Gösterilen sonuçlar: 1 ile 9 Toplam: 9

Folklor Şiire Düşman

Kültür, Sanat Kategorisi Edebiyat Forumunda Folklor Şiire Düşman Konusununun içerigi kısaca ->> Çağdaş şiir geldi kelimeye dayandı. François Villon’dan, Andre Bréton’a, Henri Michaux’ya bir çizgi çekelim, bu işin nasıl bir evrim sonucu ...

  1. #1
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye sis_labirenti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesaj
    168
    Rep Gücü
    2393

    Folklor Şiire Düşman

    Çağdaş şiir geldi kelimeye dayandı. François Villon’dan, Andre Bréton’a, Henri Michaux’ya bir çizgi çekelim, bu işin nasıl bir evrim sonucu doğduğunu göreceğiz. Çağdaş şairler kelimeleri bile sarsıyorlar, yerlerinden, anlamlarından uğratıyorlar. Bu böyleyken bizde hala folklora, halk deyimlerine şiirlerinde fazlasıyla yer veren şairlerin kısır bir yolda oldukları sanısındayım. Çünkü folklorda şiirin bugünkü entelektüel niteliğini taşıyacak yeti yoktur. Halk deyimlerinin havası şiirin kanat çırpmasına imkân vermeyecek kadar dar bir havadır.

    Bir halk deyimi içindeki kelimeler o deyimdeki anlam dizisinde kaynaşmışlardır. O kelimelerden o deyimlerdekinden ayrı işlemler, ayrı güçler aramayın artık. Çünkü donmuşlardır. Tek yönlüdürler. İşlemleri, güçleri, bir bakıma uyandıracakları çağrışımlar bellidir. Ne olsa değişmeyecektir. Bu kelimelerin meydana getireceği şiirlerle, mısraları hep şarkı mısralarından, hep türkü mısralarından meydana gelen şiirler arasında pek büyük bir ayrılık göremiyorum. Çünkü ikisinde de şairin işi kelimelerle değil, kelime bloklarıyla oluyor. Oysa Braque’ın resim üstüne söylediklerini şiire uygulamakta bir sakınca görmeyerek diyorum ki: Şiirde asıl olan “hikâye etmek” değil, kelimeler arasında kurulacak “şiirsel yük”tür; Braque’ın lafıyla anekdotik değil, poetik. Çıkış noktamızı buradan alırsak, dosdoğru, folklorun şiir için kaçınılması gereken bir tehlike olduğu sonucuna varabiliriz. İşin nedeni şurada: Halk deyimlerinde yerleşmiş, birbirine bağlanmış kelimeler arasında yeni bir yük, yeni bir bağıntı kurmak söz konusu olamaz. Nasıl olsun ki bu kelimeler zaten kıpırdamaz bir şekilde birbirlerine bağlanmışlar, alacakları yükleri zaten önceden almışlardır. Orhan Veli kuşağı şairleri yenilikten sonra daha çok dilin görünür imkânlarını denediler. Bu arada Oktay Rifat, Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi bir kısım şairler de, geniş ölçüde, belki en görünür imkânlar olan halk deyimlerine, folklor temlerine yöneldiler. İyi olmadı bu onlar için. Köşelere takılıp kaldılar. Oktay Rifat “sanat endüstrisi” pazarlarına bol sayıda çürük mal sürmek zorunda kaldı. Bedri Rahmi’ye gelince, o onu da yapamadı, iki üç kalın, iki üç sarı kırmızı çizgi çekti, durdu. Oysa bu şairler başka alanlara yönelmesini bilselerdi şiire daha faydalı, daha verimli olacak kişilerdi.

    Folklordan kaçınmaya önemli bir sebep daha var: Kişilik. Bakın dikkat ederseniz şiirde kişiliğe bugün eskisinden daha çok önem veriyoruz. Sanırım gelecekte bu daha da çok olacak. Çok güzel de olsa iki şiirin yazanını şair kılmaya yetmemesi, şairi belli olmayan şiirlerin estetiğe konu olamaması bu fikrimi doğruluyor. Kişiliğin tadı şiir dünyasını bir tuttu ki bugün, bir şiiri bir şair yazarsa güzel oluyor da aynı şiiri bir başkası yazınca olmuyor. Mesela Fazıl Hüsnü Dağlarca kişilik sahibi bir şairdir, “Kızılırmak Kıyıları”nı kendi havasından, kendi kişiliğinden geçirerek yazmıştır.

    O şiirdeki açı kendi açısıdır, eşyayı ve yaşamayı kavrayış kendi kavrayışı. “Kızılırmak Kıyıları”nın bir soyutlanmış güzelliği vardır, bir de asıl önemlisi salt Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya ait olmasından dolayı kazandığı güzellik. (Hatta ben yalnız ikincisi var diyorum ya neyse!) İkisi birbirini tamamlıyor. İkincisini aynı zamanda Fazıl Hüsnü Dağlarca değil de bir başka şair yazsaydı ne olurdu? Şu olurdu herhal: Şiir güzel olmazdı, ya da hiç değilse o kadar güzel olmazdı. Kendinden çok, şiir yitirirdi. Diyeceğim, kişilik bugün şiirde bunca önemli bir yer tutuyor. Folklordaysa daha çok anonim kalıplar var. Bu kalıplar kişilik kazanmaya hiç uygun değil. Karacaoğlan’a, Emrah’a, şuna buna büyük şair diyenlerin kulakları çınlasın, kişiliksiz de büyük şair olunacağına iman getirmişler demek. Folklor ve halk deyimleri ancak bir şairi taşıyabilir, fazlasına dayanacak gücü yoktur. O şair de bugün Oktay Rifat. Ona bile halk deyimlerinin neler ettiğini biliyoruz. Bu böyleyken beş altı güçlü şairin hep birden folklora yanaştığını düşünün, bu derinsizlik, sığ alanda bizi allak bullak edecek derecede kişiliklerini birbirinden ayırt etmek imkânlarını bulabilecekler midir acaba? Hiç sanmıyorum. Hem Max Jacob’un kaprislerini, hem Jules Supervielle’in incelikli mısralarını bir arada barındıracak folklorun alnını karışlarım ben.

    Şiirde de azalan verimler kanunu var. Dil bir açıdan işlendikçe o alanda elde edilen verimler bir noktadan sonra azalmaya başlıyor. Bu, bir bunalıma yol açıyor. Bunalımlar da yeni şiir alanları, yeni açılar bulunmasıyla sona erer hep. Şiirimizde şimdi yeni bir eğilim başladı. Bir iki yıldır dilin daha iç, daha derin imkânlarıyla baş başayız. Genç şairler yalnız folklor gibi kesin klişelere değil, daha hafif kalıplara bile sırtlarını çevirdiler. İlhan Berk’te, Turgut Uyar’da, Edip Cansever’de bunun ilk güzel örneklerini gördük. Kelimeler bizde de yontuluyor artık. Kelimeler bizde de yerlerinden yarı yarıya koparılıyor, anlamlarından ufak tefek saptırılıyor, yeni yükler yükleniyor kelimelere. Böylece bir kavramın değişik görüntü ya da izlenimleri elde edilerek yeni imajlara, yeni mısralara varılmak isteniyor. Genç şairler hep bunu istiyoruz. Folklor ve klişelerin karşısında öbür kutbu meydana getiren bu durum şiirimizde bir evrimdi. Her evrim gibi haklı ve zorunlu.

    Cemal Süreya
    (1956)
    Konu dogangunes tarafından (13-09-2009 Saat 03:04 PM ) değiştirilmiştir. Sebep: yazı fontunu kalınlaştırmak değiştirmek yasak..

  2. #2
    - Çevrimdışı
    Süper Aktif Üye RABİA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Mar 2008
    Mesaj
    4.585
    Blog Mesajları
    4
    Rep Gücü
    52573
    Cemal Süreyya'ya çok da katılmıyorum.
    Bir Karacaoğlan,Bir Aşık Veysel'in yazdığı şiirler,şimdiki modern şiirde görülen kandırmaca aşk mısralarından uzak,yaşanmış,içinde bulunulmuş halin ürünü olan şiirler idi...

    Şimdiki neslin,aşkları gibi ucuz ve yalın şiirleri var.

    Ben kendimde her ne kadar,folklorik şiirden uzak şiirler yazsam da,yukarıdaki ifadeleri doğru bulmuyorum.
    Konu RABİA tarafından (13-09-2009 Saat 06:06 AM ) değiştirilmiştir.
    Tırtılın Dünya'nın sonu dediğine;
    Usta, kelebek der.

  3. #3
    Kadim
    Misafir..
    Şimdiki neslin,aşkları gibi ucuz ve yalın şiirleri var.
    Rabia neler duyuyorum senden
    Keşke neslin hepsi şiir yazsada biz de gurur duysak

  4. #4
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Kendimi Sn. Cemal Sureyya’nin MANIFESTOSUNA serh yazarken gorecegimi
    Hic ummazdim. ”Mopsy!Okuzlugun sirasi degil!” diyerek kendimi uyarirdim.
    Ama yon vermek adina mutlak yapilmali diye dusundum ve
    Yaziya serh’ten okuyucuya analize cevirmeye karar verdim.

    Arkadaslar once yazidaki imza CEMAL SUREYYA.
    Ogrenilecek,bilgi alinacak yazi kapsaminda.
    Basvuru kaynagi kapsaminda okunacak bir yazi.

    Kanimca yaklasimimiz su olmalidir.

    ”François Villon’dan, Andre Bréton’a, Henri Michaux’ya... bu işin nasıl bir evrim sonucu doğduğunu”
    Once kimdir mosyo ”François Villon”...acinimi nedir?
    Sonra kimdir mosyo ” Andre Bréton”...acinimi nedir?
    Ve en son olarak da kimdir mosyo ” Andre Bréton”...acinimi nedir?

    Cikan sonuclarin birbirine gore kiyasi nasil bir gelisimi gostermektedir.
    Siirin evrimi kavrami burada nasil bir cevap bulmaktadir?
    Burdan edindigimiz BILGI ile ikincile yonelmemiz gerekir.

    Yani:”...bugünkü entelektüel niteliğini taşıyacak yeti yoktur...”
    Cumlesindeki gunumuz entellektuel’ligi nedir?
    Arastirmamizin sonucunda ortaya cikan BILGI ile ilk bilginin kiyasindaki
    Yaklasik sonuc bellege yerlestirilmeli ve yazi bu BILGI isigiyla okunmalidir.

    Peki yazidaki Elestirinin odak noktasi nedir?
    ”Bir halk deyimi içindeki kelimeler o deyimdeki anlam dizisinde kaynaşmışlardır. O kelimelerden o deyimlerdekinden ayrı işlemler, ayrı güçler aramayın artık. Çünkü donmuşlardır. Tek yönlüdürler. İşlemleri, güçleri, bir bakıma uyandıracakları çağrışımlar bellidir. Ne olsa değişmeyecektir.”
    Bu savin gerceklestigi yazilar dikkatle okunmali ve sonucun
    Kendi entellektuelliginize icirilmis hali ile son edindigimiz BILGIYE YONELMELIYIZ.

    Yazi buyuk usta sn.Cemal Sureyya’nin bu yoneliminin SONUC bilgi serpintileridir
    Ve cok kiymetlidir.Bir BASVURU METNI’dir!

    Umarim okuyucular bu baglamda okurlar,dusunurler,arastirirlar...
    Bu cok kiymetli paylasim icin arkadasimiza cok tesekkur ederim.

    Burada folkloru yok saymak diye dusunmemelidir.
    Folklorun toplum temsilciligini reddetmek,baglaminda
    Ortak toplum dilini FOLKLORUN olusturdugu gerceginin reddi olur.

    Olayi folklor elestirisi olarak degil de,kelime duzeninin sinirlarini acmak,
    Kelimeleri ozgur birakmak anlaminda tahlil etmek gerekir.
    Belkide yeni bir folklor uretme amaci da, baglaminda cok uzak olmasa gerek.

    Yoksa yeni donem sairleride zamaninda folklordan beslenmislerdir.
    Bu yuzden yaziyi yeni yonelime tesvik edici BILGI yazisi olarak ele almak lazimdir.

    bir zamanlar asabiydim
    şimdi yeni bir yol buldum kendime
    masaya bir elma koyuyorum
    kendimi de elmanın içine
    ne huzur!"
    Selamlar!
    Konu mopsy tarafından (13-09-2009 Saat 12:16 PM ) değiştirilmiştir.

  5. #5
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye sis_labirenti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesaj
    168
    Rep Gücü
    2393
    Sayın Mopsy'nin dediklerine aynen katılıp konuyu haddim olmadan biraz daha açmak istiyorum müsaadenizle:

    Cemal Süreya'nın yukarıdaki yazısındaki en önemli nokta sayın Mopsy'nin de belirttiği yerdir. Ama ben açıyı biraz daha genişletmek istiyorum:

    "Şiirde asıl olan “hikâye etmek” değil, kelimeler arasında kurulacak “şiirsel yük”tür; Braque’ın lafıyla anekdotik değil, poetik. Çıkış noktamızı buradan alırsak, dosdoğru, folklorun şiir için kaçınılması gereken bir tehlike olduğu sonucuna varabiliriz. İşin nedeni şurada: Halk deyimlerinde yerleşmiş, birbirine bağlanmış kelimeler arasında yeni bir yük, yeni bir bağıntı kurmak söz konusu olamaz. Nasıl olsun ki bu kelimeler zaten kıpırdamaz bir şekilde birbirlerine bağlanmışlar, alacakları yükleri zaten önceden almışlardır."

    Burada anlatılanı "Neslin" bir yadsınması olarak görmek yanlıştır. Cemal Süreya bir söyleşisinde şunu demiştir;

    "Dil şiirin ortamıdır"

    Bu eksende düşünürsek konu hayli ironik bir duruma dönüşecektir. Bununla birlikte diyalektik bir sorunsalla karşılaşacağız. Peki nedir bu sorun? Cemal Süreya ileri sürdüğü savının gücünü arttırmak için başlığı sert tutmuştur. Bunun yanında Folklor kavramı içine giren halk kavramı aynı zamanda ozanları ve şairleri de barındırır. Pir Sultan'ın divan şiiri kalıplarına göre yazdığını hayal edebiliyor musunuz? O zamanki koşullar içinde kullanılan bu dil bir devrimdir. Bunun yanında Cemal Süreya'nın kullandığı Türkçe'nin zenginleşmesinde bir adım olacaktır. Ve bir süre "Folklor" öğeleri içine Cemal Süreya'nın kalıplaşmış cümleleri veya imgeleri de girecektir. Bu sefer Cemal Süreya'dan sonra gelecek nesil o dili aşmaya çalışacaktır.

    İşte bana göre Cemal Süreya'nın "şiir dili" olarak adlandırdığı süreç budur.

  6. #6
    - Çevrimdışı
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesaj
    34
    Rep Gücü
    260
    Alıntı sis_labirenti´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Sayın Mopsy'nin dediklerine aynen katılıp konuyu haddim olmadan biraz daha açmak istiyorum müsaadenizle:

    Cemal Süreya'nın yukarıdaki yazısındaki en önemli nokta sayın Mopsy'nin de belirttiği yerdir. Ama ben açıyı biraz daha genişletmek istiyorum:

    "Şiirde asıl olan “hikâye etmek” değil, kelimeler arasında kurulacak “şiirsel yük”tür; Braque’ın lafıyla anekdotik değil, poetik. Çıkış noktamızı buradan alırsak, dosdoğru, folklorun şiir için kaçınılması gereken bir tehlike olduğu sonucuna varabiliriz. İşin nedeni şurada: Halk deyimlerinde yerleşmiş, birbirine bağlanmış kelimeler arasında yeni bir yük, yeni bir bağıntı kurmak söz konusu olamaz. Nasıl olsun ki bu kelimeler zaten kıpırdamaz bir şekilde birbirlerine bağlanmışlar, alacakları yükleri zaten önceden almışlardır."

    Burada anlatılanı "Neslin" bir yadsınması olarak görmek yanlıştır. Cemal Süreya bir söyleşisinde şunu demiştir;

    "Dil şiirin ortamıdır"

    Bu eksende düşünürsek konu hayli ironik bir duruma dönüşecektir. Bununla birlikte diyalektik bir sorunsalla karşılaşacağız. Peki nedir bu sorun? Cemal Süreya ileri sürdüğü savının gücünü arttırmak için başlığı sert tutmuştur. Bunun yanında Folklor kavramı içine giren halk kavramı aynı zamanda ozanları ve şairleri de barındırır. Pir Sultan'ın divan şiiri kalıplarına göre yazdığını hayal edebiliyor musunuz? O zamanki koşullar içinde kullanılan bu dil bir devrimdir. Bunun yanında Cemal Süreya'nın kullandığı Türkçe'nin zenginleşmesinde bir adım olacaktır. Ve bir süre "Folklor" öğeleri içine Cemal Süreya'nın kalıplaşmış cümleleri veya imgeleri de girecektir. Bu sefer Cemal Süreya'dan sonra gelecek nesil o dili aşmaya çalışacaktır.

    İşte bana göre Cemal Süreya'nın "şiir dili" olarak adlandırdığı süreç budur.
    Şiirin biçimini de unutmamak gerekiyor. Halk şiiri biçimi ve musikiyi de dayatıyor bana göre.

  7. #7
    - Çevrimdışı
    Acemi Üye sis_labirenti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesaj
    168
    Rep Gücü
    2393
    Alıntı Paralaks´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Şiirin biçimini de unutmamak gerekiyor. Halk şiiri biçimi ve musikiyi de dayatıyor bana göre.
    Sayın Paralaks sonuna kadar haklısınız. Zaten biçime yönelik çalışmalar Mayakowski'den etkilenen Nazım Hikmet ile birlikte "Merdiven şiir" denilen türün bu ülke topraklarına gelmesiyle başladı. Ki mevcut ritm okunuşlarda kendini bariz belli etmektedir. Önceden kullanılan aruz vezni veya hece ölçüsü artık ölçüsüz ve uyaksız bir sürece girip ritmi kendi içine taşımıştır. Ruz Biçimcileri'nin bu eksende önemli çalışmaları vardır. Ama edebiyatın - daha doğrusu sanatın- biçimleri bir yana bırakıp yeni arayışlara girdiği gerçeği de gözardı edilemez.

  8. #8
    - Çevrimdışı
    Üyecik
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesaj
    34
    Rep Gücü
    260
    Şüphesiz şiir biçimciliğe indirgenemez.

  9. #9
    - Çevrimdışı
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.030
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba

    Bu super beyin jimnastigi yazilardan sonra
    Bir Cemal Süreya siiri burada bulunmali diye dusundum
    ve

    eksik bir şey

    Sesinde ne var biliyor musun
    Bir bahçenin ortası var
    Mavi ipek kış çiçeği
    Sigara içmek için
    Üst kata çıkıyorsun

    Sesinde ne var biliyor musun
    Uykusuz Türkçe var
    İşinden memnun değilsin
    Bu kenti sevmiyorsun
    Bir adam gazetesini katlar

    Sesinde ne var biliyor musun
    Eski öpüşler var
    Banyonun buzlu camı
    Birkaç gün görünmedin
    Okul şarkıları var

    Sesinde ne var biliyor musun
    Ev dağınıklığı var
    İkide bir elini başına götürüp
    Rüzgarda dağılan yalnızlığını
    Düzeltiyorsun.

    Sesinde ne var biliyor musun
    Söyleyemediğin sözcükler var
    Küçücük şeyler belki
    Ama günün bu saatinde
    Anıt gibi dururlar

    Sesinde ne var biliyor musun
    Söyleyemediğin sözcükler var.

    Cemal Süreya

Benzer Konular

  1. İçimizdeki düşman
    görünmezadam Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 17-07-2012, 01:55 PM
  2. Halk Bilimi (Folklor)
    dogangunes Tarafından Eğitim Öğretim Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 20-12-2011, 03:32 AM
  3. Halkoyunları (folklor) nedir?
    YukseLL Tarafından Halk Oyunları Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 21-10-2009, 03:10 PM
  4. Düşman
    Gül@y Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 07-09-2009, 03:54 PM
  5. Yorum: 60
    Son mesaj: 08-06-2009, 02:55 AM
Yukarı Çık