Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 Toplam: 1

Kız Kulesini Folklorik Seziş

Kültür, Sanat Kategorisinde ve Edebiyat Forumunda Bulunan Kız Kulesini Folklorik Seziş Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> Kız kulesi İstanbul Boğazı girişindeki kayalık üzerine kurulmuş küçük ve şirin bir kuledir. Kız Kulesi İstanbul’un sembollerinden birisidir. Tarih içinde ...

  1. #1
    blueice
    Misafir..

    Kız Kulesini Folklorik Seziş

    Kız kulesi İstanbul Boğazı girişindeki kayalık üzerine kurulmuş küçük ve şirin bir kuledir. Kız Kulesi İstanbul’un sembollerinden birisidir. Tarih içinde gözetleme kulesi, deniz feneri olarak kullanılmış, Boğaz girişini belirten bir mihenk noktasıdır. Geçen yy.daki görüntüsünü koruyan kule turizme tahsis edilmiş lokanta ve seyir balkonu ile servis vermektedir. Suların, karasevdanın ve söylencelerin gizemini taşıyan Kız Kulesi, İstanbul’un en romantik ve gizemli mekanlarından biri. Alımlı, sevdalı ve denizin ortasında bir başına, yapayalnız... Kendi kendine yeten bir tarihe sahip olan mekan, yüzyıllardır anlatılan efsaneleriyle de bir ilgi odağı. Kızkulesi ile ilgili anlatılan ilk hikaye; Ovidius'un kaydettiği bir aşk hikayesi. Zamanında Üsküdar sırtlarında Tarnıça Afrodit adına bir tapınak vardır. Hero'da genç kızların görev yaptığı bu tapınağın rahibelerindendir. Bu Kulede kumrulara bakmakla görevlidir. Ve Aşka yasaklıdır. Her ilkbaharda doğanın uyanışı adına tapınak çevresinde törenler yapılır, çevre şehirlerden insanlar akın akın tapınağın çevresine gelir, yenilir içilir, aşkı bulamayanlar Afrodit'e ma*bedinde yakararak aşkı yaşayabilmek için yakarırlar. Bo*ğazın karşı kıyısında oturan Leandros'ta bu törene katılmak için tapınağa geldiğinde Hero'yla karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros'un gece kuleye gelmesi ile aşklarını kutsarlar. Kızkulesi her gece iki gencin gizli aşkına tanıklık eder. Leandros'un yüzerek kuleye geldiği fırtınalı bir günde kıskanç bir rahip feneri söndürür. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boğazın sularına gömülür. Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini Kızkulesi'nden Boğazın sularına bırakır.

    Bu Kuleyle ilgili söylencelerden bir diğeride Kleopatra'nın sonuna benzer bir sonun anlatıldığı yılan hikayesidir. Kehanete göre kralın birine, çok sevdiği kızı onsekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak öleceği söylenir. Bunun üzerine kral denizin ortasındaki bu kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesi zehirler. Kral, kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya'nın giriş kapısının üstüne yerleştirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın ölümünden sonra da onu rahat bırakmadığına dair hikayeler anlatılır.Üsküdar'ın sembolü haline gelen kule, Üsküdar’da Bizans devrinden kalan tek eserdir. M.Ö. 2475 yıllarına kadar uzanan tarihi bir geçmişe sahip olan kule, Karadeniz’in Marmara ile kucaklaştığı yerde minicik bir ada üzerinde kurulmuştur. Bazı Avrupalı tarihçiler buraya Leander Kulesi derler. Kule hakkında pek çok rivayetler bulunmaktadır. Evliya Çelebi kuleyi şöyle tarif eder: "Deniz içinde karadan bir ok atımı uzak, dört köşe, sanatkarane yapılmış bir yüksek kuledir. Yüksekliği tam seksen arşundur. Sathı mesehası ikiyüz adımdır. İki tarafına bakan yerde kapısı vardır."Bugün gördüğümüz kulenin temelleri ve alt katın mühim kısımları Fatih devri yapısıdır. Kulenin etrafındaki sahanlık geniş taşlarla kaplanmıştır. Üstündeki madalyon halindeki bir mermer levhada, kuleye şimdiki şeklini veren Sultan II. Mahmut’un, Hattat Rasim’in kaleminden çıkmış 1832 tarihli bir tuğrası vardır. Kulenin Eminönü tarafı daha genişçe olup burada bir de sarnıç vardır.İlk olarak Yunan döneminde bir mezara ev sahipliği yapan bu ada Bizans döneminde inşa edilen ek bina ile gümrük istasyonu olarak kullanılmıştır. Osmanlı döneminde ise gösteri platformundan, savunma kalesine, sürgün istasyonundan, karantina odasına kadar bir çok işlev yüklenmiştir. Asli görevi olan ve yüzyıllardan beri varlığı ile insanlara, geceleri ise geçen gemilere göz kırpan feneri ile yol gösterme işlevini hiç kaybetmemiştir.Geçmişten geleceğe en çok da düşlere yol göstermektedir Kız KulesiÇok eski tarihi geçmişi olan Kız Kulesi, bir zamanlar, Boğazdan geçen gemilerden vergi alınmak maksadı ile kullanılmıştır. Kule ile Avrupa Yakası boyunca büyük bir zincir çekilmiş ve gemilerin Anadolu Yakası ile Kız Kulesi arasından geçişine(o zamanlar gemi boyutları küçük olduğu için geçebilmekteydi) izin verilmiştir. Bir süre sonra Kule, zinciri taşıyamamış ve Avrupa Yakasına doğru yıkılmıştır. Kuleden suyun içinde bakıldığında yıkıntıları görülmektedir.Antik Çağ'da Arkla(küçük kale) ve Damialis(dana yavrusu) adları ile anılan kule, bir ara da "Tour de Leandros"(Leandros'un kulesi) ismi ile ün yapmıştır. Şimdi ise Kız Kulesi ismi ile bütünleşmiş ve bu ismi ile anılmaktadırKIZ KULESİNİN HALK TARAFINDAN İFADELENİŞ ŞEKİLLERİ her zaman gizemli ve romantik buldugum yer
    restaurant olacak olmasi harika, bilmiyordum kişiye kendisini alemin kralı gibi hissettiren mükemmel bir manzarası olan şaraba yarı suya ayrı ekmek dağıtımına ayrı garson tahsis etmiş, kısıtlı fakat yaratıcı bir menüye sahip olan, üzerine şimdi tsunami gelse gemi çarpsa türevi geyiklerin yapılabildiği, yeşilli morlu ışıklarla garip bir şekil yapmış olan en gerektiği anda ayın kulenin arkasında kalıp gözükmediği * karaya ulaşabilmek için kayık/motor beklenen halbuki o motorla adam taşısalar paraya para demeyecek olan, gözlerin her an petek dincozü görmeyi beklediği* 19 mayıs kürsüsü misali bir dj kabini olan pahalı kare olan ama her kuruşuna değen * yüzer restoran. "360 derece istanbul" sloganıyla pazarlanan lüks restoran gözlerinden, istanbul'un* her bakış açısından! görülebileceği, yüzyıldır yalnız, şimdilerde hayatını fuhuş yaptırılarak kazanmak zorunda bırakılan her daim güzel her daim özel bir kadın . . .

    hayatımın çok önemli bi kısmında, çok önemli bi kişi ile kurduğum hayalin güsel mekanı olmuş şimdi ise içimi acıtmaktan başka işe yaramayan yer. ahmet hamoglu tarafindan lokanta olarak isletilmeye baslamadan once, sunay akin’in basini cektigi turk edebiyatinin genc kalemlerince siir cumhuriyeti ilan edilen, herkesin farkli versiyonlarini bildigi efsanesi ile kitaplara, siirlere, filmlere konu olan, cocukken yuzerek gitmeyi ve orda oynamayi hayal ettigim denizin ustundeki kucuk ev. simdilerde farkli amaclara da hizmet etmekte. ortakoy ve kabatastan belli saatlerde, salacaktan ise pazartesileri haric 12-19.00 arasi ring seferi duzenleyen. 1 cay/kahve/nestea dahil 4.5 milyon a gidilip donulebilen. dugun organizasyonlari icin 4 ayri paket secenegi sunan bir tarafi diger tarafina gore daha cok ruzgar tutan, turistik mekan.KIZ KULESİ ÜZERİNE ŞİİRLER Günlerden cumartesi bir Eylül sabahı
    Amacım biraz gezmek ve de denizi seyretmek
    Beşiktaş'ta kurdum en son karargahı
    İliştim bir banka niyetimbiraz dinlenmek
    Karşımda kız kulesi altı masmavi deniz
    İşte bu düşünceyle rüyadayım ben deniz
    Sordum kendi kendime suçu neydi kulenin
    Sırrı neden çözülmez yokmudur hiç bilenin
    Gece gündüz ordasın sen hiç üzülmezmisin
    Tutmak istiyorum çağırsam gelmezmisin
    Dertleşelim seninle gel beraber baş başa
    Saklama gerek yok sevdalısın birine
    Cezalandırmışlar seni denizin ortasında
    Haykır masumluğunu Beşiktaş'a Üsküdar'a
    Biri seni çiziyor bembeyaz kağıtlara
    Çizmekle bitmiyor kağıda sığmıyorsun
    Ben sana gelmem sen bana gel diyorsun
    Tek bir şartla gelirim anlat bana öykünü
    Duysun martılar balıkçılar hükmünü
    Bak zaman geçiyor ben artık gitmeliyim
    Nelere şahit oldum bir anlatayım
    Artik bana müsade hoşçakal kız kulesi
    Hoşçakal Beşiktaş Hoşçakalın Üsküdar. Kız Kulesi Karanlıktan korkan çocukların
    müzik kutusudur Kız Kulesi
    kapağı açıldğında
    dansa başlayan balerin
    hınzır martıların şakalarıyla
    ıslanır elbisesi Vapur dumanından
    bir bulutun içinde
    kanlı dağlara
    yakamoz gönderir Kız Kulesi
    üzülmelerini istemez
    kürt çocuklarının
    yıldızsız gecelerde Köşesindeki mavi bir islemlede
    duvarına yasladığı bisikletlerin
    kiralanmasını bekler
    şaşkın bir ihtiyar
    ve çoraplarına gizlediği
    yasak şiirleri
    ele vermemek için
    Kız Kulesi'nin eteklerini uçuşturmaz rüzgar Boğaz'dan geçen gemilere
    engel olmasın diye
    İstanbul'un saçlarını toplayan
    beyaz bir tokadır Kız Kulesi
    açamk isteyen şarapçılar
    Salacak'tan uzanayım derken
    düşerler denize Başında beyoğlu sarhoşluğuyla
    izin dönüşü
    ocağa gider bir maden işçisi
    ki fener yerine
    aydınlatır yolunu
    elinde tuttuğu Kız Kulesi Kız Kulesi Aşıkları Seni zindan gibi bir kuleye hapsetmişler.
    Beni ise dalgaların yaladığı kayalıklara.
    Dalgalar azgın dalgalar çıldırmış gibi,
    Vurdukça vuruyor eritiyor beni.
    Sen vuruyorsun bedenime sanki.
    Ben ise akıyorum usulca,
    Enginlere geri giden dalgalarla beraber.
    Martılar oyun oynuyorlar yakamozlar eşliğinde.
    Bulutlarsa el çırpıyor sanki bizim ahengimize.
    Bir vapur geçiyor aramızdan uzaklara gidiyor belli.
    Ama heyhat dönecektir elbette bir gün geri.
    Ben yüzmek istiyorum sana ferim yok ki kollarımda,
    Sende koparamıyorsun ki esaret zincirlerini,
    Bana doğru yüzemiyorsun ki biriciğim.
    Hayatta geçip gidiyor aramızdan gemiler gibi.
    El sallıyoruz bu geliş ve gidişlerine.
    Sen oradan ben sahilden tutsakçasına,
    Senin kulene kız kulesi demişler sevenler,
    Benimkine ise ıssız bucaksız kayalıklar.
    Bu kadar mı zormuş bakarken kavuşamamak,
    Bu kadar mı zormuş ıslanmak sırılsıklam,
    Bazen kaypak bazen köpüren azgın dalgalarda.
    “Seni uzaktan sevmek aşkların en güzeli” demiş ya şair
    Ben de seni uzaktan seviyorum işte prangalarımla.
    Mevsim hazan sen tutsak, mevsim bahar ben tutsak
    Ne olurdu ufacığım!
    Biz bir günlüğüne de olsa kavuşsak
    Artık mecalim yok sevdiceğim uzaklarındayım
    Sevgisiz, aşksız, yalnız, lambası sönmüş
    Halatı kopmuş bir limanın sahilindeyim.
    Yanaşmıyor bir sandal bile yamacımdaki limana.
    Bir balıkçı bile olta atmıyor bende artık.
    Ben metruk ve ıssız limanda
    Sen ise kız kulesinde
    Biz kız kulesi aşıklarıyız
    Değilmi ufacığım.
    Yalnız kalmaktan korkan
    Mutluluğa hasret kalan
    Artık tek dileğim var senden
    Küçücüğüm…
    Ağlama emi…Kız kulesiyle dertleştik biraz Yaşadığımız hayatın hızlılığı bizi bir an bile duraksatmıyor. Geriye doğru dönüp bakma alışkanlığımız yerle bir edileli çok oldu. İyiliğin, güzelliğin, doğruluğun, elimizde bulunan işi en iyi yapabilme hasletiyle birlikte bizi terkettiği de doğru. Geçmişin izini sürüp bugüne geldiğimizde ve geleceğin izini sürüp bugünde duraksadığımızda yaşadığımız hadiselerin insanı şaşırtan yönleriyle karşılaşıyoruz. Özellikle dünya çapında gerçekleştirilen yeniden dizayn hareketlerinin ilk olarak bizim üzerimizde denendiğini söylemek, durumu abartmak sayılmaz herhalde.Hayata bakışımızda, insanlara hizmet edişimizde, geleceğe miras bırakışımızda bir asalet olmalı. Elimizdeki işin sadece tek boyutuyla değerlendirilemeyecek çapta olduğunu, belki zaman geçtikçe alışkanlıklarımız bizi esir aldığında anlamamız mümkün olmayabilir, ama 'akletmiyor musunuz, düşünmüyor musunuz hitabına en çok biz kulak kabartmışsak, hatta gerektiğinde çile de çekebileceğimizi gösterebilmişsek, bir an gelip aymazlıklara takılıp kalmamız müsamaha kaldırır mı? Bize uzatılan mührün hakkını verirken, sadece birtakım faydalı çalışmalar yapmakla işin bitmeyeceğini görmek zorundayız. Yolların yapılması, çöplerin toplanması, yetim malının haksıza yedirilmemesi, imarethaneler açılması, yolda kalmışın gözetilmesi bir inanç sahibi için yapılması gerekenler hanesine girer. Bir de işin sıradan planlarla yürümeyen boyutuna dikkat kesilmek gerekiyor. Eğer bulunduğunuz şehrin kültürel bir altyapısı varsa, uzun yıllar ihmal edilmiş, tarumar edilmişse size umulandan daha fazla iş düşecektir, bu bellidir. Bir şey daha bellidir ama. Tarihi ayağa kaldırırken insanı, bugünün insanını yere düşürmemek gerek. Tarihten gelen mirasımızın sessiz haykırışı, inancımızdan gelen çağrı, açmaza sürüklenen insanın çığlığı kulaklardan hiç gitmemeli, bulunduğumuz yeri sürekli hesap etmeliyiz. Şu ana kadar söylediklerimi okuyanlar sözün nereye gideeceğini kestiremeyebilirler. Yorulanlar bırakabilir, bugün söz devam etmeli ve bir daha tekrarlanmamalı. İçimizde yer eden ve bizi bitirecek gibi görünen hastalıkları eğer bugün konuşmayacaksak, yarın çok geç olacak, buna kız kulesi kadar eminim. Farkında olmadığınızı söylemeyin, hepimiz bir cendereden geçiyor, kendi kimliğimizle hesaplaşma içine giriyoruz. Düne kadar savunduğumuz doğru adına ne varsa, onları günah keçilerinin üzerine atıyor, salvo atışına daha önceden mevzilenenlerle birlikte başlıyoruz. Önce gelenekten gelen mirası görmedik. Çünkü asırların yorgunluğu hepimizi yanıbaşımızdakinden habersiz kılmıştı. Sonra onu fark ettik ve bugünü unuttuk. Sanatımıza, estetiğimize, anlayışımıza, geçmişten, sağlıklı olduğuna inandığımız medeniyetimizden çarpıcı örnekler getirdik. Adım başı tarih esintisi taşıyan İstanbul'un günlük meşgaleleriyle uğraşırken, asırların birikmiş hüznünü de ortadan kaldırmamız, en azından yolu açmamız gerekiyordu. Heyhat, geçmişe dalarken önce bugünün oluşumuna katkıda bulunmamız gereken sanatı, kültürü, edebiyatı, kavrayışı, anlamı unutuverdik. Sonra amatör heyecanlarla bir iki kıpırdanış geldi. Uzun süre medyanın sürekli pompaladığı ve her evin bacasından aşağı, anten kablolarından sarkıtılan kekre kokuları farketmedik, işin boyutu ortaya çıkınca eleştirdik, görevimizi yaptık. Bir gün bu söylediklerimize kendimiz de inanmayacak olsak bile... Kültür adamlarının sözlerine sadece eski taşlara bakarken kulak verdik bir de bitmez tükenmez kavgalara yeni nesilleri esir ederken. Kim daha büyük tartışmaları ortaya yeni bir şey çıkarmadı, Dudu kuşunun öyküsünü dinlerken, kendimizi bir anda Dudu'nun kim olabileceğini tartışırken bulduk. Magazin dünyasının cambazları haram duvarlarını aşmış, helalin sınırları içinde masumiyetini arar görünüyordu. Cuma akşamları dua eden şarkıcı hanım bir anda göğsümüzü kabartıyor, koynunda haçla dolaşan manken eleştiri yağmuruna tutuluyordu. İyi ama bizim meseleleri değerlendirirken sıradan ilişkiler üzerinden yorumlar yapmamız bir felsefi derinlik taşıyor mu? Geçtim felsefeyi, savunageldiğimiz fikirlerin bu yeni dönemde içini kendi ellerimizle boşaltmıyor muyuz? Düne kadar birkaç kuruş verilip kenarda bekletilen, arada bir sırtı sıvazlanan kendi heyecanımızı paylaşan sanatçılar, gelişmemeleri sağlanırcasına paraya mahkum edildiler, ardından yukarı mahallenin ayları kırpılıp kırpılıp yıldız yapıldı. Alışık, alışabilir ama bizim bu yeni duruma alışmamız mı gerekiyor? Artık görevimiz magazin programlarında dolaşan hatunları halkımızla buluşturmaya ve yanlarında bu sevinci yaşamaya mı kaldı? Eğer sizden önce bu yolu deneyenler yoksa buyrun ilk siz deneyin. Ama eğer bir yol tutturulmuş, ahlak erozyonu başlatılmışsa, sizin bu kimlik kayması karşısında bir çare aramanız gerekmiyor mu? Popüler olanla kalıcı olan arasında bir hesaplaşma yapılmayacak mı? Edebiyatçıların, felsefecilerin, sosyologların, şunların bunların en önemli görevi sadece seyretmek ve alkış tutmak mı? Kız kulesi'ndeki “kız” bugün sokaklara inmiş Güllü vaziyetlerinde Davut Güloğlu peşinde ne arıyor sizce? Bu ülkenin kültür adamları, dert sahipleri bütün bu yaşananlar karşısında eğer susmayı görev kabul etmişlerse ilerleyelim arkadaşlar, önden buyurun. Kimliklerimizin üzerindeki değişikliklerin anlaşılmaması için yaptığımız operasyon başarıyla sonuçlandı. Artık herkes kimliğini ipten indirebilir, kuruyup kurumadığını kontrol edebilir. Sakın ıslak kalmasın kimliklerimiz, mürekkep lekesi akmasın, bir Molla Kasım gelir, utanırız sonra. Bugün kız kulesiyle dertleştik biraz. Asırlardır sen anlatıyordun bizler dinliyorduk. İşte şimdi ben anlatıyorum kız kulesi, bilmem, üzüntünden çatlar mısın?...


    Orhan Özekinci

    Yazarın sayfasında eserlerini kaynak belirtmek üzere alıntı yapılabileceğine dair bir cümle var.
    Konu blueice tarafından (24-03-2009 Saat 03:43 PM ) değiştirilmiştir.

Benzer Konular

  1. Etnik tarzların folklorik rüzgarı
    simqe Tarafından Ev Dekorasyonu Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 01-02-2010, 05:13 PM
Yukarı Çık