2. Sayfa, Toplam 2 BirinciBirinci 12
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 16 Toplam: 16
  1. #11
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesaj
    1.271
    Rep Gücü
    39041
    Şaka ediyormuşum! Dün de dedenin yanında iken şaka ettiğimi söylediler. Bak yavrum, on sekizinci yüzyılda bir günahkar vardı: Şöyle bir laf ortaya attı:

    "Eğer Tanrı olmasaydı, onu icat etmek gerekirdi" dedi.

    "S'iln'existait pas Dieu il faudrait l'invanter" ve garip olanı, insanda hayranlık uyandıran, Tanrının gerçekten varolması değildir. Asıl hayranlık uyandıran şey, insan gibi acımak bilmeyen vahşi bir hayvanın içinde "Tanrının varolması zorunlu bir şeydir!" diye bir düşüncenin uyanmasıdır.



    Tanrı düşüncesi o derece kutsal, o derece insanı duygulandıran, o derece derin ve insana onur kazandıran bir düşüncedir, işte! Bana gelince, ben çoktandır: "İnsan mı Tanrıyı yarattı, yoksa Tanrı mı insanı yarattı?" diye düşünmekten vazgeçtim! Artık bu konuda tüm çağdaş Rus gençlerinin ortaya attıkları düşünceleri eleştirecek değilim.

    Bütün bu düşünceler hep Avrupalılarının teorilerinden çıkarılmıştır. Çünkü Avrupa'da daha teori olan şey, Rus delikanlısının zihninde hemen kesin bir yargı olur. Hem de yalnız gençlerin gözünde öyle değildir, bazı profesörler için bile böyledir. Çünkü şimdi bizim Rus profesörleri ile o Rus gençlerinin arasında çoğu zaman hiç ayrıntı olmuyor. Onun için bütün bu teorileri bir tarafa bırakıyorum.

    "Şimdi ikimizin amacı ne? Benim amacım ne kadar mümkünse o kadar çabuk, sana özümü, yani nasıl bir insan olduğumu, neye inandığımı, neye güvendiğimi anlatmaktır. Öyle değil mi, söyle? Onun için sana şunu bildiriyorum ki, Tanrı'nın varlığını düpedüz ve yapmacıksız kabul ediyorum. Yalnız şunu belirtmem gerekir: Eğer Tanrı gerçekten var ise ve dünyayı yaratmışsa, o halde hepimizin bildiği gibi onu Öklid geometrisine göre insan aklını da ancak üç boyutlu kavrayabilecek şekilde yaratmıştır.

    Bu arada bazı geometri bilginleri ve filozoflar ortaya çıktı. Üstelik bunların arasında çok değerli olanları vardır. Bunlar tüm evrenin, hatta evreni de içine alan sonsuzluğun bile Öklid geometrisine göre yaratılmış olmasından şüphe ediyorlar. Hatta Öklid'e göre dünyada hiçbir şart altında kesişmeyen, kesişmeleri imkansız olan iki paralel çizginin belki de sonsuzluğun herhangi bir noktasında birleştiklerini hayallerinden geçirmek cüretini gösteriyorlar.

    "Ben şöyle bir yargıya vardım, yavrum: Madem benim böyle bir düşünceyi bile kavramaya gücüm yok, o halde Tanrıyı nasıl kavrayabilirim? Boynumu eğerek şunu açıklıyorum ki, böyle sorunları çözmek için gereken yeteneklerden
    hiçbirine sahip değilim. Benim aklım Öklid prensiplerine göre işleyen, yani yalnız bu dünyayı kavrayabilecek bir akıldır. Böyle olunca, nasıl olur da bu dünya ile ilgisi olmayan bir konuda karar verebilirim? Sana da öğüdüm bunu hiçbir zaman düşünmemektir, dostum Alyoşa! Hele Tanrı'yı "Tanrı var mı? Yok mu?" sorusunu hiçbir zaman aklına getirme! Bütün bu sorular üç boyutlu düşünceye sahip bir aklın hiçbir zaman kavrayamayacağı şeylerdir.

    "Bu bakımdan Tanrının varlığını kabul ediyorum. Hem de bunu seve seve kabul etmekten başka, "O"nun hikmetine, "O"nun bizim hiçbir zaman bilemeyeceğimiz bir amacı güttüğüne, hayatın belirli bir düzen içinde olduğuna, bir anlam taşıdığına, günün birinde de güya hepimizin birleşeceği kusursuz düzene, bütün evrenin yöneldiği "Kelam"a ve benzerleri olan her şeye, her şeye, hatta sonsuzluğa bile inanıyorum!.. Bu konuda birçok sözler söylenmiştir. Artık bana öyle geliyor ki, iyi bir yoldayım, değil mi?

  2. #12
    Acemi Üye sis_labirenti - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Sep 2009
    Mesaj
    168
    Rep Gücü
    2393
    Kendimi evimde gibi hissediyorum sayenizde... Lütfen devam edin

  3. #13
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesaj
    1.271
    Rep Gücü
    39041
    sevindim....tabiki devamını eklemek isterim bende..

  4. #14
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesaj
    1.271
    Rep Gücü
    39041
    "Öyleyken bütün bunların sonucunu düşündüğüm zaman, Tanrı'ya bağlı olan bu dünyayı kabul edemiyorum. Hem de varlığını bildiğim halde, yani böyle bir dünyanın nasıl varolabileceğine bir türlü inanamıyorum. Kabul edemediğim şey, Tanrı'nın kendisi değil, bunu anla! Ben yalnız "O"nun yarattığı dünyayı kabul edemiyorum, onu bir türlü benimsemeye razı olamıyorum! Ne demek
    istediğim açıklayayım: Mini mini bir çocuk gibi içtenlikle ve kesin olarak inanıyorum ki, tüm acılar günün birinde dinecek, insanlığın içinde yaşadıkları tüm zıtlıkların gururu yaralayan gülünçlüğü basit bir serap gibi siliniverecek ve tüm ayrılıklar bu atom kadar küçük, güçsüz ve Öklid prensiplerine göre yaratılmış aklımızın çirkin bir uydurması olarak yok olacak.

    İnanıyorum ki en sonunda, dünya sona erdiği, herşeyin o kusursuz düzene karışmış bir bütün olacağı anda, öylesine değerli bir şey olacak ki, meydana gelen bu değerli şey tüm yürekleri dolduracak, tüm nefretlerin söndürülmesine, insanların yaptıkları tüm kötülüklerin, döktükleri kanların bağışlanmasına yetecektir. O zaman insanların yaptıkları her şey bağışlanacak, hoş görülecek ve başlarından geçen her şeyi hoş karşılamak mümkün olacaktır.

    Varsın öyle olsun!.. Varsın bu söylediklerimin hepsi gerçekten meydana gelsin ve o dediğim değerli varlık karşımıza çıksın. Öyle de olsa ben gene de bunu kabul etmiyorum, etmek de istemiyorum!

    "Diyelim ki paralel çizgiler bir noktada birleştiler, diyelim ki bunu ben de kendi gözlerimle gördüm; öyleyken, bunu kendi gözümle gördüğüm halde, sadece "birleştiklerini gördüm" derim, ama gene de, gerçekten öyle olduğunu kabul edemem. İşte, benim anlatmak istediğim bu, Alyoşa!.. Benim tezim budur! Artık bunu sana ciddi söylüyorum.

    Seninle yaptığımız bu konuşmaya mümkün olduğu kadar saçma başladım, ama sonunda işte bu açıklamaya dek götürdüm. Çünkü biliyorum ki, senin için gerekli olan budur. Senin bilmek istediğin Tanrı'nın varolup olmadığı değildir. Senin için yalnız sevgili ağabeyinin hangi duygular içinde oyaladığını öğrenmek gerekliydi. Ben de bunu söyledim işte.

  5. #15
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    Sn.Shgiptare; sizden sikayetciyim.
    Bu basligi oksuz birakiyorsunuz.
    Duzenli araliklarla eseri lutfen buraya tasiyin.
    Edebiyat bolumunun en onemli eserlerinden birini baslik yaptiniz.

    Bakis acilarimizi torpulemek adina bu dev eseri ozluyoruz,bekliyoruz.
    Lutfen.....

  6. #16
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesaj
    1.271
    Rep Gücü
    39041
    beğendiyseniz ne güzel..peki devam edelim sn mopsy...

    Hovardalık günlerimin sonunda daha fazla hayaller içerisine gömülür, pişmanlık, gözyaşları, lanetler ve sevinçlerle dolardı yüreğim. Bazı zamanlar, bu sarhoşluk ve her yanımı kuşatan mutluluk, bana kendimle alay etmeyi unuttururdu. Neredeyse damarlarımda dolaşırdı umut, inanç ve sevgi. O zamanlar dışarıdan gelecek bir mucizeyle önümdeki her şeyin ferahlayacağına, iyi, güzel ve kusursuz bir çalışma ufkunun beni beklediğine inanırdım.


    (Bu çalışmanın ne olduğunu tam olarak bilmiyordum, ama benim için kusursuzdu.) Hayallerimde neredeyse, beyaz bir at sırtında, başımda defne dalı eksik bir vaziyette gökten yeryüzüne inecektim. Ortalarda bir yerlerde olmayı hiçbir şekilde kabul edemezdim; bu nedenle gerçek hayatta da en alt tabakaya hiç itirazsız giriyordum. Ya büyük bir kahraman olacak ya da çamura batacaktım; ikisinin ortası olmam mümkün değildi. Beni en çok üzen şey ise çamurda debelenirken aslında bir kahraman olduğumu düşünmemdi. Sadece kahramanlar çamura batabilir, diğer insanların buna hakkı yoktur, diye düşünürdüm. Bir kahraman, çamura ne kadar batsa da çamurlanmaz; bir kahramanın çamuru affettirmesi için yüce insan olması gerekir.

    İşin en garip yanı, bu "güzel ve yüce şeyler"in hovardalık dönemlerimde de içimde olmasıydı. En iğrenç kepazeliklerim esnasında gelerek, içimde şiddetli patlamalar yapıp hovardalığıma hiç de zarar vermeden çekip gitmesi, beni çok şaşırtıyordu. Yaşadığım bu zıtlıklardan doğan acıyla orantılı olarak aldığım zevk de artıyordu. Hissettiğim acılar, içinde bulunduğum çelişkiler ve ruh tahlilleri, bana bu zevki veriyordu. Bu ızdıraplar ve ızdırapçıklar, hovardalığımı daha bir zevkli kılıyor, bir bakıma tuzu biberi oluyordu.

    Elbette ki bütün bunların bir derinliği vardı. Sıradan insanların gittiği yerlere giderek, çamura batmamın bir anlamı olmalıydı zaten. Beni çeken bir yan olmasaydı, hiç geceleri hovardalığa çıkar mıydım? Asil bir tarafı olmayan hiçbir davranışta bulunmazdım ben. Tanrım! Ne aşklar yaşadım hayallerimde, "güzel ve yüce şeyler"e dalarak. Bunlar, yeryüzünde asla bulunmayan, hayali sevgilerdi; ama bana yetiyor ve sonradan gerçek bir sevgi duymama da ihtiyaç bırakmıyordu. Her şeyi tatlı bir tembellikle sanata bağlıyordum. Sağdan soldan, şairlerden, romancılardan kaptığım mükemmel yaşam sahnelerini, istediğim gibi değiştirerek hayallerimde ben de yaşıyordum. Her defasında kahraman bendim ve yenilenler bunu mecburen kabul ediyorlardı; ben de onları bir çırpıda affediyordum. Ünlü bir şair, bir mabeyinci olur ve sonra da aşık olurdum. Sahip olduğum büyük serveti insanlar için harcardım. Sonra, herkesin gözü önünde bütün günahlarımı açıklardım; elbette bunlar, içinde "güzel ve yüce şeylerden fazlasıyla bulunan Manfredvari günahlardı. Bütün herkes ağlayarak bana sarılıyordu (yapmadıkları takdirde ne kadar budala olduklarım göstereceklerdi); ben ise ayaklarım çıplak, karnım aç bir şekilde yeni fikirler yaymak için yollara düşerek, geri düşüncelileri Austerlitz'de ortadan kaldırıyordum. Bundan sonra genel bir af ilan edilir ve her yanda marşlar çalardı; Papa, Roma'yı bırakıp Brezilya'ya gitmeyi kabul ederdi. Daha sonra bütün İtalya halkı onuruna Korno gölü kenarındaki Bargez köşkünde büyük bir balo verilirdi. (Bunun için Korno gölü Roma'ya getirilecekti elbette.) O anda köşkün bahçesinde bazı olaylar olurdu. Bunun gibi birçok hikâye, anlıyorsunuz beni değil mi?

    Şimdi, bu hayallerimi, bu şekilde ortalığa sermemin hiç de iyi bir davranış olmadığını söyleyeceksiniz; hem de bunca itiraf, coşku ve gözyaşından sonra... Neden iyi bir davranış olmuyormuş? Yoksa bunların, sizin yaşadıklarınızdan daha aptalca ve utanç verici olduğunu mu düşünüyorsunuz? Aslında bazıları çok iyi tasarlanmış hayallerdi; üstelik hepsi de Komo gölü etrafında geçmiyordu. Evet, siz haklısınız... Bu yaptıklarım çok alçakça ve bayağı şeylerdi; ama asıl alçakça olan, kendimi size haklı göstermeye çalışmamdır. Şimdi de kendimi kötülemem, her şeyi daha berbat yapıyor. Artık bu kadar yeter, çünkü gittikçe çamura batıyor, buna rağmen anlatmak istediklerimi de anlatamıyorum.

Benzer Konular

  1. İrkiltici şeylerin romancısı olarak Dostoyevski
    RABİA Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 10
    Son mesaj: 16-02-2012, 09:13 PM
  2. Yeraltından Notlar / Dostoyevski
    mopsy Tarafından Kitap Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 31-01-2010, 01:08 AM
  3. Yeraltından mektup var!
    ayazoglum Tarafından Şiir Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 26-05-2009, 05:12 PM
  4. Dostoyevski
    dogangunes Tarafından Biyografi (Yaşam Öyküsü) Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 06-06-2007, 10:24 AM
  5. Dostoyevski
    EMRE Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 08-11-2006, 09:52 PM
Yukarı Çık