SEN MAYIS’SIN

Mayısta dalımda kuruyup düşen bir hazan gibisin. Yerde savruluşunu izliyorum bir köşede öylece durup. Senin dalımda cıvıldayarak açtığın günü hayal ediyorum bazı anlarda. Şimdi cansız ve soluk oluşuna alışmak zor geliyor. Zamansız geliş ve gidişlerine alışacak kadar uzun sürmedi senin ömrün. Geldin ve gittin ama çok büyük bir parça kopararak, canımı yakarak. Baharın adını unutmuştum ben, sukuta geçen bir ağaçtım bu topraklarda kendi halimde. Sen geldin bir yer tuttun kendine dalımda. İnatla yeşerdin, inatla çiçek açmaya çalıştın ben hayır dedikçe. Ben çoktan çiçek açmışım oysa farkında değilim. Nasıl aldın götürdün beni baharlara ve nasıl bıraktın senden öncekinden beter zamanlara?


Boğazımda düğümlenmiş bir yudum su oldun çoğu zaman. Ne kanabildim sana, ne doyabildim. Tam geldi artık gitmeyecek derken, ellerimden kaydın yalan oldun. Bana binlerce hikaye anlattın, gerçek sandım. Kapıldım senin yalan melodine, dansa daldım kelimelerinin büyüsünde. Her kaçışımın sonunda sana tekrar yakalanışıma lanetler yağdırdım çoğu zaman. Gökyüzünü bir daha aydınlık göremeyeceğimi sandım sen gidince. Sen gittin, yıldızlar hala parlak, hala ay bana gülümsüyor. İçinden bir yüz beni izliyor sanki. Sen güneş kılığında girdin benim yaşantıma, şimdi gecenin dibinde bir ay yol gösteriyor bana. Bazen soluk ışıkların daha kalıcı olduğunu söylediklerini duyardım. Doğruymuş yaz güneşi. Yaza kadar sürmeyen bir hükümdarlık sürdüm seninle. Kışın ortasında yazı yaşamaya kalktın kendince ama bittin işte.


Her şeyin yerinde yaşanması gerektiğini bilirdim, seninle birkaç tabuyu yıkmaya niyetlendim son umutlarımı harcamak için. Harcadım, bende geriye kalanların artık el altından uzak bir yere kaldırılması gerekiyor. Şimdi yine akın akın geliyor üzerime kara bulutlar bu mayıs ayında. Sana Mayıs deyişimi duydu sanki, yaza merhaba denilen yerde, insanın içini sevinçlerin ve heyecanların alacağı yerde beni saran bu kara hüzne anlam veremedi belki de. Bir garip merak içine girdi hepten, baharın son günleri. Son bir tebessümle bakıyorum geride kalan anılara ve baharlarıma. Kışa bıraktığım yalancı bir güneş duruyor masanın üzerinde. Ellerimin arasında yok olmaya can atıyorsun biliyorum ama dokunmayacağım sana. Öylece bıraktığım yerden izleyeceksin beni ağlamaklı.


Adına yakışır bir tören düzenleyeceğim sana Mayıs. Senden bir tek düş bile kalmayıncaya kadar kazıyacağım seni beynimden. Savaşa devam ederken, beni sırtımdan vurduğunu anlatmayacağım kimseye merak etme. Gözlerime baktıkça okuyacaklar seni nasıl olsa. Seni sildiğim vakit,silik bir anı olarak bile yerin olmayacak dimağlarda. Mayıs’ın ne kadar sinsi olduğunu bilmez kimse, ben öğreteceğim bunu. Mayıs olmayacak bundan sonra benim yaşantım da, belki bir ara Aralık’ı da çıkartmam gerekecek takvimimden. Bir yılbaşı öncesinde geldin, yaza göz kırparken gittin. Sen Mayıs’sın, nankör ve yalancı. Sen Mayıs’sın sıcak yazdan daha yakıcı. Sen Mayıs’sın, yüreğim yangınlardayken soğuk bir odaya tıktığım. Sen Mayıs’sın, benim müebbete çarptığım.



Mavisihir

Eser Sahibinin özel izni ile yayınlanmıştır...

mavisihir.wordpress.com