Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2
  1. #1
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesaj
    1.271
    Rep Gücü
    39041

    Dünyanın En Güzel Aşk Hikayesi! Lauis Aragon CEMILE

    Cemile, ikinci dünya savaşının üçüncü yılında Kursk ile Oreldun meydanında savaşın güç aldığı dönemlerde Talas’ın Kürküröö köyünde yaşanan aşk hikayesidir. Ünlü Kırgız yazarı Cengiz Aytmatov, hikayeye adını verdiği Cemile isimli genç bir kadının savaşın zor ve yokluk yıllarında, herşeyden önce törenin yasaklarına rağmen yaşadığı aşkını kayinbiraderi Seyit’in dilinden anlatır.



    Cemile, Bakayır köyündeki yılkıcının kızı. Bizim Sadık da yılkıcı idi. Yayladaki çobanların düyününde Kız Kovalama oyununa katılmış, Cemile’ye yetişemediği için namusundan onu kaçırdığını duymuştum. Eltilerinin, “Öyle değil ikisi de severek evlendiler” dediklerini de hatırlıyorum. Ne olursa olsun onlar sadece üç dört ay birlikte yaşadılar, sonra da Sadık abimi askere götürdüler.



    Cemile güzel, canlı, hareketli, büyüklerine saygılı, ancak kimseden de sözünü esirgemeyen bir kadındır, bu karakterleriyle de kayınvalidesinin güvenini ve saygısını kazanmıştır. Köyün bütün delikanlıları, özellikle cepheden geri dönenler ona hayrandır. Savaşın bu zor günlerinde köyün bütün işleri çocuklara ve kadınların üzerine kalır.



    Bir gün eve geliyordum, yaklaştığımda annemle köydeki toprakların işlenmesinden sorumlu olan Orozmat’ın nedendir tartışmakta olduğunu gördüm. Orozmat yengemin harmandan savaş meydanına gidecek buğdayları arabayla istasyona taşıması için annemi ikna etmeye çalışıyordu. Annem yengemin bu kadar zor işleri yapmasına karşıydı. “Bırakın gelinimin elindeki orağına dokunmayın, zaten yalnızlığın acisını çekiyor, iki ailenin güçlükleri baş kaldırtmıyor” diye inat ediyordu. Fakat sonunda idareci Orozmat benim ve köyümüze yeni gelen Danyar’ın yengeme yardımcı olmamız şartıyla annemi bu işe ikna etti. Yanımda yengem iş yapıyorsa ne güzel olurdu diyen çocukça bir düşünceyle o an yengemi yakından tanımak için iyi bir fırsat yakaladığıma sevinmiştim. Fakat, bu işin sonunun nasıl sona ereceğinden ne annemin ne de benim haberim vardı.



    Köy halkının yeni akraba diye seslenmeye başladığı uzun boylu Danyar, küçükken yetim kalmıştır. Oldukça içine kapalı, yaralı olduğu için cepheden ata yurduna geri gönderilmiş bir Kazak gencidir.

    İdareci Orozmat’ın dediği gibi artık Cemile, kayınbiraderi Seyit ve Danyar bir ekip halinde harmandan istasyona yük taşımaya başlarlar. Sabahın erken saatlerinde at arabasına buğday çuvallarını yükleyip Ağustos’un sıcak güneşi altında saatlerce yol alırlar. Birbirinden güzel renkleriyle bürünmüş tabiatın içinde, geniş tarlaların çakıllı yollarından, yaklaşık yirmi kilometrelik yolu aşıp aşağıdaki Kara Dağ’ın boğazından geçerek istasyona gelirler. Dönüşte yeni yeni parlayan yıldızların ışığında düşüncelere dalmış bu üç kişiye arabanın gıcırtıları, taşlara çarpan tekerleklerin takırtıları, çağıldayan dere ve zaman zaman söylediği türkülerle Danyar’ın yanık sesi eşlik ediyordu....

    Savaşın birleştirdiği bu üç insanın erzak taşımaları sonbahara kadar devam etti. Ağustosun erken saatleri, yirmi kilometrelik mesafeye at arabayla birlikte gitmeler, akşam yorgun dönüşler, birlikte oturup kalkmalar, dinlenmeler bunlara gönül birliği verdi. Bu gönül birliği gittikçe Cemile ile Danyar’ın kalbinde gizlice gelişti. Danyar, belki imkansız deye düşündüğü içindir ne kadar saklamaya çalışsa da onun türküleri osuz yalnızlık çeken aşkını itiraf ediyordu. Cemile ise ak oramalı hürmeti bu sevdadan çekilmek istedi, yuvasına vefalı olmaya çalıştı. Fakat aşksız orda mesut olamayacağını anlayınca yeni yeşeren aşk filizlerini kalbine gömmektense Danyar ile memleketini terk etmeye karar verdi. Onlar aşk ümitleri ile Kürküröö’den uzaklaşırken bir tek Seyit görmüştü.

    Akşam üzereydi, sahilde fundalığın arasında resim çizip oturuyordum. Bir vakit başımı kaldırdığımda sahilin karşısına geçmekte olan iki kişiye gözüm çarptı. Onların Cemile ile Danyar olduğunu hemen tanıdım. Nedendir bir şeyden yüzünü saklıyormuş gibi gidişatları vardı.

    Bunlar bizim köyü bırakıp kaçmakta olduğunu anladığımda yüreğim sızladı. Şoke oldum, arkasından bakarak durduğum yerde kaldım. Ne yapacağımı bilemiyordum, seslenmek istedim fakat dilim damağıma tıknamış gibiydi.

    Danyar ile Cemile arkasına hiç bakmadan demir yolu kavşağına doğru hızlı ilerliyorlardı. Onlar ilerledikçe ilerledi uzaklaştıktan bir vakit sonra çiğin arasından görünmez oldu.

    İşte o an aklım başıma geldi.

    -Cemile-e-e-e! diye var gücümle seslendim.

    Hüzünlü tarlanın üzerinden: “e-e-e!” yankıları geliyor arka arkaya, sonra da dertli dertli basılıyordu ancak.

    -Cemile-e-e-e diye tekrar acılı seslendim. Sonra yerimden fırladım, onların peşinden koştum. Suyu su demedim, çizmeli, üstü başımla suya atladığımda dayanılmaz soğuk suyun sıçramaları yüzüme, bütün boyuma geliyordu. Herşeye rağmen peşinden koştum. Bir vakit ayağım birşeye çarpıp, bir anda yüzümle yere düştüm. Öylece başımı kaldırmadan, yüzümü kapatarak hüngür hüngür ağlayıverdim. Altımdaki nemli toprak koklanan yer, elimi, yüzümü üşütüp, akşamın karanlığı sırtıma ağrını yüklemiş gibi, nefesim boğulup, çiğler ile acımı paylaşarak, etrafımda hüzünlü ses çıkartıyorlardı. Deminki Cemile’ye seslendiğim ses hala hüzünlü tarlanın üzerinden yanıklıyormuş gibi kulağımdan gitmiyor.

    -Cemile, Cemile! - diye çocukça hıçkırıklarla, en yakın, en değerli kişilerim ile vedalaşıyordum. Ancak o anda, ben yerde ağlıyorken, kendimin de Cemile’ye aşık olduğumu anladım.

    Evet, belki bu benim çocukluktaki en temiz, en saf sevgimdir!

    Yüzümü göz yaşlarımdan nemlenmiş yenime kapatarak, uzun müddet ağladım. Baktımki, ben o anda sadece Cemileler ile vedalaşmamışım, kendimin çocukluk çağlarımla da vedalaşıyormuşum meğer.

    Bir gün evde oturmuş, okulun duvar gazetesi için resim yapıyordum. Annem de yanımda soba yakıyordu. İşte o sırada ansızın kapı açılıp Sadık abim odaya daldı. O kadar öfkeliydiki, o öfkeyle bana doğru yürüdüğünde omzuna astığı kaputu uçup yere düştü.

    - Bunu kim yaptı? diye elindeki kağıdı gözüme sokarak sordu.

    Şaşırmıştım. Bu benim harmanda, kurşun kalemle Danyar ile Cemile’yi çizdiğim ilk resimdi. Onlar o anda bana canlı canlı bakıyorlardı sanki.

    - Ben yaptım.

    - Ya bu, bu kim?

    - Danyar.

    - Hainsin sen! diye haykırdı yüzüme.

    Sinirden kendini tutamayan Sadık abim resmi parça parça yırttı ve kapıyı çarparak çıkıp gitti. Evin içini uzun ve sıkıcı bir sessizlik kapladı, sonra annem üzüntülü sesiyle:

    - Sen biliyor muydun? diye sordu.

    - Evet, biliyordum.

    Annem sobaya dayanıp bana öyle şaşkın, öyle suçlayıcı bakıyordu ki... Kesilecek parmağı sonuna kadar keseyim diye ben: “Onların resimlerini yine yapacağım” dedim. Annem sesini çıkarmadı, acı ve çaresizlik içinde başını sallayıp yere eğdi.

    Saçılıp yere düşen kağıt parçalarına bakarak, içimi yakan açıya dayanamıyordum. Ben kime ihanet ettim! Niçin hain oluyormuşum ben! Peki, ailemiz, soyumuz için “hain” olayım fakat ben insanî gerçeğe, hayatın gerçeğine, o iki insanın gerçeğine ihanet etmedim! Ben hayatın gerçeklerine karşı her zaman adaletli davranmışımdır. Benim bu iyi niyetimi kimse anlamazdı ki, onu halka açıklayamazdı bile, çünkü canımdan artık seven annem de anlamıyordu.”

    Bu makale daha önce 'Kardeş Kalemler Dergisi'nde yayınlanmıştır

  2. #2
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    merhaba!

    ...Kitabın içeriği şöyledir: Çok güzel bir kız olan Cemile; soylu, zengin bir aileye gelin olarak gider. Evlendikleri yıllarda II. Dünya Savaşı başlar ve her erkek gibi bu güzel kızın kocası da savaşa gider. Kocası savaştan çok uzun bir süre gelmediği için Cemile de arkasından, savaştan sakat olarak gelmiş Danyar adlı bir delikanlı ile savaş alanına gönüllü olarak erzak götürmeyi kabul eder. Cemile'nin kocası ailesine haber göndermek için mektup yazar. Yazar yazmasına ama mektupların sadece sonunda "karım Cemile'ye selam ederim" der. O günlerde hep Cemile'nin yanında olan Danyar, Cemile'nin günden güne ilgisini çeker. Göremediği, duyamadığı hatta yaşayıp yaşamadığını bile bilmediği kocasından çok daha fazla ilgi ve sıcaklık gösterir. Cemile ile Danyar arasında bir aşk başlar. Haftalar geçer, aylar geçer. Yazar yengesi Cemile ile Danyar'ın yakınlaştıklarını farkındadır. Bir gün Cemile ve Danyar'ın köyden kaçtıklarını görür. Arkalarından bağırır ama sesini duyuramaz. Yazar o zaman anlar ki yengesine duyduğu sevgi aslında büyük bir aşktır. Cemile'nin eşi köye geri döner. Olaylara çok sinirlenir. Fazla üzülmez; yeniden evlenebileceğini düşünür. Yazar, okumak için köyden ayrılır. Çok güzel resim yapabilmektedir. Kendisini geliştirir ve ünlü bir ressam olur......



    Yazar Cengiz Aymatov ile ilgili :

    Yaşamı 12 Aralık 1928 tarihinde Kuzeybatı Kırgızistan'daki Talas eyaletinin Şeker köyünde doğdu. Babası Törekul Aytmatov, annesi Nagima Hamzayevna Aytmatova'dır. Adı, Cengiz Han'dan esinlenerek konulmuştur.

    Gençliği sıkıntılı bir döneme denk gelmişti. O dönemde zaten yeni yerleşmeye başlayan siyasal sistem, bir de savaşla mücadele etmek zorundaydı. Çok genç yaşta çalışmaya başladı; çünkü II. Dünya Savaşı'nın SSCB üzerindeki etkileri gençleri de etkiliyordu, yetişkinler savaşta olduklarından, gençlere büyük iş düşüyordu. On dört yaşında köyündeki sekreterliğe girdi. Burada tarım makinelerinin sayımı, vergi tahsildarlığı gibi işlerde çalıştı.

    Köyünden, Kazakistan'a giderek Cambul Veterinerlik Teknik Okulu'nda okudu. Daha sonra şimdiki Kırgızistan'ın başkenti olan Bişkek'e giderek burada Frunze Tarım Enstitüsü'nde öğrenimine devam etti. Ardından Maksim Gorki Edebiyat Enstitüsü'ne geçti ve 1956 ile 1958 yılları arasında Moskova'da okudu.

    Yazmaya bu yıllarda Pravda gazetesinde başladı. Ardından, yazdığı eserleriyle üne kavuştu ve 1957 yılında Sovyet Yazarlar Birliği'ne üye kabul edildi. 1963'te Lenin Ödülü'nü aldı. Yapıtları yüz ellinin üstünde dile çevrildi. Sovyetler Birliği'nin dağılması ve Kırgızistan'ın bağımsızlığına kavuşmasından sonra ülkesini Lüksemburg'da büyükelçi olarak temsil etti.

    Aytmatov, Gün Olur Asra Bedel romanının film çekimleri için gittiği Rusya'nın Tataristan Cumhuriyeti'nin başkenti Kazan'da 16 Mayıs 2008 rahatsızlanarak böbrek yetmezliği teşhisiyle tedavi için Almanya'ya getirilmişti. Almanya'nın Nürnberg kentindeki Klinikum Nord'da tedavi gören Cengiz Aytmatov, komaya girmişti.10 Haziran 2008 tarihinde Nürnberg'de yaşamını yitirdi.


    Eserleri II. Dünya Savaşı sonrası yazarları arasında yer alan Aytmatov, Cemile'den önce bir kaç kısa hikâye ve Yüzyüze`yi yazdı. Ancak yazarın kendini kanıtlamasını sağlayan kitap Cemile oldu; Louis Aragon Cemile`yi "dünyanın en güzel aşk hikâyesi" olarak tanımlamıştır.

    Eserlerinde mitolojiye oldukça yakın durdu; ancak onunki antik anlamından farklı olarak mitolojiyi çağdaş bir zeminde sentezlemek ve yeniden yaratmaktı. Eserlerinde mitlere, efsanelere ve halk hikâyelerine göndermeler yapmıştır.

    Siyasal Yaşamı [değiştir]Cengiz Aytmatov; edebi çalışmalarına ek olarak, Avrupa Birliği, NATO, UNESCO ve Benelüks ülkelerinin Kırgız delegeliğini üstlenmiştir. Ayrıca Kırgızistan Dışişleri eski Bakanı Askar Aytmatov'un babasıdır.

    Eserleri Dağlar Devrildiğinde-Ebedi Nişanlı (Son romanı - 2007)
    Darağacı - Dişi kurdun Rüyaları (Плаха, 1988)
    Gün Olur Asra Bedel ,(Kırgız Türkçesi Кылым карытар бир күн),(Rusça И дольше века длится день, 1980),
    Fuji-Yama (Восхождение на Фудзияму, Fuji Dağının Tepesi 1973)
    Beyaz Gemi (Kırgız Türkçesi, Ак кеме : Ak Keme) (RusçaБелый пароход, 1970)
    Selvi Boylum Al Yazmalım , (1970)
    Elveda, Gülsarı! (Прощай, Гульсары, 1966)
    Dağlar ve Steplerden Masallar (Повести гор и степей, 1963)
    İlk Öğretmenim (Первый учитель, 1962)
    Cemile (Kırgız Türkçesi Жамийла, Rusça Джамиля, 1958)
    Yüzyüze (Лицом к лицу, 1957)
    Zorlu Geçit (1956)
    Toprak Ana
    Cengiz Han'a Küsen Bulut
    Çocukluğum
    Kızıl Elma red apple
    Hiroşimalar Olmasın
    İlk Turnalar
    GülSarı

    vikipedi.

Benzer Konular

  1. Dünyanın en güzel yerleri
    mopsy Tarafından Turizm Gezi Seyahat Foruma
    Yorum: 6
    Son mesaj: 08-03-2012, 10:58 PM
  2. Dünyanın en güzel tablosu
    Venhar Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 5
    Son mesaj: 02-05-2010, 11:53 PM
  3. Dünyanın en ünlü 12 aşk hikayesi
    dogangunes Tarafından Ask ve Sevgi Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 12-03-2010, 07:31 PM
  4. Dünyanın En İnanılmaz 7 Hırsızlık Hikayesi
    dogangunes Tarafından ilginç konular Foruma
    Yorum: 6
    Son mesaj: 05-03-2010, 08:53 PM
  5. güzel bir martı hikayesi...
    carpediemcan Tarafından Öykü ve Hikayeler Foruma
    Yorum: 5
    Son mesaj: 06-04-2008, 03:41 AM
Yukarı Çık