1. Sayfa, Toplam 3 123 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 29

Montaigne: SEVENLER VE SEVİLENLER

Kültür, Sanat Kategorisi Edebiyat Forumunda Montaigne: SEVENLER VE SEVİLENLER Konusununun içerigi kısaca ->> Doğanın gerçekten bir yasası varsa, daha doğrusu hayvanlarla bizim her yerde ve her zaman ortak bir içgüdümüz olabilirse (ki tartışma ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesaj
    1.271
    Rep Gücü
    39041

    Montaigne: SEVENLER VE SEVİLENLER

    Doğanın gerçekten bir yasası varsa, daha doğrusu hayvanlarla bizim her yerde ve her zaman ortak bir içgüdümüz olabilirse (ki tartışma konusudur) ben kendi hesabıma diyebilirim ki, her canlının kendini koruma ve zararlardan kaçma çabasından sonra dölleyenin dölüne beslediği sevgi bu alanda ikinci yeri tutar.


    Ve doğa, kurduğu makinenin yedek parçalarını çoğaltıp sürdürmeye, hep daha ilerisini sağlamaya bakıp bizden öyle istediği için, sevginin geriye doğru, çocuklardan babalara karşı pek o kadar büyük olmamasına şaşmalı.

    Buna Aristoteles'in düşüncesini de eklersek, birisine iyilik eden onu, onun kendisini seveceğinden daha çok sever; borçlunun borçlu olduğu kimseyi daha az sevmesi gibi. Her işçi de işini daha çok sever. Kaldı ki biz var olmaya düşkünüz, var olmaksa devinmek, iş görmektir. Onun için herkes işinde var oluyor gibidir.





    İyilik eden güzel, dürüst bir iş görür; iyilik edilense bir yarar görmüş olur sadece. Ama yararlılık doğruluktan daha az sevgi değer bir şeydir. Doğruluk temelli, süreklidir; insanın ondan göreceği karşılık değişmez.

    Yararlılık yiter, elden kaçar kolayca; anımsaması da ne uzun sürer, ne de hoş gelir insana. En zora yapılan şeyi en çok severiz. Vermekse almaktan daha zordur.,
    karakutu.com

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Sn.shgiptare; mosyo Montaigne gibi bir devle forumumuzu sarsmaya karar vermis.
    Bizde sarsilmaya dunden razi olanlar olarak destek olma adina...
    Ayni bolume Kitap 2 bolum 8'e devam edelim.

    Montaigne: DOĞRULUK KAYGISI

    Düşünce çatışmaları beni ne kırar, ne yıldırır, sadece dürtükler, kafamı çalıştırır. Eleştirilmekten kaçarız: Oysa ki bunu kendiliğimizden istememiz, gelin, bizi eleştirin dememiz gerekir: Hele eleştirme bir ders gibi değil de bir karşılıklı konuşma gibi olursa.

    Biri çıkıp bizim düşüncemizin tersini söyledi mi, onun doğru söyleyip söylemediğine değil, doğru yanlış, kendi düşüncemizi savunmaya bakarız. Bizi düzeltmek isteyene kollarımızı açacak yerde, yumruklarımızı sıkıyoruz. Ama ben dostlarımın bana sert davranmasını istiyorum. Sen bir budalasın, saçmalıyorsun, desinler bana. Ben, dostlar arasında açık, yiğitçe konuşulmasını isterim; dostların düşünceleri neyse sözleri de o olmalı.

    Kulaklarımızı öyle sert öyle kaba birer kulak yapmalıyız ki, salon konuşmalarının yumuşak seslerini duymaz olsunlar.

    Ben, biraraya gelen insanların, sertçe, erkekçe konuşmalarını isterim. Dostlar arasındaki bağlar sert, yırtıcı olmalı: Nasıl ki aşk da ısırmalar, kanatmalar ister! Dostluk kavgacı olmadı mı, sağlam ve cömert de değildir. Nazlı, yapmacık bir hava, birini kırma korkusu dostluğa rahat nefes aldırmaz:
    Neque enim disputari sine reprehensione potest. (Cicero)
    Çatışmadan tartışılamaz.
    Bana çatıldığı zaman öfkem değil dikkatim uyanır: Bana çatandan bir şeyler öğrenmeye can atarım. Doğruyu bulmak her iki tarafın kaygısı olmalı. İnsan öfkelendi mi düşünemez olur aklından önce sinirleri işler. Tartışmalarda bahis tutuşmak hiç de faydasız değildir. Doğrudan ayrıldık mı, elle tutulur bir şeyler kaybetmeliyiz. Yıl sonunda uşağım demeli ki bana: Bilgisizlik ve inatçılık yüzünden bu yıl bin lira kaybettiniz. Doğruyu hangi elde görsem sevinçle karşılar; uzaktan kokusunu alır almaz silahlarımı atar, teslim olurum. Fazla yukardan ve insafsız olmadıkça yazılarıma çatılmasını hoş görmüş,çoğu kez karşımdakini kırmamak için yazdıklarıma istenen biçimi verdiğim olmuştur.

    Zararıma da olsa eleştirmeciye uysal davranmalıyım ki beni her zaman serbetçe uyarsın, kendimi düzeltmeme yardım etsin. Doğrusu çağdaşlarımı böyle bir işten yana çekmek kolay değil. Düzeltilmek herkesin ağrına gittiği için kimse kimseyi düzeltmeyi göze alamıyor. Düşüncesini saklayarak konuşuyor çokları.
    Konu mopsy tarafından (07-11-2009 Saat 10:20 AM ) değiştirilmiştir.

  3. #3
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573
    yazarların çogunda,yazan adamı görüyorum,montaigne'de ise düşünen adamı


    demişti ,Montesquieu...çok doğru bir tesbit...ortaokul yıllarımda tanıştığım bu düşünen adamdan,keyifli paylaşımlara devam etmenizi dilerim...
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  4. #4
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesaj
    1.271
    Rep Gücü
    39041

    Montaigne: ÖLÜM -bölüm 1

    Bütün dertlerin bittiği yere gideceğiz diye dertlenmek ne budalalık! Nasıl doğuşumuz bizim için her şeyin doğuşu olduysa, ölümümüz de her şeyin ölümü olacak. Öyle ise, yüz yıl daha yaşamayacağız diye ağlamak, yüz yıl önce yaşamadığımıza ağlamak kadar deliliktir. Ölüm başka bir hayatın kaynağıdır. Bu hayata gelirken de ağladık, eziyet çektik; bu hayata da eski şeklimizden soyunarak girdik.


    Başımıza bir kez gelen şey büyük bir dert sayılamaz. Bir anda olup biten bir şey için bu kadar zaman korku çekmek akıl karı mıdır? Ölüm uzun ömürle kısa ömür arasındaki ayrımı kaldırır çünkü yaşamayanlar için zamanın uzunu kısası yoktur. Aristo, Hypanis ırmağının suları üstünde bir tek gün yaşayan küçük hayvanlar bulunduğunu söyler. Bu hayvanlardan, sabahın saat sekizinde ölen genç, akşamın beşinde ölen yaşlı ölmüş sayılır. Bu kadarcık bir ömrün bahtlısını, bahtsızını hesaplamak hangimize gülünç gelmez? Ama, sonsuzluğun yanında, dağların, ırmakların, yıldızların, ağaçların, hatta bazı hayvanların ömrü yanında bizim hayatımızın uzunu, kısası da o kadar gülünçtür... Doğa bunu böyle istiyor. Bize diyor ki: «Bu dünyaya nasıl geldiyseniz, öylece çıkıp gidin. Ölümden hayata geçerken duymadığımız kaygıyı, hayattan ölüme geçerken de duymayın. Ölümünüz varlık düzeninin, dünya hayatının koşullarından biridir.

    Inter se mortales mutua viviunt

    Et quasi oursores vitae lampada tradunt. (Lucretius)

    İnsanlar yaşatarak yaşar birbirini

    Ve hayat meşalesini, birbirine devreder koşucular gibi.

    Hayat bir işinize yaramadıysa, boşu boşuna geçtiyse, onu yitirmekten ne korkuyorsunuz? Daha yaşayıp da ne yapacaksınız?

    Sizin hatırınız için evrenin bu güzel düzenini değiştirecek değilim ya? Ölmek, yaratılışınızın koşuludur ölüm sizin mayanızdadır: Ondan kaçmak, kendi kendinizden kaçmaktır. Sizin bu tadını çıkardığınız varlıkta hayat kadar ölümün de yeri vardır. Dünyaya geldiğiniz gün bir yandan yaşamaya, bir yandan ölmeye başlarsınız.

    Prima, Quae vkam dedit, hora carpsit. (Seneka)

    Bize verdiği hayatı kemirmeye başlar ilk saatimiz.

    Nascentes morimur, finisque ab origine pendet. (Manllius)

    Doğumla ölüm başlar son günümüz ilkinin sonucudur:

    Yaşadığımız her an, hayattan eksilmiş, harcanmış bir andır.

    Ömrünüzün her günkü işi, ölüm evini kurmaktır. Hayatın içinde iken ölümün de içindesiniz; çünkü hayattan çıkınca ölümden de çıkmış oluyorsunuz. Ya da şöyle diyelim, isterseniz: Hayattan sonra ölümdesiniz; ama hayatta iken ölmektesiniz. Ölümün, ölmekte olana ettiği ise, ölmüş olana ettiğinden daha acı, daha derin, daha can yakıcıdır.

    Hayattan edeceğiniz karı ettiyseniz, doya doya yaşadıysanız, güle güle gidin.

    Cur non ut plenus vitae conviva recedis?

    Cur amplius addere quaeris

    Rursum quod pereat male, et ingratum occidat omne. (Lucretius)

    Niçin hayat sofrasında, karnı doymuş bir çağrılı gibi kalkıp gidemiyorsun?

    Niçin günlerine, yine sefalet içinde yaşanacak; yine boşuna geçip gidecek başka günler katmak istiyorsun?

    Hayat kendiliğinden ne iyi, ne kötüdür: Ona iyiliği, kötülüğü katan sizsiniz.

    Bir gün yaşadıysanız, her şeyi görmüş sayılırsınız. Bir gün bütün günlerin eşidir. Başka bir gündüz, başka bir gece yok ki. Atalarınızın gördüğü, torunlarınızın göreceği hep bu güneş, bu ay, bu yıldızlar, bu düzendir.

    Non alium videre patres:

    Aliumve nepotes Aspicient. (Lucretius)


    Babalarınız başka türlüsünü görmedi.

    Torunlarınız başka türlüsünü görmeyecek.

    Benim komedyam, bütün perdeleri ve sahneleriyle, nihayet bir yılda oynanır, biter. Dört mevsiminin nasıl geçtiğine bir bakarsanız, dünyanın çocukluğunu, gençliğini, olgunluğunu ve yaşlılığını onlarda görürsünüz. Dünyanın oyunu bu kadardır. Mevsimler bitti mi, yeniden başlamaktan başka bir marifet gösteremez. Bu hep böyle gelmiş, böyle gidecek.

    Versamur ibidem atque insumus usque. (Lucretius)

    İnsan kendini saran çemberin içinde döner durur.

    Atque in se sua per vestigia volvitur annus. (Virgilius)

    Yıl hep kendi izleri üstünde dolanır.

    Dünyayı size bırakıp gidenler gibi, siz de başkalarına bırakıp gidin. Hep eşit oluşunuz benim adaletimin esasıdır. Herkesin bağlı olduğu koşullara bağlı olmaktan kim yerinebilir? Hem sonra, ne kadar yaşarsanız yaşayın, ölümde geçireceğiniz zamanı değiştiremezsiniz: Ölümden ötesi hep birdir. Beşikte iken ölseydiniz, o korktuğunuz mezarın içinde yine o kadar zaman kalacaktınız.

  5. #5
    - Çevrimdışı
    Tecrübeli Üye diojen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jul 2009
    Mesaj
    437
    Rep Gücü
    19530
    paylaşım için teşekkürler
    Konu diojen tarafından (07-11-2009 Saat 03:52 PM ) değiştirilmiştir.

  6. #6
    - Çevrimdışı
    2.imza yarışma birincisi nefisetülilm - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    May 2009
    Nerden
    İstanbul'da, İstanbulluyum...
    Yaş
    42
    Mesaj
    705
    Blog Mesajları
    19
    Rep Gücü
    7085
    İyilik eden güzel, dürüst bir iş görür; iyilik edilense bir yarar görmüş olur sadece. Ama yararlılık doğruluktan daha az sevgi değer bir şeydir. Doğruluk temelli, süreklidir; insanın ondan göreceği karşılık değişmez.
    Paylaşım için teşekkürler...

  7. #7
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesaj
    1.271
    Rep Gücü
    39041
    teşekkürler arkadaşlar..peki devam edelim o halde;)

    Montaigne: ÖLÜM -bölüm 2

    Licet, quod vis vivendo vincere secla,

    Mors aeterna tamen nihlominus illa manebit. (Lucretius)

    Kaç yüzyıl yaşarsanız yaşayın,

    Ölüm yine sonsuz olacaktır.

    Zaten ben sizi öyle bir hale koyacağım ki, artık hiçbir acı duymayacaksınız.

    In vera nescis nullum fore morto alium te.

    Qui possit vivus tibi te i;agere peremptum, stansque
    jacentem. (Lucretius)

    Bilmiyor musunuz ki; öldükten sonra başka bir benliğiniz sağ kalıp sizin ölümünüze yanmayacak, ölünüzün başucunda durup
    ağlamayacak?

    Bu doymadığınız hayatı artık aramaz olacaksınız:

    Nec sibi enim quisquam tum se vitamque requirit.

    Nec desiderium nostri nos afficit ullum. (Lucretius)


    O zaman ne hayatı ararız; ne de kendimizi;

    Varlığımızdan hiçbir şeye özlemimiz kalmaz.

    Hiçten daha az bir şey olsaydı, ölüm hiçten daha az korkulacak bir
    şeydir denebilirdi:

    Mufto mortem minus ad nos esse putandum

    Si minus esse potest quam quod nihil esse videmus. (Lucretius)

    Ölüm size ne sağken kötülük eder, ne ölüyken; sağken etmez, çünkü hayattasınız; ölüyken etmez, çünkü hayatta değilsiniz.

    Hiç kimse yaşamından önce ölmüş sayılmaz; çünkü sizden arta kalan zaman da, sizden önceki zaman gibi sizin değildir: Ondan da bir şey yitirmiş olmuyorsunuz.

    Respice enim quam nil ad nos ante acta vetutas

    Temporis aeterni fuerit. (Lucretius)

    Bizden önce geçmiş zamanları düşün

    Bizim için onlar yokmuş gibidir.

    Hayatınız nerede biterse, orada tamam olmuştur. Hayatın değeri uzun yaşanmasında değil, iyi yaşanmasındadır: Öyle uzun yaşamışlar var ki, pek az yaşamışlardır. Şunu anlamakta geç kalmayın: Doya doya yaşamak yılların çokluğuna değil, sizin gücünüze bağlıdır. Her gün gittiğiniz yere hiçbir gün varmayacağınızı mı sanıyorsunuz? Avunabilmek için eş dost istiyorsanız, herkes de sizin gittiğiniz yere gitmiyor mu?

    Omnia te vita perfuncta sequentur. (Lucretius)

    Ömrün bitince, her şey de seninle yok olacak.

    Herkes aynı akışın içinde sürüklenmiyor mu? Sizinle birlikte yaşlanmayan bir şey var mı? Sizin öldüğünüz anda binlerce insan,
    binlerce hayvan, binlerce başka varlık daha ölmüyor mu?

    Madem geri dönemezsiniz, niçin kaçınıyorsunuz? Birçok insanların ölmekle, dertlerinden kurtulduğunu görmüşsünüzdür ama kimsenin ölmekle daha kötü olduğunu gördünüz mü? Kendi görmediğiniz, başkasından da duymadığınız bir şeye kötü demek ne büyük saflık! Niçin benden ve kaderken yakınıyorsunuz? Size kötülük mü ediyorum ben? Siz mi beni yöneteceksiniz, ben mi sizi? Öldüğünüz zaman yaşınızı doldurmamış da olsanız, hayatınızı doldurmuş oluyorsunuz. İnsanın küçüğü de büyüğü gibi bir insandır. İnsanların ne kendileri ne de hayatları arşınla ölçülemez. Khiron, babası Saturnus'tan, zaman ve süre tanrısından, ölümsüzlüğün koşullarını öğrenince ölümsüz olmak istememiş. Sonsuz bir hayatın ne çekilmez olacağını bir düşünün.

    Ölüm olmasaydı sizi ondan yoksun ettim diye bana lanet edecektiniz. Hayatınıza, mahsus biraz acılık kattım; ne hayattan ne de ölümden kaçmaksızın benim istediğim bir ölçüyle yaşayabilmeniz için hayata ve ölüme tatlı ile acı arasında bir kıvam verdim.

    İlk bilgeniz olan Thales'e, yaşamakla ölmenin bir olduğunu öğrettim. Birisi ona: Madem yaşamak boş niçin ölmüyorsun? diye sormuş, o da: İkisi bir de onun için, diye cevap vermiş.

    Su, hava, toprak, ateş ve benim bu yapımın diğer bütün öğeleri hem yaşamanıza hem ölmenize yol açarlar. Son gününüzden niçin bu kadar korkuyorsunuz? O gün, sizi öldürmede öteki günlerinizden daha fazla bir iş görmüyor ki! Yorgunluğu yapan son adım değildir son adımda yorgunluk yalnızca ortaya çıkar. Bütün günler ölüme gider son gün varır.»

    İşte doğa anamızın bize verdiği güzel öğütler... Çok kez düşünmüşümdür: Acaba niçin savaşlarda kendi ölümümüz de, başkalarının ölümü de bize evlerimizdeki ölümden çok daha az korkunç gelir? Öyle olmasaydı ordu hekimlerle, ağlayıp sızlayanlarla dolardı. Acaba niçin ölüm her yerde aynı olduğu halde köylüler ve yoksul insanlar ona çok daha metin bir ruhla katlanırlar? Ben öyle sanıyorum ki bizi korkutan ölümden çok bizim, cenaze alaylarıyla, asık suratlarla ölüme verdiğimiz korkunç durumdur... Çocuklar
    sevdiklerini bile maske takmış görünce, korkarlar. Biz de öyle. İnsanların ve her şeyin yüzünden maskeyi çıkarıp atmalıyız.

  8. #8
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Düşünmede kendindenlik

    Merhaba!


    Hemen bütün görüşlerimiz üstün sayılan kişilerden gelme, başkalarından alınmadır. Hiç de kötü değil öyle olması; öyle cılız bir çağda yaşıyoruz ki görüşlerimizi kendimiz seçsek en kötülerini seçerdik.

    Sokrates'in bize dostlarınca aktarılan konuşmalarını herkes beğendiği için biz de beğeniyoruz, kendi bildiklerimize dayanarak değil. Öylesi konuşmalar geçerli değil bugün. Aramızdan Sokrates'e benzer biri çıksa pek azımız değer verirdi ona.

    Biz güzellikleri yalnız sivri, şişkin, süslü püslü olarak seviyoruz. Saf ve sade olanlar kolayca kaçıyor bizim kaba gözlerimizden öylelerinin ince ve saklı bir yanları var: İnsanın pussuz, yıkanmış, arınmış bir bakışı olmalı ki o gizli ışıltıyı görebilsin. Biz saflığı budalalıkla eşanlamda kullanıp kınamıyor muyuz? Sokrates doğal ve herkesinkine benzer yoldan yürütüyor düşüncesini. Bir köylü, bir kadın onun gibi söyler söyleyeceğini. Sözünü ettiği insanlar yalnız arabacılar, doğramacılar, terlikçiler, dülgerlerdir. Açıklamaları, benzetileri hep insanların en bayağı, en ortamalı eylemlerinden alınmadır; herkes anlar.

    Böyle kaba bir biçiminin altında onun yüce düşüncelerinin soyluluğunu, zenginliğini göremezdik biz; biz ki bilgiçlerin önem vermediği her şeyi adi, aşağılık sayarız ve zenginliği yalnız gösterişlerde süslerde püslerde görürüz. Bizim dünyamız gösteriş üzerine kurulmuş; insanlar üfürükle şişiyorlar yalnız, balonlar gibi hoplatılarak durabiliyorlar yukarda. Sokrates boş hayaller peşinde koşmuyor. Amacı bize, yaşamaya gerçekten ve sıkı sıkıya bağlı ve yararlı bilgiler, öğütler vermek.

    servare modum, finemque tenere, taturamque sequi. (Lucianus)

    işini düzenlemek, ödevini gözetmek ve doğaya uymak Sokrates hep kendisi olarak kaldı ve en son güçlülük kertesine sıçramalarla değil kendiliğinden yükseldi. Daha doğrusu hiçbir yere yükselmedi de bütün terslikleri, bütün zorlukları kaynaklarına, doğal çıkış noktalarına indirdi. Çünkü, örneğin Çato'da orta halli insanları çok aşan gergin bir tutum görüyoruz.

    Yaşadığı yiğitlik serüvenlerinde ve ölümünde onu hep dünyaya pek yukarılardan bakar görüyoruz. Oysa Sokrates'in ayağı hiç yerden kesilmiyor, en yararlı düşüncelerini gevşek ve özentisiz adımlarla yürütüyor; ölümünde ve insan yaşamında başa gelebilecek en belalı durumlarda da öyle davranıyor.
    Kitap 3, bölüm 12

  9. #9
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647

    Söz özgürlüğü

    Merhaba!

    İster sözle olsun, ister davranışla, zorbalığın her çeşidinden nefret ederim. Düşüncemizi duyular yoluyla aldatan gösterişlere her zaman karşı koymuşumdur. Üstün sayılan insanlara yakından bakınca anladım ki çoğu, herkes gibi insandır.

    Rarus enim ferme sensus communis in illa. (Juvenalis)

    Yüksek mevkilerde sağduyuya az raslanır.

    Kralların şaştığım tarafı, hayranlarının bu kadar bol olmasıdır. Her şeyimizi emirlerine verelim, ama düşüncemiz bize kalsın. Önlerinde bükülen, dizlerimiz olsun, aklımız değil.

    Melanthius'a Dionysios'un bir tragedyası hakkında ne düşündüğünü sormuşlar: Laf kalabalığından tragedyayı görmedim ki, demiş. Onun gibi, büyüklerin nutukları üstüne hüküm verecek olanlar da şöyle
    diyebilirler: Bu kadar ciddilik, büyüklük, şatafat içinde sözlerinin gerçek anlamı anlaşılmıyor ki. Bilgiçlik, çok yüksek mevki ve ünlerle de bir araya geldi mi, büsbütün tehlikeli oluyor. Geçen gün bir yerde dev ünlü bir adam, masasında rahat rahat konuşulan önemsiz bir konuya karıştı ve söze şöyle başladı: Kim böyle düşünmüyorsa yalancıdır, cahildir...

    İnsan düşüncesi böyle bir yola saptı mı hançerinizi hazırlayın tetik durun.

    Her okuldan bütün filozofları birleştiren genel bir anlaşma varsa o da en iyi şeyin ruh ve beden rahatlığı olduğudur, ama nerede, kimde bulabiliriz bu rahatlığı?

    Güzel eylemlerin karşılığını başkalarından beklemek, çok kararsız ve bulanık bir varlığa bel bağlamak olur.

    Ben ne isem, ne durumdaysam, eylemlerim de ona göre, ona uygun olur.
    Kitap 3, bölüm 2

  10. #10
    - Çevrimdışı
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesaj
    1.271
    Rep Gücü
    39041
    Kralların şaştığım tarafı, hayranlarının bu kadar bol olmasıdır. Her şeyimizi emirlerine verelim, ama düşüncemiz bize kalsın. Önlerinde bükülen, dizlerimiz olsun, aklımız değil.

    çok doğru................

1. Sayfa, Toplam 3 123 SonSon

Benzer Konular

  1. Sevenler Ve SeviLenler İçin 12 Aşk Şiiri
    TUTKU12 Tarafından Şiir Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 24-06-2009, 09:25 PM
  2. Tatmin olanlar çok sevenler değil, çok sevilenlerdir
    cah Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 7
    Son mesaj: 22-05-2009, 10:11 AM
  3. SEVENLER AYRILMASIN
    Hamdi ÖZDEMİR Tarafından Şiir Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 26-01-2008, 01:43 AM
  4. Şaka sevenler Buyursun !
    LeGeND_SmH Tarafından Msn, icq, skype, chat, irc, mirc Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 06-10-2007, 06:23 PM
  5. NESTLE Sevenler Dikkat?
    Bay X Tarafından Sağlık Bilgileri Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 15-01-2007, 01:43 PM
Yukarı Çık