İşkence ve devrimci tavır; sanırım Ferit bu konuda farklı düşünüyor. Demir’in sorusu oldu, sevdiği kadınla birlikte, içerde, işkencede ne yapmalı, tavır ne olmalı, ona cevap veriyor. Evet, neden Amerikan bireyciliği veya üst kuruma kölece bağlılık? Veya da şöyle sorayım, devrimci tavır ne olmalı? Bunu anlamak istiyorum!
Ferit, soruya cevap vermek için konuşmaya başladı:
- Bence sorun belirgin; işkencecinin amacı karşısındaki insanı teslim almak, bunun içinde tüm yöntemlerle harekete geçiyor. Önce korkutmak; yalnız ve tek başına olduğunu, bağlı olduğu gücün burada kendisine hiçbir yardımının olmayacağını. Arkasından gelen ise kaba dayak ile yaşamsal tehdidi hatırlatmak!
- Bundan sonraki ikinci aşama, eğer direnç var ve kişi önemli ise ikinci perde açılıyor; bu dönem incelmiş işkence yöntemlerini uygulamak dönemi! İşte bu dönemde, çoğunlukla uygulanan bu yöntem! Kişinin annesi; kız kardeşi veya sevgilisi, karısı, bayan yoldaşı, önce taciz ile üst kurum olan aile, namus bağı veya insan ilişkisindeki sevgi bağı saldırıya uğruyor bu düşürmede önemli oluyor! Karşında aile veya sevgi bağıyla bağlı olduğun insanların, sırf o bağ yüzünden acı çekmeleri, ahlaksızca hayvani saldırıya uğraması veya o tehdide maruz kalması, kişilik üzerine korkunç bir baskı uyguluyor!
- Direndikçe saldırı büyüyor, sonra tecavüz başlıyor. İşte orda o işkencecinin herkesin önünde, kurbanın ve diğerlerinin önünde bu eylemi gerçekleştirmesi, onu lağımın altındaki varlık kılıyor. Diğer işkencecilerinde bir biri peşi sıra zevkle sıraya girmesi ve aynı olayı gerçekleştirmesi, korkunç bir insanlık dramı!
- O vakit o kişi, bu kuruma bağlılığı gereği çöküyor, bu konuda tehdit alınca ve bu tehdit fiili hale dönüşünce tek yol var, ya ilk elden teslim olmak, ya da ne olursa olsun direnmek! İnsan sadece beklemek ve teslim olmak ile kendisine karşı gerekçe oluşturur, bu bedenin ile ilgili olay değil, beden eğer akıl denetiminde ise çözülmek uzun süreçleri oluşturuyor!
- Ancak ben çözüldü diye kimseyi suçlamam, hele faşizm koşullarında hiç yargılamam, üst kimliği olan örgütünü kaybeden birey, acımasız şiddet karşısında kolayca çözülür! Bu çözülüşün ifadesi için tek olay, az veya çok direnmek değil, direnmenin felsefesini kendinde yaratmaktır: Aile kimliğini reddedip, o bağları normal zamanda gerici bağ olarak tanımlarken, o teoriyi içsel hale getirmemişsen, işkencede çözülüyorsun.
- Bu iki kimlik taşımak, bunu zaten işkenceci tavırlarından anlıyor, getireceğini belirttiğinde kayıtsız kalmak! Çözüm yalvarmak veya onların suçsuz olduğunu, kendisi ile sorunları olduğunu belirtmek değil, bu tehdidi tehdit olmaktan çıkartır, sana rağmen getirirler. Onları kurtarmak için tüm şiddeti üzerine çekmekte yanlış. Onların uğrayacağı şiddete duyarsız kalmak, duyarsızlık onların kurtulmasını sağlayabilir. Şiddeti üzerine çekmeye çalışmak, yalvarma ve onların suçsuzluğunu belirtmen uçlardaki örnekler! Düşman kendin oluyor, beğenin, alışkanlıkların, yetişme tarzın, geldiğin toplumdaki kimliğin, gelenekler, hepsi işkence anında sınanıyor! Başka türlü direnemezsin, ne kadar güçlü bir bünyeye sahip olsan da vücut yenilir! Acının karşısında, duyarsız kalamaz! Oysa seni yenilmez kılacak yegane güç, düşüncendeki saflık!
- Çift kimlik seni teslimiyete götürüyor! Zincirleme çöküşe neden oluyor, önce sen, sonra gelenler, onların getirdikleri, faşizm döneminde oluşan inanılmaz çözülüşün kaynağı bu! Üst kimlik kaybedilince diğer kimlikler hızla ortaya çıkıyor! Örgütü kaybeden militan yerine aileyi koyuyor, dün örgütü için dünyayı yakmaya kalkan militan, bu defa onun yerine koyduğu ailesi veya sevdiği kadın için dünyayı yakıyor! Çözülüş veya direniş sadece bireyin iç dünyasında yaşanan psikolojik bir olay, olayın bireyselleşmesi olumlu ve olumsuz tarzda, bu noktada başlıyor.
- Kadının maruz kalacağı acı ve şiddet ortamını ve yaratacağı tahribatı anlatmaya hiç bir şey yetmez, ama olayı sadece davranış biçimi olarak irdelersek! İşkenceci senin yapını, kişilik profilini inceliyor, güçlü bir namus anlayışın var ise, gerici tarzda, sadece namusu zar parçası veya bedenine dokunulmak anlamında alıyorsan, ilk yaptığı, bedenine dokunmak yöntemi ile tepkilerini ölçmek oluyor!
- Oysa namus; beden ile değil, ruhun, inancın, kendine saygınla taşınır! Uğrayacağın tecavüz veya taciz ile çökertildiğinde, sadece zara indirgediğin namusunu kurtarırsın, onu da kurtarabilirsen. Oysa beyninde yaşadığın namusu, seni düşman yok ederse kaybedersin! Bedenin kirlenmesi ona senin bilincindeki ihanetle olur. Çünkü o fiziki bir olay değildir, işte tamda burada bencil bireysellik konuşur. Bedenim kirlenmesin, peki! Bunun karşılığında ne ödeyeceksin? Başkalarının bedenlerini mi? Başkaları da başkaların bedenlerini mi ödeyecek? İşte o an düşürülüyorsun!
- Bana taciz yapıyor, suratına tükürürüm, kirpi gibi kapanır, ona yalvararak bakarım, yalvarırım, uçlar bunlar. Düşman acımasızca saldırır, insafsızca, en güçsüz yönünü keşfetmiş oluyor! Yapılacak tek şey, onurluca tepkisiz kalmak, onlar bunu yapabilecek güçle, imkana sahipler. Bunu engellemek mümkün değil, yalvarsan da, suratlarına tükürsen de bunu yapacaklarına göre, direnmek, onurluca direnmek!
- Nasıl olacak? Soyunman istendi, itaat etmemek, soyuyorlar, direnmeden, ellerine ayaklarına düşmeden kayıtsızca durmak! Ne onların soyma eylemine katılmak, ne de soyununca giyinmek, sutyen veya külotla kalabilmek için çabaya girmek, sanki giyinik gibi rahat ve onları umursamaz bir kayıtsızlıkla durmak! Amerikan tarzı bireysellikte önemli olan bendir, ama bu içsel ben değil, dışsal, tensel, dünyayı kendisiyle sınırlayan bendir! Benim bekaretim bozulacak, benim bedenim cinsel tacize uğrayacak, benim vücudum işkencede acı çekecek, bedenimi, bekaretimi korumalı, işkencecinin istediği tamda bu değil mi? Bu çizgiye çekmeye çalışıyor, bu çizgide teslimiyet başladığı için, bu çizgiden uzak kalmalı! Evet, ben şu anda onların tutsağıyım, isterlerse yaşam hakkım dahil her şeyime, ama her şeyime, maddi olan, elle tutulan, gözle görülen her şeyime saldıracaklar! Filistin askısından; coplamaya, falakaya, tabutluktan, sistemli elektriğe, cinsel tacize, tecavüze kadar her türlü yöntemle saldıracaklar! Saldıramayacakları, ben izin vermezsem, zapt etmeye güçlerinin yetmeyeceği yerim var; aklım, iradem, bilincim, inancım, özbenliğime saygım, kendimde değer verdiğim, onlarınsa yıkmak için saldırdığı insani değerlerim!
- Sevdama sevgiyle bakabilmek için inançla, onurluca direnmek! O karşımda; kadınım, annem, kız kardeşim, kocam, abim, babam, sevgilim! Onun namusu, benim dünyamdaki ona duyduğum sevgim, o sevgiyi ne taciz, ne tecavüz, ne de o vücudu kirletip, paramparça etmeleri engeldir! Ona acıyı bal eyleyip, sevgiyle bakarım, acımız ortak acı, o acıları başka yoldaşımın ve ailelerin, sevdiklerimin yaşamaması için direnirim! İşte bu da bireysellikteki olumlu ve izlenmesi gereken yöntemdir!
- İşkencede yalanlar ile karşıyı aldatarak zaman kazanmak, yoldaşlarım önlem aldıktan sonra konuşuruma yönelmek! Bu da çok tehlikeli, teslimiyeti geciktiren faktör! Bireysellik burada öne çıkıyor, amaç çok masumane: yoldaşlarımı, daha sonra ise kendimi, ailemi, namusumu, bedenimi korumak! Burada da çift kimlik yaşanıyor!
- Korkmamak ve bunu bağırarak kahramanca haykırmak, bu da doğru değil. Korku insani bir olaydır, olması gerekendir. Ancak korkuyu içselleştirmek, korkunun kendisinden korkmak, işte budur korkulacak yegane güç! Burada teslimiyet, burada ihanet, burada sadakatsizlik, sevgiye, kendine, insani değerlere inançsızlık vardır, bu da çift kimliğin bir başka ifadesidir!
- Bu kavgada işkenceci ile işkenceye uğrayan arasında, binlerce yıllık gelenek içinde zenginleşmiş bir savaş tarihi, her iki tarafın deneyimleri, yöntemler zinciri var! Ancak direnenlerin tarihi dağınık, kayıt altına alınmadığından dolayı güçsüz ve tek, tük örnekler olarak hatırlanıyor, oysa en eski direniş Helen mitolojisindeki Prometasun, ya da Odysseus’un direnişiyle başlar! Öylesine eskidir direniş tarihi!
- Kıssa ana başlıklarla geçtim, işkence günlerimden sonra tüm deneyimlerimi, okuduğum kitaplardaki deneyimleri toparlamaya çalıştım, yazılı hale de getirdim, isteyene o notlarımı verebilirim.
- Dostlar, düşman bu konuda yetkin, içimizdeki düşman, o da yetkin! Yaşama gözümüzü açmaya başladığımız sırada, almaya hazır ilk deneylemede, daha cisimlerin ismini öğrendiğimiz andan başlayarak eğitmeye başlar! Bu senin oyuncağın; sana süt veren meme, annen, baban, evin, hayatın, devletin, sevgilin. Sadece senin olanlardan bahseder, paylaşmak senin üstündeki kurumun hakkıdır!
Bu senin canın, ailen için canını gerektiğinde severek vermelisin! Beden senin, ailenin namusu için duygularını kapatarak korumalısın, ta ki evleninceye kadar! Köyün, aşiretin, devletin için sen hiçsin, önemli olan o!
- Sonra bunun üzerine sosyalist düşünceyi, yeni yaşam felsefesini koymak istediğimiz zaman çuvallıyoruz. Yaşamın boyunca içselleşmiş feodal veya kapitalist ahlaktaki yaşam anlayışı, okuduğumuz iki kitap, iki seminerde hoşça kalın deyip gitmiyor!
- Bu anlayışları hakim sınıflar; nasıl aileden, çevreye, tiyatrodan yazıma kadar, sistemli, uzun emekler sonrası yarattıysa, bunu bilinçli olarak yaşantımızın her anına, bilinçaltındaki düşüncemize kadar, hayatımıza, eylemliliğimize kazıdı. Aynı çabayı, belki de kat be kat fazla çabayı, sistemli ve çok dikkatli şekilde kendi yaşantımıza uygulamazsak, devrimci yaşam ve düşünce biçimi oluşturulamaz.
- Önce şunu çok iyi bilmeliyiz, burjuva, feodal kültür yaşamın her alanında, inanılmaz boyutta bizi kuşatmıştır! Fark etmeden eleştirdiğimiz, lanetlediğimiz o kültürün yaşam değerlerine göre yaşadığımızı, devrimci ahlak, kültür adına, bu lanetlenen kültürle içselleşmeyi anlayamıyoruz. Bunu değiştirmek için, biçimsel çaba dışında, ciddi ve kalıcı, bireysel veya örgütsel çaba göstermiyoruz!
- O yaşama biçimde karşı çıkıyoruz, özde onaylama ile idare edip gidiyoruz. Örnekler açık, ilk saldırıda yoldaşın teslimiyeti düşünmesi, o eski, kendisinin reddettiği, burjuva yaşam tarzının içsel dayatması ile düşündü. Bu tehlikeleri öğrenmiş, anlamış, içselleştirmeye samimi olarak yönelmiş olsaydı, konuşmasının bitiminde söylediği tavrı sergilerdi! Biz bu zaafımızı, çok önemli zaafımızı ortaya çıkarmış olsaydık, bugün ülkede örgütlenmeden, ideolojik tespitlerimize kadar her şeyde farklı olurduk!
- Devrimi yapar veya yapamazdık, ancak faşizme kolay geçit vermezdik! Eskinin değiştirilmesi, sadece iktidarın el değiştirmesi değildir, eskiye ait tüm kurumların yıkılıp, yerine yeni kurumların kurulması ile olur. Bu da bu geceden, yarına olacak kadar kolay değildir. İktidarı kaybeden sınıf, bunu yüzyıllar boyu süren, insanlık tarihi kadar eski, sömürme gücüyle, yönetme geleneği ile direnir!
- Bu öylesine sinsi, öylesine fark edilmez yapıdır ki, sosyalist yaşam adına onu yaşar, onu lanetlersin! Bundan dolayı yoldaş, bu gerçekle yüzleşip, çok az zararla kurtularak, gerçekliliği fark ettiyse, çok mutlu olması gerekir. Bu onun değil, ona verilen, yaşadığı kültürün tehlike anında refleks olarak oluşturduğu tepkisi!
- Bu duygu, işkencede ilk tokatı yedikten sonra hep değişir, korkuyu içselleştirmediğin sürece bunlar olumlu bile görülebilir! Direnmek tek çizgide yol almaz, zig-zaglardan, geriye çekilişlerden, mevzide savaşıma kadar karmaşık yol izler! Düşmanın en önemli taktiği, bayan yoldaşdada yaşadığımız örnekte olduğu gibi, kendini suçlamak! Deneyimsiz olduğunu, korkunun insana oynadığı oyunları, sinsice gelen düşmanı tanımamanın getirdiği paniği anlamaması. İçinde yaşamadığı teslimiyeti, yaşamış gibi düşünerek, kendine rağmen yapamayacağı ihaneti yapmış kabul etmesidir!
- Eğer işkenceye, yoldaşlarıma ihanet etmeyeceğim diyerek katlanırsan, çabuk tükenirsin, orada beden olarak önce sen varsın! Ben işkencedeyim ama şimdi Demir, Mahmut geziyor, o da katılsın bu acıya çizgisine gelmek, fazla zaman almaz! İnsanın başkaları için acıya dayanma süreci sınırlıdır, burada önemli olan kendim için direnmektir, kendi onurum için! İşte bu direnç uzun vadelidir!
- O direnç yıkılmaya başladı, şimdi yeni bir kaynağım var! Yoldaşlarım için direnmek, kimi çok seviyorum, önce onun için, sonra diğeri, sonra örgüt, insanlık, işkencede hamam böceği için bile direnmek, işkencecin için bile direnmek! Sen yenilmezsen, insan onuruna saygı duyarlar, kendilerine olan güvenleri sarsılır! Bu ayrıntıyı da atlamayayım, gücün tükeninceye kadar içerde kimseden nefret etmemelisin, sonra nefret, tekrar nefret etmemek!

İŞKENCE VE DİRENİŞ ÜZERİNE NOTLAR - Fatih Mehmet YILDIRIM | Fatih Mehmet Yıldırım