Eleklerim..Uzun vadeli emellerimin törpüsü..Emeklerim yarım yamalak düşlerimin tortusu…Ne kalmış ki yancağızımda heyhat..! Mahpus anılarımın hayattar kulağı duymuyor… Tıkanmış bahtının kürganları…Ses gelmiyor…

Geceye sağılmış yıldızlar…Şenlik mi şenlik..İki derdimiz var..Biri senlik biri benlik…Çok söyledim çokta dinledim…Geri dönenlerde birazcık vefa olsaydı fark etselerdi giderken onlara el salladığımızı…Buda değişen bir şey değil..Vedalarda hep bir şeyler sallanır...Niyetler temenniden mendillere bağlanıp..o gelinmesi murad olan zamana saklanır…

Bazı gurbetler..Cisimleri uzağa düşürse de..Bazı gurbetler var ya, aynı uzaklıkta gölgeleri tuzağa düşenler…Yerde sürünen faraziyeler..İzler boyu..Diz boyundan yüksek karsız yükseltiler..Ta imiğine kadar…Ağır mı ağır…

Ömrünün gazetesi basılmış diyorum kendime..Geçmişi arşiv kalınlığında geleceği meçhul..Hali hazır dokunmaya boş sayfalar..Doldurup yazıyoruz..Güncel haberlerimizde..Yitme ve aklanmalar..Düşünce yaşlılıkları..Ve kalınlaşan zanlar…İçinde hiçbir şey satılmayan kalabalık pazarlar kadar dolu karaltılar…Yamru yumru hacet açışları…

İki büklüm belliliğin arzu kapısında aciz gözleri…İnsanlık..ne özünden ne sözünden geçilmez yanlış doğru…İçine çektiği enfasında içine çekilmişliğiyle muammasının teranesi bir türlü…Nusret; bazı derin vuruşlu bir def’in definde…Bazı bir zakirin havaya sardığı esmasında..Bazı satır arasında sadır karasına ak damla…Elan kalp vuruşunda bin bir pencereli bir hayat…

Çökesi bir durgunluk..Tortusu dibinde…Canlı canlı bir sesi var…Tutuyorum yakasından…Kirli sırtını hatıramın sıvazlıyorum..Olur böyle şeyler ve hiç boşuna değil…Sevin mesela.Deyip, yanık bir demlikle su döküyorum arkasından..Nisan’dan birikmişliğiyle beraber…

Bir şeylerimiz var..Eğri büğrü natamam..Ama bize ait şeyler…An be an sandıkladığız sadakatlerimiz…Peşine düştüğümüz ve o parıldarken biz üşüdüğümüz bizim biz olduğumuz havuzlar ummanlar kadar geniş…Hani eskilerini verip yenileriyle değiştiklerimiz…Bir türlü akmayan ittirdiğimiz ağlamalarımız…Drama kopardığımız acılar..Şiirden aşırdığımız sancılarımız..gediklerin doldurduğu yalnızlığımız…Virane divane naralarımız..Kırılan kırılana ve kırıldıklarımız…

Vardık varız yani…Şimdi şu gezinen bakışlar..Ve arşınladığın hayallerin..Ve ağzına doladığın keşkilerinle büyük bir sağnağın altındayız…Şahit olalım şahit olan yıldızların kelimelerine…Koşup bir bağdan bir meyve koparalım..Olmadı, alel acele bir bir kitaptan bir çiçek yolalım..Buradayız diye.. bilene, bilmeyi bilene.. bilmeyi bildirene..bildiğini diyene..bildiğini bildiğimizi bildirelim ..bitkinlik bitinden kurtarıp kanımızı…Canımızı aziz kıl ez aziz.zilletimiz aynasında, Sübhan güneşinin ezeli cilvesi…

Söylemenin kıymeti varken…Pişmanlıktan birkaç yolluk hazırlayıp,nedametin makbul olduğu dergaha doğru..gir koluma boynumun vebali gir dost’a gidelim…Kim bilir sırrımızı ondan başka.......

m_safiturk

NOT: Eser sahibinin izni ile yayınlanıştır.


kaynak