şairlerce yazılmış olabileceğini ileri sürmüşlerdir. Bu ve benzeri savları haklı çıkarmaya yeterli nesnel ve inandırıcı kanıtlar şimdiye dek ortaya konamamıştır.

Thomas Thorpe’un, dermeyi iki ana bölüme ayırarak düzenlemesi genel olarak eleştirmen ve yorumcularca uygun karşılanır. Thorpe, ilk 126 sonenin genç bir soyluya yazıldığı ya da onu konu olarak aldığı; geri kalan sonelerin ise aynı kişiye yazılmış olmakla birlikte, bir esmek kadını (“dark lady”) konu aldığı görüşündeydi. Ancak, sonelerin sıralanış biçiminde günümüz eleştirmenleri Thorpe’den ayrılırlar. Bu eleştirmenlere göre, soneleri belli bir sıraya sokabilmek için elde yeterli sayıda veri olmadığı gibi, dermenin bölümlere ayrılabilmesini gerektirecek somut bir kanıttan da söz edilemez.

Sonelerin tümünün değilse bile büyük bir kesiminin 1592-1598 yılları arasında yazıldığı sanılmaktadır. Elizabeth çağında sone türünün yaygınlaşarak benimsenmesi, Sidney’in Astrophel ve Stella adlı sone dizisinin yayımlandığı 1591 yılına rastlar. 1592-1598 yılları arasında yirmiye yakın sone dizisinin yayımlandığı biliniyor. Çeşitli kaynaklardan, Shakespeare’in sonelerinin büyük bir bölümünün de 1598’den önce yazılmış olabileceğini öğreniyoruz. Francis Meres, 1598 yılında Stationers Kayıt Defterine adı geçirilen Palladis Tamia: Wit’s Treasury adlı yapıtında Shakespeare’in “yakın dostları arasında pek beğenilen soneleri”nden söz eder. 138 ve 144 sayılı soneler, ufak değişikliklerle, 1599 yılında yayımlanan Passionate Pilgrim adlı derlemede yer alır.

Soneler kimi yorumcularca yarı örtülü bir yaşam öyküsü, kimilerince ise, yeni yeni yaygınlaşmaya başlayan türde salt yazınsal denemeler olarak görülür. Sonelerin, Shakespeare’in yaşamında kesitler, durumlar, olaylar, ya da örgüler (motifler) yansıttığı görüşünde olanlar, dermedeki başlıca kişileri de Shakespeare’in çevresinde aramışlardır. Sonelerdeki genç ve soylu dost ile “esmer kadın”ın kimler olabileceği bu kişilerce uzun uzadıya araştırılmış. Önde gelen adaylar arasında, Shakespeare’in erkek dostu için, Earl of Southampton ile Earl of Pembroke’un adları, Shakespeare’le birlikte başkalarını da baştan çıkardığı anlaşılan “esmer kadın” içinse Mary Fitton adı üzerinde özellikle duruluyor.

Soneleri salt yazınsal denemeler olarak görenlerse, bunların, Batı Avrupa yazınına yaklaşık üç yüz yıl damgasını vurmuş olan bir gelenek çerçevesi içinde değerlendirilmesi gerektiğini savunuyorlar. Bu bağlamda, Shakespeare’in Petrarca’dan ve onun tarafından başlatılmış olan sone geleneğinden ne ölçüde etkilenmiş olabileceği önem kazanıyor. Petrarca’nın, 317 sonesinin hemen tümünün Laura adını verdiği bir kadına yazdığı biliniyor. Petrarca’nın sonelerinde Laura yarı gerçek, yarı hayal ürünü bir kadın kimliğinde. Shakespeare’in Petrarca’yı İtalyanca’dan da okumuş olabileceği düşünülmekle birlikte, İtalyan şairini Thomas Wyatt ve Earl of Surrey tarafından yapılan çeviriler aracılığıyla tanımış olması daha akla yakın bulunuyor. Shakespeare’in, Sir Philip Sidney’in sonelerini okuduğuna ilişkin izler ise daha belirgin. Kimi eleştirmenler de Shakespeare’in en çok Samuel Daniel’in Delia adlı sone dizisinden etkilendiği görüşünde. Bu görüşü taşıyanlar, Shakespeare’in de Daniel gibi alışılmadık, şaşırtıcı ve çarpıcı söz sanatlarına, özellikle benzetme ve eğretilemelere aşırı düşkünlüğüyle dikkati çekiyorlar.

Shakespeare’i etkileyen, ona esin kaynağı olan yazarlar arasında Ovidius başta gelir. Ovidius’un Dönüşümler (Metamorphoses) adlı yapıtının, Arthur Golding’in çevirisiyle 1565-1567 yıllarında yayımlandığı biliniyor. Ovidius ve Horatius’la başlayarak Shakespeare’in çağına değin yaygın bir kullanım alanı bulmuş olan ve Petrarca’da da görülen, örgelerden biri de “evrenselleştirme” teması. Bu temaya göre, bir şairin dizelerinde dile getirdiği övgü, övülen kişiyi yeryüzünde ölümsüzleştirir. Zamanın yıpratıcı, yıkıcı etkisine karşı koymanın tek yolu, şiirde kazanılan ölümsüzlük. Shakespeare’in sonelerinden on üçü bu temayı işliyor. Tema, 55 sayılı sonenin ilk dizelerinde güçlü bir deyişle dile getirilmiş:
Ne mermer heykeller, ne beylerin süslü anıtları
Kalmış olacak, bu yaman şiir yaşıyorken gelecekte.
64 sayılı sonede de Shakespeare Ovidius’u örnek almış. Denizin sürgit karaları aşındırmasını anlatırken, bitimsiz değişimin geride bıraktığı yıkıntı ve yıkımı çarpıcı bir örnekle anlatıyor. Zaman, değişim, ölüm ve ölümsüzlük, sevgi, dostluk, güzellik, Shakespeare’in bıkmadan işlediği konular arasında.

Shakespeare’in günümüze ulaşan toplam 154 sonesinden son ikisi işledikleri konu açısından öncekilerden ayrılır. 153 ve 154 sayılı sonelerde, eski bir Yunan şiirinden alınma bir tema iki ayrı biçimde işlenmiş.

Soneler dizisiyle Shakespeare’in yaşamı arasında bir bağ olabileceği varsayımından gidilirse, ilk 152 sonede, belli bir bütünlüğü olan, yer yer oldukça gerilimli olay ve durumlara yer veren bir anlatıdan, ya da bir oyunun sahnelendiğinden söz edilebilir. Oyunun başlıca kişileri: Bir şair, onun yakın dostu, ve kumral ya da esmer bir kadındır. Şairin dostunun yüksek mevkide bir soylu olduğu sanılmaktadır.

İlk 126 sone, şairin dostun, tek tek ya da birkaçı bir arada, gönderdiği şiirsel mektuplar niteliğini taşır. 127 sayılı soneden başlayarak 152. soneyi de içine alan grup “esmer kadın”la ilgilidir. Ancak, şairin dosttan, evlenip çocuk sahibi olması isteniyor. Bu kesimde yer alan tanışma devresinden sonra genç soyluyla şair arasında coşkulu (ve cinsel yanı da ağırlıklı) bir dostluk kuruluyor. Dizinin sonraki sonelerinde bu dostlukl agelen mutluluk ya da hayal kırıklığı dolu anlar dile getiriliyor. Bu arada iki dost arasındaki sevgi, ansızın ortaya çıkan ve soylu dostun gözünü üstüne çekmeyi başaran bir “rakip şair” yüzünden çetin bir sınavdan geçiyor. Baş kişiler arasında gerilim yükseliyor ve ilişkileri koparabilecek tehlikeli boyutlara ulaşıyor. Alımlı ve uçarı gencin, şairin sevdiği kadını ayarttığını görüyoruz. Shakespeare, bu kadınla arasındaki ilişkinin çeşitli evrelerini anlatıyor. Kadının, Shakespeare’in aklını çelişine ve sevgisine karşılık buluşuna tanık oluyoruz. Shakespeare ve arkadaşı bir süre, birbirinden gizli, kadınla abğ kuruyorlar. Şair, gerçeği öğrenince durumu irdeliyor, duygu ve düşüncelerini açıklıyor ve arkadaşını bağışlıyor. Bununla birlikte, kadının sorumsuzluğunu acı acı eleştirmekten kendisi alamıyor. Kadının ikiyüzlülüğü ile birlikte, onun kendinde uyandırdığı istek, çelişik duygulara gödürüyor şairi. Sonunda, kadınla olan bağlarını koparıyor ve ömrü boyunca sürdüğü anlaşılan dostluğu daha sağlam temeller üzerine oturtuyor.

Petrarca’yla gelen geleneklerin çoğu Shakespeare’de aynı ağırlığı taşımaz. Örneğin, “sevgisi karşılık görmediği için yanıp yakınan sevdalı” örgesi Shakespeare’in sonelerinde çokça vurgulanmamış. “Uykusuz geçen gecelerin çilesi”ne de sonelerde hemen hemen hiç yer verilmez. Sevgili, doğadan alınma öğelerle karşılaştırılmaz. Dahası, Shakespeare böylesi basmakalıp benzetmeleri alaya bile alır (Sone 130). Shakespeare’in sonelerinin yarıdan çoğu Petrarca geleneklerinden arınmıştır. Yeni konular, yeni örgeler, yeni gözlemler getirir Shakespeare; “Ölümün sonsuz gecesinde kalan dostlar” için gözyaşı döker (Sone 30); “Kiminin sanatına, kimininse bilgisine sahip olmadığından cesaretinin kırıldığından” söz eder (Sone 29). 66 sayılı sonede karamsar bir anını dile getirir. Budalalık ve kötülüğün her yerde bilgelik ve erdemi geride bıraktığından yakınır. Shakespeare’in getirdiği çarpıcı yeniliklerden biri de, “esmer kadın”a duyduğu ilginin yalnızca bedensel, duyusal olduğunu ve cinsel doygunluğu bir çeşit burukluk ve tiksinti duygusunun izlediğini açıklamasıdır. Bu arada, Shakespeare’e en çok acı veren, sevgilisinin dönekliği, ikiyüzlülüğü ve vefasızlığı olur.

Shakespeare’i çağdaşı yazarlardan ayıran, sesini içinde yaşadığı çağın ve toplumun ötesine duyurmasını sağlayan, ona evrensellik kazandıran öğe, sonelerin arasında, türün doruğuna ulaşmış yetkin örnekler bulunmasıdır. Duyarlı ve dikkatli bir okur için bu örnekler çeşitli boyut ve düzlemlerde değişik ve her zaman için geçerli anlamlar içerir.

SONNETS-Remzi Kitabevi
Çevirenler; Bülent-Saadet Bozkurt