Bahar vakti doğmak güzeldir.. Bir Mart ayının sondan birinci günü, Nisan yağmurlarına hazır, bir telaş, bir heyecan ki sormayın.. Bu günlerde bir sonbahar çocuğu kıvamında hüzünleri üzerime üzerime çekmek nerden gelir aklıma bilmem. Bahar bahar hüzünlenmek bir bana yazılmış sanırım. Belkide bir yaş daha yaşlanmamın yasını tutuyorumdur kimbilir.. Evet yaşlanıyorum, artık 27 yaşındayım ben. Eskiden 27 bana çok büyük bir yaşmış gibi gelirdi, şimdi yaşayınca anlıyorum, oysa daha yolun yarısında bile değilim. Hayatımı bile doğrudüzgün oturtamamışken, daha yapmadığım, yapmaktan kaçtığım, ve de yapamadığım ne çok şeyim var.. Aslında normal bir kız çocuğu bu yaşlara geldiğinde elinde avucunca birkaç şey olur, olmalı yahut.. Ama yok.. Napalım.. Olsun ister miydim, emin değilim hala.. Ben galiba böyle iyiyim.. Standartlar ölçüsünde, herkesin yaşadığı ya da yaşamak zorunda olduğu bir hayat sürmek istemiyorum ben. Annemi düşünüyorum, annem benim yaşımdayken ben 7 yaşındaymışım, kardeşim 2.. Yuh diyorum kendime ama yine de bildiğimden şaşmıyorum.. Sabit fikirliyim sanırım, ya da kendim için neyin doğru olduğunu çözebilmiş değilim. Tamam kabul ediyorum dengesizim..

Bunlar kederlerin biyolojik kısmıydı, şimdilik geçelim..

İnsan doğum gününde neden hüzünlenirki, neden gerekli gereksiz gözü telefon denen cihaza takılır ve her çaldığında neden beklenen kişi yahut kişiler aramaz ki.. Beklenen kişi neden o gün gelmez ki.. Eskiden dostum diye bildiğim biri vardı, benim gibi bazen zır deli ve başı dimdik bir kızdı. Her doğum günü sabahı onun telefonuyla uyanırdım, açar açmaz kulağıma o çok sevdiğimiz doğum günü şarkısını söylerdi, ben de ona eşlik ederdim. Şarkı biterdi ve telefonu kapatırdık, başka bir kelime söylemeden.. Ama nedense sonraki yıllardan birinde, ne dostluğuma, ne samimiyetime ne de iyi niyetime inandıramadan onu, sırtını dönüp gitti kendi yalnızlığına.. Bugün daha başka dostlarım var, eskileri aratmayacak denli, sevgi dolu, sadık, anlayışlı ve düşünceli.. Bu açıdan şanslı olduğumu düşünüyorum.. Ya diğer açılardan.. Hakettiğim değeri göremediğimde, unutulduğumda, önemsenmediğimde yahut geçiştirildiğimde herşeyden nefret ediyorum. Neyim ben? Ayaküstü bir lokanta mı? Heyhat! Çıldırmamak elde değil..

Neyse;

bugün berbat bir gün demiş miydim..


Huzunbaz