ASIRLIK MEZARLIK - "ER KİŞİ NİYETİNE!"

Sert vurdum başımı bu sefer.

Gözlerim kapandı...

Doktor bir şeyler fısıldıyor fakat duyamıyorum. Birisi inatla kulaklarımı kapamış gibi...

Tıkanıyor nefesim boğazımda ama içimden bir ses "iyi olacak" diyor.
Evet, iyi oluyor bu bana...

Bir hıçkırık sesi tanıdık geliyor...

Dinlemem gerek sanırım. Çok yoruldum... Beynim kaldırmıyor, ayıramıyorum sesleri.

İyi bir uyku zamanı... Hiç uyunmayan tatlılıkta bir uyku...

Tatlı...
İlk...
Tatlı...
Son...

Toplanmış insanlar...

Sevenlerim... Sever görünenlerim...

Toplanmışlar, gözlerinde yaşlar...

Biraz geceden kalmalık var üstümde, kalmışım işte. Baksana kimse görmüyor beni.

Başım biraz kalabalık...

Hoş geldiniz...

Sizden önce gelmemin sebebi bacaklarımın uzunluğu olabilir. Taşıt kullanmıyorum, yeni kavuştum sağlığıma, aslıma...

Birisi uzanmış orada, o da dinlenme evresinde sanırım. Nedense hiç çekmiyor dikkatimi... Umursamıyorum; sevdiğim, en sevdiğim insanlara yöneliyorum fakat onlar bir telaş içindeler... Saklanan bir şeyleri hissediyor yüreğim...

Yüreğim...
Yüreğim?
Hissediyorum? Biraz garipsedim bu kısmı...

Sanki herkes küsmüş bana, konuşmuyor gibi... Takılmıyorum adeta... Takılmıyorum bende...

Biraz voltalıyorum geniş avluda...

Neden burada toplandık gibi saçma bir soruyu yöneltemiyorum kendime... Pek saçma gibi durmuyor aslında...

Ben ve sevdiklerim, en sevdiklerim, beni en çok sevenler - ya da sevmeyenler...

Ne işimiz olabilir ki bir camii avlusunda?

Başında sarıkla bir imam yaklaşıyor...

Oradan sakallı bir ihtiyar avazı çıktığı kadar bağırıyor...

"-Er kişi niyetine..."

Ölünün bir erkek olduğunu anlamak zor değil.

Bakıyorum en ön safta beni en çok sevenler var. Sol elleri göbeklerinin üzerinde, sağ elleriyle de destekliyorlar bu masum duruşu...

Hayret!

Ben geçerken herkes yol veriyor, kimseye çarpmıyorum niyeyse...

Ardından anlam veremediğim diyaloglar sahneleniyor...

"-Nasıl bilirdiniz?"

"-İyi bilirdik..."

"-Hakkınızı helal edin"

"-Helal olsun... Helal olsun... Helal olsun..."

Helal olsun... Ne oluyor?

Yeşile sarılı tabut sırtlanıyor...
Mavi bir kurdele yanında...

Ağlamaklı 3-4 insan var dışarıda... Onlarda sevenlerim... En çok sevenim birisi, en çok sevdiğim...
Ona yaklaşıyorum... Gri bir arabaya binip uzaklaşıyor...

Kısa sürüyor bu yolculuk... Arada sırada bende giriyorum tabutun altına... Bir koku var, hoş bir koku... Sıcacık... İçim ısınıyor...

Mezarlıktayız...

Kasvetli bir ortam...

"Ruhuna Fatiha... Zamansız... İmkânsız gidiş..."

Aklıma takılıyor mezar taşlarından...

Derince kazılmış bir mezar... İçine ben bile sığarım, o derece büyük...
İnsanlarda anlam veremediğim bir telaş var. En sevdiklerim koşuşturuyor...

Tabut konuyor mezarın yanına...

Açılıyor...

Bir ışık çıkıyor sanki. Sanki gökyüzü biraz ekşiyor...

Bir kişi indi aşağı...
Ağabeyime benziyor... Dimdik... Boynu bükük gibi duruyor, sevdiği birini kaybetti sanırım.
Birisi daha indi aşağı...

Rahat bir yer yapıyorlar...
Taşları ayıklıyorlar...

Tabuttan sarsmadan çıkarıyorlar kefene sarılı vatandaşı. Artık vatandaş olmasa da vatan toprağında huzurlu olacağından hiç şüphe yok.

Sağına yatırıp arkasını toprakla besliyorlar... İçim burkuldu...
Daha önce de seyretmiştim fakat bu daha bir acıklı...

Üzerine mertek diziyorlar alelacele...
Bir hasır örtüldü...

İlk küreği babam atıyor...
Ben de uzanıyorum ama sıra bana gelmiyor nedense... Herkes bir telaş içinde kapatıyor mezarı... Taşları ayıklayıp kumla dolduruyorlar ısrarla...
Nasıl boğuyorlar bir görseniz, bir bilseniz...

İmam bir şeyler okuyor... İnsanlar elleri açık "amin" diyor, bende diyorum.
Ağzım eskimez ya...

Herkes yavaş yavaş gidiyor... Sevmeyenler öncelikli tabii.
Gitsinler...

Ben bizimkilerle giderim birazdan...
Hoca da gitti...
Olsun... Bizimkiler taşlarla çevreliyorlar mezarı... mı... Evet, evet mezarı çevreliyorlar...
Sevenlerim de sevgi sırasına girmişler... Onlar da gidiyorlar...
Sesim çıkmıyor ya, duyuramıyorum kendimi...

Beraber geldik, bensiz dönüyorlar.
Bu olmadı...
Alınganım...
Alınıyorum...

Ben de peşlerine gideyim bari.

Doğruluyorum... Kafama bir şey çarpıyor, geri düşüyorum...

Bir saniye?

Er kişi?

Sevenlerim?

Ben...

Ben...

BEN!...

Ölmüşüm...

Ve bu sefer ben dönemiyorum mezarlıktan...

"Yerinmeyin biz de geleceğiz" dediğim gün gelmiş işte... Ben dönemiyorum...

Asırlık mezarlıktayım artık...

Sessiz, huzur dolu...

Taşımda tek bir yazı yazsın istiyorum artık...

Duyarsanız...

"Oksijen... Minnettarım..."

İrfan Kurudirek


kahvemolası