Hırpani fikrimin ıslak gerçeği..Çekilenler çekildi huzurdan..Akşam sızmalarında..En suskun olduğum anlar en sükun…Ve eşyanın sessizliğinin dem tuttuğu ahval...Gölgeler yaşlanmış şimdi..Şimdi binalar giyinecekler…Şimdi gidenler bir daha dönenler gibi gitmişlerken bir daha dönemeyenler gibi dönemeyecekler…

Şimdi bir İs sarıyorum.. dumansız, dokunulası lekesiyle…Ayak diriyor şiirlerim…Ben şiirim…Ellerimden ayaklarıma..Kalbimdeki sızımdan hatırama kadar uyak kafiye vezin içinde…Bir tenekelik gürültü taşıyorum sağır zamanlarıma..Niyet fidanlarım ağlamaklı…Sırtıma takılmamış omzuma abanmamış yükleriyle inlediğim..İnin inim ninnilediğim gökkuşağı altındayım atıl..atılmış eskileriyle…

Her şey yorgun sanki..sema ve zemin…mevsimler ve İnsanlık…Tarih ve gelecek yorgun…Dünya fani kisvesiyle ve yaşlı sesiyle dönüyor..Dün şu köşede oturan hatıra artık görünmüyor…Çabucak büyüdü kedi yavrusu…Çiçekler ne çabuk döküldü…Şu mürüvvetini gördüğümüz delikanlı ,filan çocuk değimliydi..Şu kaprisli balkon..artık destek ayağıyla ayakta..Şu komşu annenin bakımsız bahçesi..Bir daha göremediğim kırlangıç..Virane yuvasıyla…Her şey yorgun sanki…

Davulun sesi yok..Sesi uzak bile değil…İmece demir aksanında konuşuyor…Bir Boşnak kemanından kılçık düşmüş düşlerimin hıçkırığına bir şeyler düğümlenmiş.. bir beyaz güvercin havalandı içimden bir şeyler kopuyor…

Üzüntü desem değil..Hicran demek istemiyorum..yaşanılası bir kaderin hayat ekmeğimin kırıntılarını soframa ufaladığı yerdeyim…Parmak uçlarım sesiz..Uykunun uykusu kaçmasın haylazlığını besteleyen bir yanım var…Bir yanımın vefa kandilleri..iki meçhule ışık tutuyor..dedemi seçemiyorum karanlıkta..Akşam gibi ömrüme bir akşam doğuyor…Hani iştiyak salkımları..hani uzanıp tadına doyamayacağımı düşündüğüm anlar..Hani bitmesin bitmesin diye ittirdiğim gülüşlerim..Hani zoraki çevirdiğim numaranın meşgul sedası…Hani ulaşılmazlığı yarın kaygısının umuduna ertelediğim..Bir daha deneyemediğim numaralar…
Bir eski dostluk şarkısı tuttuğunda..Bir son bahar bir sarı yaprak yakaladığında peşini bırakmadığın esefler….Boşluğa salladığın hey heyler…Kavisler çizdiğin hat…heyhat….

Şimdi bir İs sarıyorum.. dumansız, dokunulası lekesiyle...Ufku derin ve içli.. Bir gonca bıraktım şafağına..Ağır mı ağır… Hırpani fikrimin ıslak gerçeği…Sen ben akıyoruz…Varlığını mürekkep yaptım..Her renkle yazı yazılmaz..her renk yazı okunmaz…Bir ayrılık arasını muamma ile macunluyorum..Yara karanfil ..deva eklenen sevgili..özlem burcunda…Yıldız gibi…Yıldızlar gibi bir birine merkez..Kehkeşan kadar cazibeli..Güneş kadar yüzü lekeli ve ihtiyar…Ey acuze mavi dön dönebildiğin kadar…Seninde benim gibi bir sonun var…

Avuçlarım doldular..Kum taneleri..Rüzgar doldu korkularıma...Dağılıyoruz..Kör küller gibi..Oraya buraya…Cımbız iftirakında sancılarım ..her biri özel…Can dolu gözler gibi..Canan yolu gözler gibi…

Baba ocağına taşıyamıyorum satırlarımı…Başı okşansın dertlerde yok..Sadece birileri ve bir şeyler yok..Ve var olanlarda yok olacaklar..Bu varlık ve yokluk arası bir yokluktu sadece…Şu ciğere yapışan ayrılıksız gayrılık tozları bu müzmin öksürüğü netice verdi…

Şimdi binalar giyindiler..Kim bilir kimler gittikleri yerlerden dönemediler…

Bedi’ aksiyle, bedi sıbgasının.. bedii ifadesi..Misafirim ..seradan sagirliğime Süreyya sözleriyle;

Biz gidiyoruz, aldanmakta fayda yok. Gözümüzü kapamakla bizi burada durdurmazlar; sevkiyat var. Fakat gafletten ve kısmen de ehl-i dalâletten gelen zulümat evhamlarıyla bize firaklı ve karanlıklı görünen berzah memleketi, ahbapların mecmaıdır. Başta şefîimiz olan Habibullah Aleyhissalâtü Vesselâm ile bütün dostlarımıza kavuşmak âlemidir.
Evet, bin üç yüz elli senede, her sene üç yüz elli milyon insanların sultanı ve onların ruhlarının mürebbîsi ve akıllarının muallimi ve kalblerinin mahbubu ve her günde, es-sebebü ke'l-fâil sırrınca, bütün o ümmetinin işlediği hasenâtın bir misli, sahife-i hasenâtına ilâve edilen ve şu kâinattaki makasıd-ı âliye-i İlâhiyenin medarı ve mevcudatın kıymetlerinin teâlîsinin sebebi olan o zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, dünyaya geldiği dakikada "Ümmetî, ümmetî" rivayet-i sahiha ileve keşf-i sadıkla dediği gibi, mahşerde herkes "Nefsî, nefsî" dediği zaman, yine "Ümmetî, ümmetî" diyerek en kudsî ve en yüksek bir fedakârlıkla, yine şefaatiyle ümmetinin imdadına koşan bir zâtın gittiği âleme gidiyoruz. Ve o güneşin etrafında hadsiz asfiya ve evliya yıldızlarıyla ışıklanan öyle bir âleme gidiyoruz.
İşte o zâtın şefaati altına girip ve nurundan istifade etmenin ve zulümat-ı berzahiyeden kurtulmanın çaresi, sünnet-i seniyyesine ittibâdır.

Veminallahiltevfik…

m_safiturk


Not: Eser sahibinin izni ile yayınlanmıştır.

kaynak