Anlayış, saygı, bir insanı olduğu gibi sevebilmek. İlgi gördüğü sürece değil, her şart altında sevebilmek. Olduğu gibi…hatasıyla, günahıyla, eksikleriyle bir insanı yaşayabilmek…

Dünya tuhaflaştı yıllarla beraber. Zamanın gerisinde kalmış insanlara, bazı değerleri korumak adına direnen insanlara, yorgun insanlara düşman sanki zaman.Dünya değişti artık. Gelişti. Gelişimin adı, vermeden almak, vefasızlık, duyarsızlık ve hatta sadakatsizlik oldu sanki… Kadınlar “gelişti”, erkekler “gelişti” ve en önemlisi ilişkiler “GELİŞTİ”…

Bu “gelişimin” içinde beklentiler de değişti. Artık herkes birbirinden her konuda anlayış bekliyor. Karşısındakini anlamadan karşılıksız anlayış. Sadakatsizliğe bile anlayış bekleniyor artık. Bir kere elini kaptıran bir daha benliğini kurtaramıyor bu anlayış dolu anlayışsızlıklardan.

Kadınlar gelişti. Beklentileri ile birlikte. “Sevgi” dileden ayağa düştü. Kaba sözcükler, hassasiyetten uzak sözlü ifadeler makbul artık. “Höt” deyip ağır abi takılan, daha dünyadan nasibini almamış, hayatın çemberinden baba parası ile alınan arabasını sürerek geçtiğini sanan, bir kızı yemeğe götürebilmek için aylarca para biriktirmenin ve o sıkıntının ardından yenilen o yemeğin tadını asla öğrenemeycek ve bu yüzden de sözde sevdiği için nelere katlanabileceğini asla keşfedemeycek “naylon delikanlılar” makbul artık.

Erkekler gelişti. Mertlik, delikanlılık, yiğitlik yürekte değil artık. Gözünün üstünde kaşı var diye, yeni tabirle, “girişmek” belirliyor “delikanlının hasını”. Kendini kontrol edebilmek gibi bir gücün farkında olmayan, kendine saygıdan nasibini alamayan, her “racon” kestiğini zannettiğinde aslında küçüldüğünden hiç büyüyemeyen delikanlı bebekler yeni “adam” ın tarifi.

İlişkiler “gelişti”. “Sadık” kadınların, ilgiye aç kadınların, değer veren kadınların değer verdikleri “adamlar”, “gelişmiş delikanlılar” artık.

Bir de gelişemeyenler var. Ağzının payını her seferinde layıkı ile gelişmiş kadın ve erkeklerden alan insanlar. Verdikleri değerin, değer verdikleri insanların kimlere prim verdiğini görerek her geçen gün daha da “gelişmişlikten” ağzının payını alan insanlar.İlişkiler gelişir de dostluklar gelişmez mi… İlkel bir dost bulan şanslı artık. Uğruna can verecek dostlar yok artık. İhtiyaç duyan da yok. Yakın bir arkadaşlık ve dostluğun farkını bilen de yok. Artık klasikleşen ilişki sonu cümlesi “dost kalalım”. İyi de “dost” kalabilmek için “dost” olabilmek gerekmez mi…

Bu aralar çok karşılaştığım bir soru var, neredeyse azacık yakınlaşan herkesin bana sorduğu bir soru… “Nasıl olur da hayatında biri yok?”… veya “Neden yeni bir çevre yaratmıyorsun?”……cevap basit aslında…….“Ben geri kalmış olmayı seviyorum”………Sadakati, delikanlılığı, mertliği seviyorum…..Bir abim yıllar önce bana bir hayat dersi vermişti…aynen şöyle demişti….”Bak koçum, erkeğin merti az da olsa bulunur, ama kadının merti bir kere bulunur. Bulduğun zaman anlarsın…”… Evet, insan olmak için once mert olmak gerek…adam olmak için mert olmak gerek…ağzından söz çıkmadan önce o sözün değişmeyeceğini bilmek gerekir…İşte bu kendini bilmektir....Ve mert “insan” “kendini bilen” insandır.

Bir zamanlar birileri bana cesaretten bahsetmişti… Daha doğrusu bir tartışma sırasında benden cesaretin tanımını istemişti… Kendi duygularını, kendi düşüncelerini kendine itiraf edip, karşısındakine de açıkca ifade edebilenden daha cesuru var mı sizce?.... Tamamen savunmasız, çırılçıplak, apaçık olmaktan daha çok korktukları bişey daha var mı “gelişmiş” insanların. Ve bunu yapabilenden daha cesur bir insan daha var mı?....Bence cesaret bu…. Beraber olduğun insanın yanında çırılçıplak kalabilmek….Duygularını çıplak bırakabilmek, düşüncelerini ve gerçekten kim olduğunu, ne hissettiğini giysisiz, örtüsüz, çırılçıplak bırakabilmek…

İşte benim geri kalmış dünyam böyle….Yaralanmaktan korkmadan açık olunan…düşündüğünü ve hissettiğini dile getirdiğin zaman insanların korkmayıp “herşeye itiraz etme” diye uyarmadığı ve hatta görüşünü dile getirmenin itiraz kabul edilmediği…. Içindeki kadınların gelişmemiş erkekler kadar “mert” olabildiği ve “delikanlı kız” modelinin “dürüst kız” modeline tekabül ettiği… Dost denilen insanların “cesur” olabildiği… ve içindeki tüm insanların çırılçıplak kalacak, savunmasız kalacak kadar tanınmaktan, anlaşılmaktan ve anlamaktan korkmadıkları bir dünya…..İlişkilerin hem şevkat hem de şehveti barındırabildiği ve her ikisinin eşdeğer önemde olduğu bir dünya…

HAYATIN TOZLU YOLLARINDA “YÜRÜMEKTEN” KORKMAYAN VE YOL ARKADAŞLIĞINI YOL BİTENE KADAR SÜRDÜRMEKTEN KORKMAYAN “GELİŞMİŞLİKTEN YORGUN” İNSANLARIN DÜNYASI…..ilkel bir dünya kısaca….

Tüm dostlara kendi ilkel dünyalarını bulmaları dileklerimle….



Tamer Tulgar