+ Konuya Yorum Yaz + Yeni Konu Aç
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 3 Toplam: 3
  1. #1
    Acemi Üye kasev - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Nov 2007
    Mesaj
    127
    Rep Gücü
    3470

    "Asır" Süren Geceler!..

    Boğazına düğümlenen şey her ne ise birkaç saattir yutkunmasına izin vermemişti ve gözlerinden dökülen iki damla yaş yanaklarından yuvarlanıp bıyıklarının arasından dudaklarına ulaştı.
    Bundan çok etkileniyordu!.... Gözyaşının yakıcılığını bir gözlerinde bir de dudaklarında hissetmek ve dudaklarını o gözyaşlarına mendil yapmak tarifi imkansız bir haz veriyordu..
    Çok şey yoktu aslında anı ya da hatıra diye yaşatabilecekleri ama yinede olanlar beyninde iz bırakmış ve resital yapmaktaydı, belki paylaşılan küçük bir zaman parçası, belki birlikte kat edilen bir yol ya da ne bileyim beraberce içilen bir bardak çay
    Amiyane tabiriyle biraz kül biraz duman işte!..
    Zaten mesele hatıraların çokluğunda değil “az” olanın “gücündeydi!..”
    Nerede olursa olsun “onun o gül yüzü” belleğinden silinmiyordu, silinemezdi de, kaldı ki; aynaya baktığında o yüzün kendi sahibinin dahi göremeyeceği en küçük kıvrımları bile kazımıştı hafızasına.
    ***
    Yaşadığı dünya da içine çıkar ve riya karışmamış, temiz kalmış ya da “kalması gereken” bir duygu olmalıydı “sevgi” ve tereddüt etmeden “şakkadak” söylenebilmeliydi. Daha önce söyleyememiş olmasının sebebi “karşıdan” bir tepki gelecek diye duyulan korkunun sebebi miydi veya taşıdığı sevgiye inanamamış mıydı(!) bunu bilmiyordu ama ötesi berisi yoktu, mutlaka söylenmeliydi!.. “İtiraf edilmeyen sevgi” yalan olarak kalmaya mahkûmdu,
    Ne olacaktı yani? En fazla o, kendisini sevmediğini söyleyebilirdi!..
    Olsun!.. Ne fark ederdi ki! Kabul görürse yaşayacak, reddedilirse yok olacak bir sevgi zaten hiç yaşanmasın veya yaşatılmasın daha iyiydi!..
    “O” sevdiğine “sevgiyle” varmak istiyordu, “sevgiye sevgiliyle değil!...”
    İşte bu yüzden “sevdiği” bir sevda masalı olmuştu yüreğinde. Severken bir adım öteye geçmekten de çekinmemiş ve onu sevmeyi ve onun “sevebilme ihtimalini de” sevmişti!.. Mademki bu yolculuğa çıkmıştı o halde bütün meşakkatine rağmen yılmadan devam edecek ve sevda kapısını aralayıp “sır” denilen o gerçekle yüzleşecekti. Ve yüzleşmişti de!..O ölümsüz sevdalara ulaştığında anladı ki;
    Sevgilinin hali, şekli, reddi, terk’i, ezası ve cezası anlamsızdı artık!.. Sevilmeden sevmenin ilahi hazzını yaşadı.
    Ve yine anladı ki;
    Sevgiliyi yaşatan sevgidir ve sevgiler yaşadıkça sevgililer de değerlenir!..
    ***
    Derinlere yol aldı yine. Sevgi; kendi içinde kin ya da öfke gibi duyguları barındırmazdı, kaldı ki bu duygulara sahip olanlar da sevgili olamaz ve
    yüreğe gem vurulamazdı!..
    Sorular vardı yığınla sorulması gereken ama cevaplarından ürküyordu
    Öylesine sevmişti ki, Ne varsa “sevda adına” yaşamak, ne varsa “acı çekmek” adına tanışmak ve ne varsa “bilinmezlik adına” aramak, onun şiarıydı artık!..
    Dünya kaybolup gitmişti yüreğinden, zaten dünya diye bildiği; “bir gönlü, bir de gönlünün içinde” olandı.
    Gözlerinin gördüğü flu da olsa “hüzünlerin çevrelediği o yüz” ve o “gül yüzün çerçeve içine aldığı muhteşem gözlerdi!..”
    Bunun dışında ne varsa, yalanların üstüne bina edilmiş riyalardan ve realitenin acımasız yanından arta kalanlardan ibaretti!..
    ***
    Garip değil “azimli”, değişken değil “kararlı” bir adamdı o!. Yüreğinin istediğini bulup çıkarmak için nelerden neler bulup yaşatıyordu!.. Belki kendisinin de zaman zaman dediği gibi biraz deliydi(!)!.. Delilik son derece mecazi bir yaklaşım aslında.. Ortaya çıkmış nice “ deha” var ki; aynı kelimeyle suçlanmış olmasın!.. Hatta dünya da “içinde delilik yatmayan” tek bir zaferden söz etmek mümkün müydü? Cümle âlem hangi “yırtık mucitle” dalga geçmemişti ki? Tabii ki sonrada “saygı duymak” gibi bir ikilemin içine düşmemiş olsunlar!..
    “Delilik!.. ” Biraz gerekli galiba!.. Kaldı ki; “Deli gibi sevmeyen”, sevemeyen biri, “sevdiğine hak ettiği değeri nasıl verecekti ki?!...”
    ***
    Onun hayatının her anı hasret ve özlem duyguları ile lebe leb doluydu. Ancak bunların, yüreğinde ki acıyla birlikte yaşanması ve asla birbirlerine karıştırılmaması gerekiyordu!.. Her şeye rağmen “bir ümit kırıntısı” taşıyordu yüreğinde, “ütopik” olmasına rağmen sarıldı o duyguya, Bir ümitle yaşaması gerektiğini ve yıkılmadan ayakta kalabilmenin tek ölçüsünün bu olduğunu düşünüyordu!.. Her bir anı, her bir saniyesi dolu dolu sevdiğinin hayali ile yaşadığı günler aylar birbirini kovaladı, o; aslında bir hayatı yaşamıyor bir “cehennemi yaşatıyordu!..”
    Hele akşamın hüznü gecelere yol almaya başladığında içinde ki o tarifsiz sıkıntı çığ gibi büyümeye ve onu resmen delirtmeye başlamıyor muydu, işte o an; beyni karıncalanmaya, göğüs kafesi daralmaya, göz pınarları cayır yanmaya yüz tutuyordu.
    Bir köşe arıyordu kendini atmak için, çevrede kimsenin olmadığı gözyaşlarını ve isyanlarını hiç kimsenin göremeyeceği, sevdiğinin hayalini doya doya yaşayabileceği ama bunu kimseyle paylaşmak zorunda kalmayacağı bir köşe ya da aslında belki “bir zindan”
    ***
    Sevdiği kadın “kaderin” bir tarafı, “ölüm” ise diğer tarafıydı. O her iki tarafa da razıydı, biri olmazsa diğerini zevkle kabul edecekti.”Sevdiği kadın ve ölüm” yan yana pek hoş durmuyordu ama biri diğerinin panzehiriydi.Hangisi önce gelirse kabulüydü!..
    “Kader” deniyordu ama aslında “KADER; İNSANIN YAPMADIKLARI DEĞİL YAPAMAYACAKLARI İÇİN KULLANILAN BİR İFADE YA DA SONUÇTU”
    Bir şeyleri yapmaya gücü, kudreti olanların onları yapmak adına bir “irade” göstermemesi asla ve kat’a “kaderin suçu” olamazdı, olmamalıydı!.. Lakin insanoğlu var olduğundan beri hep kaderi suçlamaya devam etmiştir ne yazık ki!
    Mutsuzluğun çarkları arasında alabildiğine dağılıp gidiyordu yine!.. Umutsuzluk; onun karşılaşabileceği en korkunç ve tehlikeli hareket olacaktı ama gel gör ki; yüreği zorluyordu işte!..
    Düşleri ve düşünceleri derinleşiyor ve derinleştikçe ifade güçlüğü ve anlama, anlatamama zorluğu yeşermeye başlıyordu!.. Gecelerin o meşum yapısı içinde bazen “acaba o da beni düşünüyor mu?” hissine kapıldığı anlar olurdu,
    Gözlerini kapatıp onu hayal etmeye çalıştı bir an!..
    ***
    Buz kesti vücudu ayazın acımasızlığında. Nefesi aciz, soluğu soğuktu. Morarmış dudaklarından simsiyah bir intizar döküldü gayri ihtiyari!..
    Ateşler gibi kıpkızıl, duman gibi gri, gök kuşağı gibi paramparça bir cümbüş!..
    Ne kadar manasızlaşmıştı her şey, dış dünyayla tüm irtibatı kesilmiş ve ne bilinci olup biteni algılıyordu, ne de şuuru zamanın farkındaydı!..
    Dünyevi dertlerden uhrevi bir azaba geçiyordu sanki. Zehir’e panzehir bulma telaşındaydı büyük ihtimalle. Yaşanan her mutluluğu “zül” sayıyor, içten gelen her gülüşü hakaret addediyordu!.. Huzuru haram kılmış, yasaklamıştı kendine.. Yüreğin burkuluşunu, bu alemde kendisine verilen “en büyük paye” olarak görüyordu!..
    Ve o; çok iyi biliyordu ki;
    “Bilinç ve şuurun “zaman ve mekan” kavramlarını algıladığı yerde beden, bu kavramları algılayamadığı yerde ise “ruh” yaşıyordu!..
    ***
    Onunla arkadaş, dost veya şu ya da bu olmak bir yana yeri gelip “dert ortağı” bile olmuştu ya; Ne bilecekti ki bu dert ortağı sandığı kişi gün gelecek onun “en büyük derdi” olacaktı!..
    O ne kadar koşarsa diğeri o kadar kaçıyordu, tıpkı ufuk çizgisi misali!..
    Lanet olsun!.. Ne olacaktı peki?!
    Hangi yalan umuda sarılmalı “söylenmeyen” hangi vaadin peşinden koşmalıydı?!
    Hani ayağı kırılan atları vururlar ya, işte aynen bu durumdaydı!.. Düştüğü yerde acıyla kıvranırken “biri” başında onu izliyor ama kafasına sıkmıyordu!..
    Bunca acı çekerken kendini “dost” sanan hangi insan seyirci kalabilirdi ki!..
    Ne kadar kolay değil mi “Ben ne yapabilirim?” demek,
    Hiç bir şey yapamazsa, neden yaşıyordu, neden “ben dostum” diyordu? Birinin acısını seyretmek midir “dostluk” dediği? Zoru görünce kaçmak ya da yakalanmamaya çalışmak mıydı? Bu kadar mı zor bu kadar mı imkansızdı “bir insanın yüreğine ümidi nakşetmek?!”
    Bir “Belki”, ya da bir “Tebessüm” dünyada ki her şey ama her şeyden daha değerli, daha önemli ve daha can alıcıydı
    Onun “çare” sanıp çaldığı kapı aslında çaresizliğin ta kendisiydi galiba!.. Ne açılıyor ne de sert bir şekilde kapanıyordu.
    Belki de “Yürü git ya” diyordu, “benden sana fayda yok” diyordu!..
    Kırmadan dökmeden anlatmak istiyordu belki kim bilir!.. Umut vermiyor ya da veremiyor, “bekle” demeye dili varmıyordu..
    Mutluydu ya da değildi, şikâyeti vardı ya da yoktu, umutlarında ne olduğunu anlayamamıştı, kime kurulur umutları ve kim doldurur onun umutlarının içini hiçbirini bilmiyordu!..
    O kendinle ilgili ne kadar açık davranırsa davransın bir o kadar ketumdu diğer taraf!.. Suskunluğun rıza olduğunu bilecek kadar kuvvetliydi sezgileri,
    Galiba umutları tükenmeye başlamıştı, hem de büyük bir hızla, “kan kaybeden bir yaralı” gibiydi, zaman ilerledikçe çember daralıyordu.
    Söylenecek ne varsa söylenmiş, tüm umutlar o yola adanmış ve galiba artık yapacak bir şey kalmamıştı
    “GEL YAZIK ETME BU SEVDAYA” diyecek gibi oldu ama kelimeler tıkanıverdi boğazına, konuşamadı
    ***
    Ey!.. “Ölümüne sevilen sevgili”,
    Unutma ki;
    Sevda; seni sevenin gönlünde “esneyen tembel bir sevgi” olmadı hiç!..

    “Kadir Albayrak”

  2. #2
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2008
    Mesaj
    1.271
    Rep Gücü
    39041

    Cevap: "Asır" Süren Geceler!..

    Sevdiği kadın “kaderin” bir tarafı, “ölüm” ise diğer tarafıydı. O her iki tarafa da razıydı, biri olmazsa diğerini zevkle kabul edecekti.”Sevdiği kadın ve ölüm” yan yana pek hoş durmuyordu ama biri diğerinin panzehiriydi.Hangisi önce gelirse kabulüydü!..
    içinde bulunduğu büyük sevdayı bu cümlelerden nasılda anlıyabildik.yüreğinize sağlık çok güzeldi

  3. #3
    Kıdemli Üye ResuLL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Jan 2009
    Mesaj
    975
    Rep Gücü
    1697

    Cevap: "Asır" Süren Geceler!..

    GEL YAZIK ETME BU SEVDAYA” diyecek gibi oldu ama kelimeler tıkanıverdi boğazına, konuşamadı ..

    cokseylerı bıraktık kendımızde .....
    Neyse..
    tbrıkler

Benzer Konular

  1. Dün "canım" olan yarın "düşmanım" olmaz benim...
    Venhar Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 6
    Son mesaj: 17-09-2010, 09:02 PM
  2. "Gerçek Mümin" ile "Çakma Müslüman" arasındaki farklar
    elosia Tarafından Dini Sohbet Foruma
    Yorum: 31
    Son mesaj: 09-02-2010, 04:39 PM
  3. "Hayır demesini bilmeyenin "evet"inin de bir anlamı yoktur."
    İnci Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 26-06-2009, 11:48 AM
  4. "Evin"siz ("oikos"suz) Ekoloji"= "Sözde çevrecilik!"
    kalemsör Tarafından Çevre Forum'u Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 27-04-2009, 04:04 PM
  5. <font color="#000000" size="4" face=
    m_cumur Tarafından windows (xp,vista) Foruma
    Yorum: 5
    Son mesaj: 04-02-2008, 09:41 PM
Yukarı Çık