1979 yılında Sarıkamış'ta kaleme alınan şu satırlarla başlıyor “Yaşamak”:

“ne çok acı var. anında morartan vuruşların bir anda kan morartı ve patlamalarla ve acının ve korkunun çağırdığı et büzülmeleriyle tanınmaz hale gelen yüzlerinin dimdik ve ilk ifadesini bozmamaya çalışarak ve hep karşıya bakarak ayakta tutuyorlar.”

Nasıl bir kitap “Yaşamak”?

1987 yılının 7 Haziran'ında son noktası konan bir hayattan geriye kalan notlar, bir zihnin ve bir kalbin içine biriken düşünceler… “Yaşamak”, o en zarif adamın bize, kardeşlerine, arkadaşlarına, dostlarına, insanlara bıraktığı ruhdökümü… Hayatı bir yol, yaşamayı da yolculuk bilen bir seyyahın hakikatin künhüne varmak için attığı adımların ince ve derin hesabı… Bakışlarını insan ile vicdan, mesuliyet ile şuur, teslimiyet ile tekamül arasında seyretmeye alıştırmış bir çift göz… Yangınla ferahlığı birbirinden ayıran sırrı bilen bilgelik… İşte böyle bir kitap “Yaşamak”!

Adının “Yaşamak” olması şairane bir buluş, buna kuşku yok. Olan biten her şey, bu ince muhasebeye vurulan her şey “Yaşamak”a dahil çünkü.

Cahit Zarifoğlu, her işittiğimde içime heyecan taşıyan isimlerden biri… Zannediyorum ki bu sadece bana olmuyor. Neredeyse bir çeyrek asır olmuş aramızdan ayrılalı, neredeyse edebiyatın kendisinin bile unutulur hale geldiği bu zamanda, Zarifoğlu kimin hafızasında yerini koruyorsa, dipdiri koruyor. Tecrübem o ki, böyle soğumayan bir sıcaklığı başka kalplerde sadece “samimiyet” yaşatabiliyor. Sadece samimi yaşayanın geride böyle sıcak bir hatırası kalabiliyor. O zarif adam, öyle biri benim için… Başka bir hayatla yaşadı, başka bir ölümle gitti.

Birkaç gün önce, vefat yıldönümünü vesile kılarak kitaplığımdan indirdim Cahit Zarifoğlu'nun “Yaşamak”ını… Bana her zaman biraz eksik okunmuş gibi gelir bu kitap… Güçlü bir şairdi Zarifoğlu, şiirlerinin aynı canlılıkla okunması şaşırtıcı değil. Ama “Yaşamak” da bir o kadar güçlü bir kitap. Hele bu zamanda hayata o kadar zarifçe bakacak hiç kimsenin kalmadığını hesaba katarsak, okunması ve yeniden okunması zaruri bir kitap… İçinde zülfüyare dokunan şunca cümleler barındıran bir kitap:

“Dünya ilişkilerindeki aşk, araştırmakla ilerler. Çok yakında bir menzil vardır. Her şey orada ne bulacağına bağlıdır. Kişiye ya yol verirler sahrasına varsın, ya da ipini bir taşa bağlarlar, önüne incik boncuk koyarlar. Oraya varıncaya dek en onarılmazı; Kalbin ucu, hesap yapmaya başlamışsadır. O zaman mutluluklar bir baş ağrısı gibi gelir ev yıkılması gibi de çeker gider.”

Derim ki gelin bana katılın, kitaplığınızda yoksa bir “Yaşamak” edinin. Gelin yaşamakla “Yaşamak” arasındaki derin farkı benimle birlikte bir kere daha hissedin. Sadece bir hayat ustasının değil, aynı zamanda bir yazı ustasının kurduğu sofradan da beslenin. O zarif adama bir Fatiha gönderin.
- Yeniden “Yaşamak” Karakutu.com-Kültür Sanat