Maksim Gorki Amerika'ya gittiğinde dostları onu her akşam bir yere götürmüş. Tiyatro, gösteri, konser, eğlence... Sonunda not defterine şöyle yazmış büyük Rus yazarı: "Amerikalılar tuhaf insanlar. Onlara acıdım. O kadar neşesizler ki, eğlenmeden duramıyorlar."

***

Sardunyalar benim için kokulu çiçeklerdir. Bugüne kadar sardunyaların baharatlı kokularını sabahın erken saatlerinde ve sıcak ikindilerde içinize çekmemişseniz, eksiksiniz!..

***

Sevmek dinlemektir... Seven insan sanki karşısındakine "sözlerin, gözlerin, davranışların, ellerin, nefesin, tenin konuşup anlatsın, ben hepsini dinlerim" der... Dinlemek biter, sevgi solar gider.


Ertuğrul Özkök epey bir zamandır medya işini "habercilik" ve bilgi vermekten çok bir tür "eğlendirme" (entertainment) hizmeti olarak kavradığını söylüyor. Gazetesini de o çerçevede yönetip yönlendiriyor... Çok tartışılır bir gazetecilik yaklaşımı. Ama şimdilik işin o yanını bırakıp soralım: Günümüzde "eğlence"nin en büyük sorunu ne? Neşesini kaybetmiş olması!.. Eğleniyoruz ama bir türlü neşelenemiyoruz. Neşe bizden ne kadar uzaklaşırsa o kadar çok eğlenmeye çalışıyoruz... Özkök'ün Hürriyet'i de işte bu modern "sıkıntı" nın en açık örneklerinden biri!

***

Şair, "İstanbul'u dinliyorum gözlerim kapalı" derken ne yapıyordu sanıyorsunuz. İstanbul'u bütün kalbiyle sevdiğini anlatmaya çalışıyordu.

***

Karşımızdakini hiç dinlemeden sürekli konuşmanın adı sevmek olmuş... Ne saçmalık! Oysa konuşmak "sevişmek" benzer: O yüzden güzeldir, doyurucudur. Ama çoğu zaman karşındakine boyun eğdirmek, cesaretini kırmak içindir. Ya da daha baştan yenildiğini kendine bile çaktırmamak için çırpınıp durmaktır konuşmak!.. Gerçekten sevmek, dinlemekle başlar. Dinledikçe bağlanırız...

***

Hiç şehri dinlediniz mi? Geceyi ve gündüzü dinlediniz mi?.. Toprağa veya bir ağaca kulağınızı yaslayıp dinlediniz mi hiç? Uyanıp sevgilinin soluk alıp verişine uzun uzun kulak verdiniz mi? Fırındaki kurabiyelerin pişerken çıkardıkları sesten haberiniz var mı? Her işi bırakıp üst kattaki komşunun köpeğinin tıkırtılarını dinlediniz mi? Bambaşka bir dünya başlar o zaman! Hatta o an için başka biri oluruz. İyi biri!..

***

"Ben derinim, çok derin biriyim" diyerek dolaşan tipler türedi. Ne istiyorlar? Kendilerini tanıyıp sevmeye kalkanları içlerindeki bomboş bir kuyuyu andıran karanlıkta boğmak mı istiyorlar?

***

İzmir'den dönüş yoluna koyulduğumda, Manisa'yı biraz geçince ilk bakışta nedensiz görünen bir endişe ve bir garip sızı kaplıyor içimi... Şehrin "bensiz" geçecek günlerini kıskanıyor muyum ne!
- Haşmet Babaoğlu: Pazar notları Karakutu.com-Kültür Sanat