2. Sayfa, Toplam 3 BirinciBirinci 123 SonSon
Gösterilen sonuçlar: 11 ile 20 Toplam: 27
  1. #11
    metamorphosis
    Misafir..
    Alıntı -BaDe-´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Bu kadar kötü bir kurtuluş yoktur herhalde. Kendini kandırmak değil mi bu?
    Kişinin kendini "Kendi" sandığı bir "ben" ile telkin etme çabası daha kötüdür diye düşünüyorum. Ki alıntı yaptığınız bölümde bir gönderme sözkonusu. "Yuvarlağın Köşeleri" üstad Özdemir Asaf'ın kitaplarından biridir.

  2. #12
    Aktif Üye -BaDe- - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Nerden
    Eskişehir
    Mesaj
    1.588
    Rep Gücü
    20917
    Yuvarlağın Köşeleri kitabını biliyorum ve okudum, ayrıca Özdemir Asaf'ın en şık kitaplarından biridir. Kitap tezatlıkları ele alıyor ismi de bununla paralel.
    Ben farklı bir şey düşündüm alıntı ile yorum yazarken aslında :))
    Alışmışız ya, iki kere iki dörtlere...

  3. #13
    metamorphosis
    Misafir..
    Alıntı -BaDe-´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Yuvarlağın Köşeleri kitabını biliyorum ve okudum, ayrıca Özdemir Asaf'ın en şık kitaplarından biridir. Kitap tezatlıkları ele alıyor ismi de bununla paralel.
    Ben farklı bir şey düşündüm alıntı ile yorum yazarken aslında :))
    Alışmışız ya iki kere iki dörtler'e...
    Sayın Bade özünde haklısınız. O cümledeki "ironi" hayli derindir. Olmayan bir şeye nasıl tutunur insan? İşte hayatımız boyunca kendimize aitleştirdiğimiz ve sahipleşme güdüsünün sonucu.

  4. #14
    metamorphosis
    Misafir..
    Duvarıma çizdiğim pencereden hafifçe esiyordu rüzgâr. Alt dairedeki komşum seslendi;

    - Rica etsem sesinizi pencereye asmaktan vazgeçer misiniz? Islak harfleriniz kâğıdıma damlıyor.

    Başımı pencereden aşağı sarkıtarak;

    - O zaman siz de gökyüzünü yıkamaktan vazgeçin. Dedim. Çok kızmıştım çünkü.

  5. #15
    metamorphosis
    Misafir..
    Adını koyamadığım kadınlar gelir aklıma. Terk ederim dudaklarını cümlelerime. Uzaklaşmakta olan sokaklarda unuturum şehirlerin aynalara seslenen haritalarını. Ki o haritalardaki en meçhul yerdir o kadınların isimleri. Yüzleri, kandil alevi... Yüzlerinin iki yanına fısıldanmış gözleriyle bir evliyanın tek günahı... Dudaklarında abdest alır dualar. Kulaklarındaysa binlerce ezan emzirilir.

    Çoğul halleri vardır isimsizliklerin. Seslerde kefenlenip gömülen isimlerin değil çoğul ölümleri vardır. Ve pek çok da mezar taşları vardır. Bir kalem dolusu cümle savurursun da üstüne teselli etmez azabını. İsimlerin de günahları vardır. Her ismin günahı o ismin sahibi kadardır. Kişiden önce ismi azaptadır. Yoksa neden kulağa fısıldanan isim, mezar taşında çarmıha gerilsin?

    Bu yüzden adlarını hatırlamıyorum kadınların. Masum olan isimleriydi tenleri değil. Yazarak zina etmek istemedim. İsimlerini soyup çırılçıplak dudaklarıma almak istemedim. Ve sessizliğimin içinde çırılçıplak hecelenmek istemedim. Aynı isimde pek çok kadını sevebilirsiniz ama farklı isimsizlikte kaç kadını anımsarsınız?

  6. #16
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Alıntı metamorphosis´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Duvarıma çizdiğim pencereden hafifçe esiyordu rüzgâr. Alt dairedeki komşum seslendi;

    - Rica etsem sesinizi pencereye asmaktan vazgeçer misiniz? Islak harfleriniz kâğıdıma damlıyor.

    Başımı pencereden aşağı sarkıtarak;

    - O zaman siz de gökyüzünü yıkamaktan vazgeçin. Dedim. Çok kızmıştım çünkü.
    MERHABA!

    gokyuzunu yikamak,temizlemek,arindirmak...
    ......GEREK mez mi?

  7. #17
    metamorphosis
    Misafir..
    Alıntı mopsy´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    MERHABA!

    gokyuzunu yikamak,temizlemek,arindirmak...
    ......GEREK mez mi?
    Merhaba Sayın Mopsy, biraz da bu neyle temizlediğimizle alakalı sanırım.

  8. #18
    metamorphosis
    Misafir..
    Uzandığı ağacın gölgesinden rüyasına batan çiçeğin kokusuyla uyanıp gölgeyi yırtarcasına savurdu çığlığını. Bu canı yanmış sözcükler havada yanmaya başladığında bir anda içlerinden minik bir serçe belirdi. Korkuyla karışık kanatlarını hızla çırpıyordu. Minik gagalarındaysa az önce adamın düşündeki çiçeklerden biri... Yanan sözcüklerin içinden başarıyla kurtulduktan sonra ağacın dalındaki yuvasına kondu. Yuvadaki yavru serçeler ürkmüş bir halde saklanıyorlardı birbirlerinin ardına. Sonra yavrulardan biri emekleyen harfleriyle;

    - Adam neden çığlık çığlığa bağırdı anne? Diye sordu.

    Anneyse tüylerinin içindeki düş-tozlarını temizledikten sonra;


    - Çiçeklerden birini adamın rüyasında düşürdüm. Canı yandı galiba...

  9. #19
    güney
    Misafir..
    Buda benden olsa....

    Her şey bir jöle kıvamında sanki ... ben kapıya gidiyorum...ve ayak parmaklarıma dokunsanız, saçlarım uçuşuyor..! Halbuki yola çıktığımda ne bu sağır fırtına vardı ne de soyut kalabalıklar..belki de cesaretimi yoğuran telaşım, çelikten bir zırh oldu ruhumu saran ..gördüğüm ama görünmeyen..

    Yarın kadar yakın, yarın kadar hemen ve yarın kadar henüz iken; geçmiş yaratmak hevesi ile “dün” oldum..bugünler ise ne bedenime ne beynime ne de ruhuma çarpabildi...kaçtım üzerime gelen esaret sandığım “bugün” yazılı rengarenk top yağmurundan..ıslanmadım evet ... kuru kaldım..kurtulmuş kaldım..ne yarınki hepsi dün olabilmek içindi..

    koştum bana ait olacağını düşündüğüm o koca tüpten girdim içeri...bedenim miydi sığmayan yoksa ruhum mu geniş geldi saydam tüp'e.?...hayallerim sıkışıp kaldı ...umutlarım ile bana bakan sahtelikler arasındaki karmaşayı görmekten ileri gidemedi gözlerim, sığmadı o kocaman şeffaf tüp'e...Ellerim, ayaklarım ve ardımda kalan her zerrem ise ıslanıyordu artık, “bugün” yazılı rengarenk top yağmuru ile..Kırmızı oluyordum, yeşil, mavi, sarı...korkuyordum...çünkü öylesine dündüm ki..bugün olan renklerim, beynimin sıkıştığı şeffaf tüp'e bulanıyor ve ben hep içerde onlar ise dışarda kalıyordu..öfkem sabrım pişmanlığım heyecanlarım korkaklığım koca bir bilye gibi içimde dolaşıyordu sanki..acıyordum ..

    önce hayallerimi attım yağmura..Gözlerim ile beynim arasındaki boşlukta, nefes aldım...Sonra umutlarım bir bir süzüldü saydam tüpten.. bir gözlerim bir boşluk bir de nefes kaldı o kacaman saydam tüpe ..ve ben yarına baktım ilk kez, bugünler bedenimi boyarken, hayallerimsiz umutlarımsız...


    beynimle kalmışlığım, sadece yalnızlığımı bırakıyor bana ve her yer yalnızlık olup boşluk doluyordu...nefesim ise tükenmişti..Ya boğulacaktım, yalnızlığım boşluk ve nefesimle ya da ardımda kalan bedenimle güç bulacaktım...

    Ben kapıya gidiyorum.. ıslandım...ellerim ayaklarım gözlerim rengarenk...Hayallerimle umutlarımla kendimden ibaret bir fırçayım artık ...bedeli, çıkılan kapıdan tekrar içeri girmek ve yine bilinmeyene koşmak olsa bile bugünlerimi.boyamak için hayallerin, umutların bedeni sardığı yüzlerce, binlerce fırça ile bedenim kadar değil ruhum kadar kendimi çizmeye gidiyorum..

  10. #20
    metamorphosis
    Misafir..
    Alıntı güney´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    Buda benden olsa....

    Her şey bir jöle kıvamında sanki ... ben kapıya gidiyorum...ve ayak parmaklarıma dokunsanız, saçlarım uçuşuyor..! Halbuki yola çıktığımda ne bu sağır fırtına vardı ne de soyut kalabalıklar..belki de cesaretimi yoğuran telaşım, çelikten bir zırh oldu ruhumu saran ..gördüğüm ama görünmeyen..

    Yarın kadar yakın, yarın kadar hemen ve yarın kadar henüz iken; geçmiş yaratmak hevesi ile “dün” oldum..bugünler ise ne bedenime ne beynime ne de ruhuma çarpabildi...kaçtım üzerime gelen esaret sandığım “bugün” yazılı rengarenk top yağmurundan..ıslanmadım evet ... kuru kaldım..kurtulmuş kaldım..ne yarınki hepsi dün olabilmek içindi..

    koştum bana ait olacağını düşündüğüm o koca tüpten girdim içeri...bedenim miydi sığmayan yoksa ruhum mu geniş geldi saydam tüp'e.?...hayallerim sıkışıp kaldı ...umutlarım ile bana bakan sahtelikler arasındaki karmaşayı görmekten ileri gidemedi gözlerim, sığmadı o kocaman şeffaf tüp'e...Ellerim, ayaklarım ve ardımda kalan her zerrem ise ıslanıyordu artık, “bugün” yazılı rengarenk top yağmuru ile..Kırmızı oluyordum, yeşil, mavi, sarı...korkuyordum...çünkü öylesine dündüm ki..bugün olan renklerim, beynimin sıkıştığı şeffaf tüp'e bulanıyor ve ben hep içerde onlar ise dışarda kalıyordu..öfkem sabrım pişmanlığım heyecanlarım korkaklığım koca bir bilye gibi içimde dolaşıyordu sanki..acıyordum ..

    önce hayallerimi attım yağmura..Gözlerim ile beynim arasındaki boşlukta, nefes aldım...Sonra umutlarım bir bir süzüldü saydam tüpten.. bir gözlerim bir boşluk bir de nefes kaldı o kacaman saydam tüpe ..ve ben yarına baktım ilk kez, bugünler bedenimi boyarken, hayallerimsiz umutlarımsız...


    beynimle kalmışlığım, sadece yalnızlığımı bırakıyor bana ve her yer yalnızlık olup boşluk doluyordu...nefesim ise tükenmişti..Ya boğulacaktım, yalnızlığım boşluk ve nefesimle ya da ardımda kalan bedenimle güç bulacaktım...

    Ben kapıya gidiyorum.. ıslandım...ellerim ayaklarım gözlerim rengarenk...Hayallerimle umutlarımla kendimden ibaret bir fırçayım artık ...bedeli, çıkılan kapıdan tekrar içeri girmek ve yine bilinmeyene koşmak olsa bile bugünlerimi.boyamak için hayallerin, umutların bedeni sardığı yüzlerce, binlerce fırça ile bedenim kadar değil ruhum kadar kendimi çizmeye gidiyorum..
    Renklerinizi skalama işledim. Çizim esnasında size yardım etmek isterim.

    Bu güzel eşliğinizle kendimi daha da anlamlı hissettim Sayın Güney. Çok teşekkür ederim.

Benzer Konular

  1. Süpermeydan Şairleri Antolojisi
    Y.E.K. Tarafından Şiir Foruma
    Yorum: 82
    Son mesaj: 21-09-2010, 08:54 PM
  2. Sıradan delilik öyküleri
    mopsy Tarafından Kitap Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 04-02-2010, 06:59 PM
  3. Sıradan bir kadın olmak ya da olmamak
    dogangunes Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 4
    Son mesaj: 02-12-2009, 02:43 AM
  4. Size ne sıradan gelir?
    Gül@y Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 3
    Son mesaj: 04-09-2009, 01:40 AM
  5. Sıradan pencereler
    blueice Tarafından Kadın Erkek İlişkileri Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 22-04-2009, 03:59 PM
Yukarı Çık