Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 Toplam: 10

Halk Edebiyatı Nedir?

Kültür, Sanat Kategorisinde ve Edebiyat Forumunda Bulunan Halk Edebiyatı Nedir? Konusunu Görüntülemektesiniz, Konu içerigi Kısaca ->> TANIM Yazı dili olmayan toplumlarda sözle aktarılan kültür birikimi halk edebiyatını oluşturur. Bütün toplumlar belli dönemlerde bu tür ürünler vermiştir.

  1. #1
    Eski Üye Nil@y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Mesaj
    2.227
    Rep Gücü
    327

    Halk Edebiyatı Nedir?



    TANIM

    Yazı dili olmayan toplumlarda sözle aktarılan kültür birikimi halk edebiyatını oluşturur. Bütün toplumlar belli dönemlerde bu tür ürünler vermiştir. Halk edebiyatı gelişmiş toplumlarda da yazılı edebiyatla birlikte varlığını sürdürür. Halk edebiyatının başlıca biçimleri halk şarkısı, halk türküsü, halk öyküsü, söylenceler, atasözü, bilmeceler ve büyülerdir.

    TÜRK HALK EDEBİYATI

    Türklerin İslam dinini kabul etmelerinden sonra, halk arasında İslam öncesi Türk edebiyatı geleneğinin sürdürülmesiyle gelişen edebiyat türüdür. Türklerin İslam öncesi toplumsal yaşamlarında yönetenler ve yönetilenler arasında anlayış, düşünce ve ideal bakımından büyük farklılıklar yoktu. Ozanların sazla çalarak söyledikleri aşk ve doğa şiirleri, destan ve sagular bütün Türklerin duygularına sesleniyordu.

    İslamiyet’in kabulünden sonra bu birlik bozuldu. Kentlerde kurulan medreselerde yetişenler kendilerini halktan ayrı tutmaya başladılar. Ayrıca yönetim, siyaset ve askerlik alanındaki etkinlikleri nedeniyle bazen devlet ve saray korumasında olan bir sınıf ortaya çıktı.
    Divan Edebiyatı bu kesimden insanların duygu, düşünce ve zevklerini yansıtırken, Halk Edebiyatı bunların dışındaki kitlelerin beğeni, düşünce ve ideallerini yansıtma aracı oldu. Ama gerçek anlamda halk edebiyatı kavramı ancak 2’nci Meşrutiyet’ten sonra yerleşti ve halk geleneklerinin ürünleri olan yapıtlar bu dönemden sonra "Halk Edebiyatı" olarak adlandırılmaya başlandı.

    Bu yapıtlar, genellikle öğrenim görmemiş köylüler, kasabalılar ya da kentliler ile yeniçeri ve tekke çevreleri gibi yine halktan kopmamış zümreler arasında, zaman içinde dinin, tasavvufun, tarikatların ve Divan Edebiyatı’nın etkisiyle değişikliklere uğramış eserlerdir.

    İslamiyet’in kabulünden sonra anonim halk edebiyatının temel ürünleri sayılan atasözü, destan, masal, bilmece, mani, türkü, ağıt, mesnevi gibi türlerde büyük gelişme görüldü. Türk Halk Edebiyatı’nın ilk gerçek örnekleri Karahanlılar döneminde ortaya çıktı.

    Kaşgarlı Mahmud’un "Divanü Lügati’t Türk" adlı eserindeki manzum örnekler Türk halk şiirinin temel biçimi olan dörtlüklerle söylenmiş ve genellikle yedili, sekizli ve on ikili hece ölçüleriyle düzenlenmişti. Bu eserde atasözleri de bulunuyordu. Yine Karahanlılar döneminde oluşmuş "Satuk Buğra Halk Destanı" ve 11 ve 12’nci yüzyıllarda Türkistan’da Yedisu bölgesinde doğduğu sanılan eski Türk destanlarından motifler taşıyan Manas Destanı da bu dönem halk edebiyatının önemli eserleri arasındadır.

    HECE

    Türk Halk Edebiyatı nazımda hece ölçüsüne (veznine) dayanır. Bu nedenle hece ölçüsünün tanımlanması gerekir. Hece, tek bir sesli hafrten ya da bu sesli harfin başına ya da sonuna gelen bir ya da birden çok sessiz harften oluşan ses öbeğidir. Örneğin, o, ot, bir, git, kırk gibi. Kapalı ya da engelli denilen heceler sessiz harfle, açık ya da engelsiz heceler sesli harfle biter.

    HECE ÖLÇÜSÜ (VEZNİ)

    Şiirde mısralardaki hece sayısının eşit olmasına dayanan ölçüdür. Türkçe’nin yapısına uygun bir ölçüdür. Hecelerin sayısı parmakla sayıldığı için "parmak ölçüsü" adıyla da bilinir. Türkçe’de heceler uzunluk kısalık bakımından hemen hemen aynı değerdedir. Bu yapısal özellik şiirde hece ölçüsünün kolayca kullanılmasına imkan verir. İlk yazılı Türk edebiyatının ürünleri olarak bilinen Göktürk Yazıtları’nda şiir bulunmamasına rağmen şiirsel özellikler taşıyan ve hece ölçüsüne uyan bölümler vardır. Kaşgarlı Mahmud’un Divanü Lugati’t Türk eserindeki şiirler de hece ölçüsüyle yazılmışlardır. Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra divan edebiyatı ve aruz ölçüsünün yaygınlaşması hece ölçüsünün yalnızca tekke ve aşık edebiyatına özgü bir ölçü olmasına yol açtı.

    Hece ölçüsünde kalıbı dizelerdeki hecelerin sayısı belirler. Her dizesinde 11 hece bulunan bir şiirin kalıbı "11’li hece ölçüsü" olarak gösterilir. Bir hecenin belli bölümlere ayrılmasına "durgulanma", bu bölümlerin okuma sırasında hafifçe durularak vurgulanan yerlerine de "durak" denir. Kalıplar 2’liden başla***** 20’lilere kadar çıkar. Az heceli, yani 2’liden 6’lıya kadar kalıplar tekerleme, atasözü, bilmece gibi ürünlerin şiirsel parçalarında uyum öğesi olarak yer alır. Bu tür kısa kalıpların durakları dizenin sonundadır.

    Hece ölçüsünde durağın önemi büyüktür. Bir kalıp en az 2, en çok 5 duraklı olabilir. Bir durakta bulunan hece sayısı ise 1 ile 10 arasında değişir. Hece kalıpları duraklar ve duraklardaki hece sayıları bakımından bölümlenir. Bu kalıplar içinde en çok kullanılanlar 7’li, 8’li, 11’li ve 14’lü olanlardır. 7’li ölçü daha çok mani türünde kullanılmıştır. 8’li kalıp semai, varsağı, destan ve türkülerin ölçüsüdür. 11’li ölçü ise başta koşma ve destan olmak üzere aşık ve tekke debiyatı şiirlerinde kullanılmıştır. 14’lü hece ölçüsüne ise daha çok tekke şiiri ve çağdaş Türk şiirinde rastlanır.

    Tasavvuf ya da tekke edebiyatı

    Halk edebiyatının "tasavvufi halk edebiyatı" ya da "tekke edebiyatı" denilen türü 12’nci yüzyılda Ahmed Yesevi ile başladı. Ama Anadolu’nun bu alandaki ilk ve en büyük şairi Yunus Emre’dir. Anadolu’da 19'uncu yüzyıla değin çeşitli tarikatlarla gelişen bu edebiyat geleneğinin sürmesinde en önemli rolü Alevi-Bektaşi ve Melami-Hamzavi şairler oynadı.

    Tekke edebiyatı şairleri, yalın bir dille, hece ölçüsüyle ya da aruzun heceye yakın yalın kalıplarıyla şiirler yazdılar. Tekke şiirinin genel adı, özel bestelerle okunan ve tarikatlara göre değişik isimlerle anılan ilahilerdi. Nazım birimi dörtlüktü. Ama gazel biçimde yazılmış ilahiler de vardır. Bu edebiyatın düzyazı biçimini ise evliya menkıbeleri, efsaneler, masallar, fıkralar ve tarikat büyüklerinin yaşamlarını konu alan yapıtlar oluşturur.

    Âşık edebiyatı

    Halk edebiyatının aşık adı verilen halk sanatçılarının ürünlerinden oluşan ve 16’ncı yüzyılın başlarında ortaya çıkan "aşık edebiyatı" türünde ise söz ve müzik birbirini tamamlayan iki unsurdur. Günümüzde varlıklarını sürdüren aşıklar, bir yandan eski destan geleneğini yaşatırken, bir yandan da doğaçlama aşk şiirleri söyler, başka sanatçıların ürünlerini yayar, çeşitli törenlerde bir eğlence unsuru olarak yer alırlar. Aşık şiirinin nazım biçimi de dörtlük olmakla birlikte dize sayısı çoğalıp azalabilir.

    Bu edebiyatın başlıca türleri destan, güzelleme, taşlama, koçaklama, ağıt ve muammadır. Genellikle yalın ve yapmacıksız bir dil kullanılan aşık şiirinde yinelemeler, boş tekerlemeler, ölçü ve uyak tutturmada kolaylık sağlayan yakıştırmalar bulunur.

    Aşıklarımız

    Aşık edebiyatının en büyük şairleri 16 ve 17’nci yüzyılda yetişti. Bunlar arasında Aşık Ömer, Gevheri, Katibi, Kayıkçı Kul Mustafa, Şahinoğlu, Katip Ali, Karacaoğlan, Üsküdari, Aşık Halil, Aşık Ali, Aşık Mehmed sayılabilir. 18’inci yüzyılın aşık şairleri arasında ise Kabasakal Mehmed, Levni, Kıymeti, Mecnuni ve Nuri sayılabilir.

    Bayburtlu Zihni, Dertli, Seyrani, Tokatlı Nuri, Erzurumlu Emrah, Ruhsati, Sümmani, Celali, Muhibbi, Dadaloğlu, Beyoğlu, Seyyit Osman 19’uncu yüzyılan aşık şairleridir. 20'nci yüzyılda ise sönmeye yüz tutan aşık edebiyatı Mazlumi, Kahraman, İrşadi, Mesleki, Talibi, Karamanlı Gufrani, Aşık Ali İzzet ve Aşık Veysel gibi şairlerle bir gelenek olarak varlığını sürdürdü.

    Halk edebiyatında düzyazı

    Türk Halk Edebiyatı’nın düzyazı alanındaki öyküler, Türk, Arap ve İran-Hint kaynaklı olmak üzere 3 grupta toplanır. Türk kaynaklı öyküler arasında Dede Korkut, Köroğlu, Danişmendname gibi serüven-kahramanlık öyküleri, Kerem ile Aslı, Aşık Garip, Karacaoğlan ile İsmigan Sultan, Emrah ile Selvihan gibi aşıkların yaşam öyküleri çevresinde gelişen öyküler yer alır.

    Doğu Anadolu’da kaside adı verilen küçük öyküler, Güney Anadolu’da bozlaklar, meddah öyküleri ve Nasreddin Hoca fıkraları da halk edebiyatının düz yazı örneklerindendir. Yusuf ü Züleyha, Ebu Müslim, Battalname, Leyla ile Mecnun da Arap kaynaklı öykülerin en yaygın olanları ve bilinenleridir. Hint-İran kaynaklı öykülerin en ünlüleri arasında Ferhat ili Şirin ve Kelile ve Dimne sayılır.

    TÜRLER

    Düzyazı türleri


    Destan

    Kahramanlarının olağanüstü eylemlerini coşkulu, törensel bir üslupla anlatan ve genellikle birkaç bölümden oluşan manzum yapıtlardır. Destanlar ve destansı öyküler ilkçağlardan beri dünyanın her yerinde gelenekleri sonraki kuşaklara aktarmak için kollektif olarak yaratılmış edebi biçimlerdir. Halk edebiyatında Yaradılış Destanı, Karahanlılar döneminde oluşmuş "Satuk Buğra Halk Destanı", 11 ve 12’nci yüzyıllarda Türkistan’da Yedisu bölgesinde doğduğu sanılan Manas Destanı, Oğuz Kaan Destanı, Dede Korkut Kitabı, Cengiz Han Destanı, Timur Destanı, Danişmend Gazi Destanı ve Battal Gazi gibi destanlar günümüzde bile bilinirler.

    Kahramanlık öyküleri

    Soylu savaşçıların ve hükümdarların kahramanlıklarını dramatik bir üslupla işleyen öykülerdir. Konuları, bakış açıları ve üsluplarıyla kahramanlı şiirinin düzyazıdaki karşılığıdır. Sözlü ve yazılı olabilirler. Anlatılmak üzere üretilmişlerdir. Bu tür öykülerde sözlü gelenekteki birçok kalıp kullanılır. Türk Edebiyatı'nda bu tür öykülere sık rastlanır. Sözlü gelenekteki destanların yanı sıra Hazreti Muhammed’in zaferleri, Hazreti Ali’nin devlerle çarpışması ve inanılmaz kahramanlıkları konu alan halk öyküleri vardır.

    Masal

    Hayal ürünü olan, bilinmeyen bir zamanda geçen, anlatılanlara inandırmak iddiası bulunmayan anlatım türüdür. Dinleyicinin dikkatini masalda toplayabilmek için masalın başında, sonunda ve bazen uygun görülen yerlerde masal tekerlemeleri söylenmektedir.

    Hikaye

    Kaynağını gerçek yaşamdan alan, anlatıya sazın-ezginin eşlik ettiği, ses ve mimiklerin kullanıldığı uzun soluklu anlatım türüdür. Boyutları açısından ikiye ayrılırlar: 1. Efsaneden, masaldan ya da gerçek yaşamdan alınmış, bir tek olay çevresinde geçen yapısı basit, kısa hikâyelerdir. Türküleriyle birlikte en çok iki saatlik anlatma süresi vardır. 2. Daha çok kalabalık kişileri, birbiri ardından gelen beklenmedik durumları ve bunun sonucu olarak da az çok çapraşıklaşan olayları birbirine ekleyerek anlatıya uzun bir süre sağlayan hikâyeler. Bu hikâyeler 1-7 gece devam edebilir.

    Evliya menkıbesi

    Din ulularının gerçek ya da efsaneleştirilmiş yaşam öyküleri ile kerametlerini anlatan yapıtlardır. İçinde İslam velilerinin yaşamlarına ilişkin bilgilerin yanında vaazlar ve ahlaki öğütler de yer alır. Sinan Paşa’nın Tezkiretü’l-Evliya adlı eseri ile Ahmed Hilmi’nin Ziyaret-i Evliya adlı yapıtları bu türün başlıca örnekleridir.

    Halk öyküsü

    Geleneksel bir içeriği olan, kuşaktan kuşağa sözlü olarak aktarılan öykülerdir. Söylencelerle halk öyküleri arasında kesin bir ayırım yoktur. Kimi öyküler söylence olarak gelişmiş, aktarılmıştır. Çeşitli öykü türlerinde belli motifler, örneğin hayvanlar, sınamalar, belli kalıp olaylar yer alır. Halk öykülerinin başlıca türleri masallar, efsaneler, dini kişilerle ilgili anlatılanlar, hayvan öyküleri, kahramanlık öyküleri ve fıkralardır.

    Fıkra

    Yaşamsal olaylardan hareketle anlatılan, anlatılanlardan bir sonuç çıkarma amacında olan, nükte, hiciv, mizah unsuru barındıran kısa sözlü ürünlerdir.

    Atasözü

    Atalarımızdan günümüze kadar ulaşan, belirli bir yargı içeren, söyleyeni belli olmayan düz konuşma içinde kullanılan sözlerdir.

    Deyimler

    Asıl anlamlarından uzaklaşarak yeni kavramlar meydana getiren kalıplaşmış sözlerdir. İki veya daha çok kelimeden kurulu bir çeşit dil ifadesi olan bu sözler, duygu ve düşüncelerimizi dikkati çekecek biçimde anlatan isim, sıfat, zarf, basit ve birleşik fiil görünüşlü gramer unsurlarıdır.


  2. #2
    Eski Üye Nil@y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Mesaj
    2.227
    Rep Gücü
    327
    NAZIM TÜRLERİ

    Kahramanlık şiirleri

    Yine soylu savaşçılarla, hükümdarların kahramanlıklarını ağırbaşlı, yüce, dramatik bir üslupla, belirli biçimsel kurallara bağlı kalarak anlatan şiirlerdir. Genellikle tek tip çalgı eşliğinde okunur ya da hal şarkısı olarak söylenirler. Halk ozanlarının yapıtları aracılığıyla kuşaktan kuşağa nakledilirler. Halk edebiyatında yiğitlik, yurt sevgisi gibi konuları ya da tarihsel olayları coşkulu bir anlatımla işleyen kahramanlık şiirleri vardır. Şiir, destan ve koçaklama türünde yazılmışlardır.

    Halk şarkısı

    En eski halk edebiyatı biçimlerinden biridir. Sözlü gelenek içinde yaşayan, daha çok du*****, yani kulaktan öğrenilen ve alilerle sınırlı toplumsal gruplar içinde yayılan şarkılardır. En belirgin özelliği, günlük yaşamdaki etkinliklerle yakın ilişkili olmasıdır. Köylerde bu tür etkinlikler ekin, hasat, harman, iplik eğirme, dokuma, bebek uyutma, içki, oyun oynama gibi etkinliklerdir. Halk şarkılarının haber ve dedikodu iletmek, yerel tarihle, aile kütüklerini belgelemek, bir topluluğun bilgi ve edebiyat birikimini korumak, sürdürmek gibi işlevleri de vardır.

    Koşma

    Halk edebiyatımızda doğa, aşk, ölüm, ayrılık, yiğitlik, toplumsal olaylar gibi konuların işlendiği en sık kullanılan şiir türü. Dörder dizelik bendlerden oluşur. Bend sayısı genellikle 3, 5 arasındadır. Hece ölçüsünün 6+5 veya 4+4+3 duraklı 11’li kalıbıyla yazılır. Şair koşmanın son bendinde ismini ya da mahlasını söyler. Koşmalar dile gitirilen duygular ve söylenişlerine göre koçaklama, güzelleme, taşlama, ağıt gibi isimler alır. Karşılıklı konuşma şeklinde yani "dedim" "dedi" diye başlayan dizelerle de söylenebilir. Bu tür koşmalara "mürâcaa" ismi verilir. Bütün kafiyeleri cinaslı olan koşmalara "tecnis" denir.

    ÖRNEK KOŞMA: Karacaoğlan

    ÖRNEK MÜRÂCAA KOŞMA: Kul Nesimi

    ÖRNEK TECNİS KOŞMA:

    Derd-i dilim arttı yârimin derdim
    Seksende doksanda yüzde seyr eyle
    Gonca güllerini yârimin derdim
    Gerdanda dudakta yüzde seyr eyle

    Sel gelince yıkılırmış yar dedim
    Al hançeri vur sineye yâr dedim
    Yeter cevr ü cefa etme yâr dedim
    Cism ü bedenimi yüz de seyr eyle

    Çeşmîyâ bin gazel yazdım dîvâne
    El bağladım yâre durdum dîvâne
    Dedi var yıkıl git behey dîvâne
    Aşkın deryasında yüz de seyr eyle

    Çeşmi

    Koşmalar ezgilerine göre ve yapılarına göre olmak üzere ikiye ayrılır.
    Ezgilerine göre koşmalar: Özel bir zegiyle okunurlar ve hece sayısı dikkate alınmaz. Ankara koşması, Acem koşması, Kerem, ke*** Kerem, Gevherî, Sümmâni koşması gibi.
    Yapılarına göre koşmalar: Koşmalar yapılarına göre 7’ye ayrılır.

    Düz koşma: Âşık edebiyatında en sık kullanılar tür. Adi koşma olarak da adlandırılır.
    Yedekli koşma: İki şekli vardır. İlki koşma-mani halidir. Koşma bendlerinin arasına aynı kafiyede bir bayati bendi ya da 7 heceli bend girer. İkincisi yedekli 5’li koşma diye adlandırılır. 8’li hece ölçüsüyle yazılır. İlk bend 5, ikinci ve yedek sayılan bend 4 dizelidir.

    ÖRNEK KOŞMA-MANİ: Zülalî

    Musammat koşma: Divan edebiyatındaki musammat gazele benzer. İç kafiyeli koşmalardır. Her dizenin birinci ve ikinci kısımları kafiyelidir. 6+5 duraklı kalıpla yazılır.

    ÖRNEK MUSAMMAT KOŞMA: Miratî

    Ayaklı koşma: İlk bendin dize sonlarına, diğer bendlerin ise sadece son dizelerine ziyade eklenerek oluşturulur. Ziyadeler 5 hecelidir. Genellikle musammat koşma şeklinde yazıldıklarından musammat ayaklı koşma da denir.

    ÖRNEK AYAKLI KOŞMA: Gedâyî

    Zincirleme koşma: Bendlerinin dördüncü dizesinin kafiyesi bir sonraki bendin ilk dizesinin başında tekrarlanan koşmalardır. Genellikle destanlarda kullanılır.

    ÖRNEK ZİNCİRLEME KOŞMA: Zülalî

    Zincirleme ayaklı koşma: Zincirleme koşmalara ziyadeler eklenerek yazılır.
    Koşma şarkı: Her bendinin dördüncü dizelere aynı olan kavuştaklı koşmalardır.

    Türkü

    Türkiye’nin sözlü geleneğinde, bir ezgi ile söylenen halk şiirinin her çeşidini göstermek için en çok kullanılan ad "türkü"dür. Özel durumlarda ya da ezginin, sözlerin çeşitlemesine göre ninni, ağıt, deyiş, hava adları da kullanılmaktadır. Türk halk edebiyatı nazım şekli ve türüdür. Ezgisi yönüyle diğer halk şiiri türlerinden ayrılır. Türküler genellikle anonimdir. İsimleri bilinen saz şairlerinin söyledikleri de giderek halka mal olmuştur. İlk türkü söyleme "Türkü yakmak" diye anılır. Türkü adı Türk sözcüğüne Arapça "ı" eki eklenmesiyle ortaya çıkmıştır. "Türk’e özge" anlamına gelir.

    Türkü, Türk halk şiirinin en eski türlerindendir. Bu kelime ilk defa XV. Yüzyılda Doğu Türkleri tarafından kullanılmıştır. Hikmet Dizdaroğlu, Anadolu’da türkünün ilk örneğini Öksüz Dede’nin verdiğini belirtir. Türküler genellikle hece vezninin 7, 8 ve 11’li kalıplarıyla kıtalar halinde söylenir. Her kıta türkünün asıl sözlerinin bulunduğu bend ile nakarattan meydana gelir. Nakarat her bendin sonunda tekrarlanır. Bu kısım bağlama veya kavuştak diye de bilinir. Türküleri kesin ayrıma sokmak güçtür. Bir yörede yakılan türkü diğer bir yöreye şekli ve söyleniş biçimi değişerek geçebilir. Türküler ezgilerine, konularına ve yapılarına göre ayrılır.

    1. Ezgilerine Göre Türküler

    a. Usulsüzler: Uzun havalardır. Divan, koşma, hoyrat gibi çeşitlere ayrılır.
    b. Usullüler: Oyun havalarıdır. Bu türe Konya’da oturak, Urfa’da kırık denilir.

    2. Konularına Göre Türküler:

    Ninniler ve çocuk türküleri, tabiat üzerine türküler, aşk türküleri, kahramanlık türküleri, askerlik türküleri, tören türküleri, iş türküleri, eşkıya türküleri, acıklı olaylarla ilgili türküler, güldürücü türküler, karşılıklı söylenen türküler, oyun türküleri, ağıtlar.

    3. Yapılarına Göre Türküler:

    a. Mani kıt’alarından kurulu türküler: Birbirleriyle ilgili konularda söylenmiş manilerin sıralanarak ezgiyle okunmasından meydana gelir.
    b. Dörtlüklerle kurulu türküler.

    ÖRNEK:

    HAVADA BULUT


    Havada bulut yok bu ne dumandır
    Mahlede ölüm yok bu ne figandır
    Adı Yemen’dir gülü çemendir
    Giden gelmiyor acep nedendir

    Burası Muş’tur yolu yokuştur
    Giden gelmiyor acep nedendir

    Kışlanın önünde redif sesi var
    Bakın çantasına acep nesi var
    Bir çift kundurayla bir de fesi var

    Adı Yemen’dir gülü çimendir
    Giden gelmiyor acep nedendir
    Burası Muş’tur yolu yokuştur
    Giden gelmiyor acep nedendir

    HAM MEYVE

    Çamlığı başında tüter bir tütün
    Acı çekmeyenin yüreği bütün
    Ziyamın atını pazara çekin
    Gelen geçen Ziyam ölmüş desinler

    Uzun olur gemilerin direği
    Yanık olur anaların yüreği
    Ne sen gelin oldun ne ben güveyi
    Onun için açık gider gözlerim

    Ham meyveyi kopardılar dalından
    Beni ayırdılar nazlı yârimden
    Eğer yârim tutmaz ise elimden
    Onun için açık gider gözlerim

    Benim yârim yaylalarda oturur
    Ak ellerin soğuk suya batırır
    Demedim mi nazlı yârim ben sana
    Çok muhabbet tez ayrılık getirir

    Taşlama

    Bir kimseyi yermek veya toplunun bozuk yönlerini iğneleyici bir dille eleştirmek için yazılan şiir. Halk edebiyatı nazım türüdür.

    ÖRNEK TAŞLAMA: Ruhsatî

    Tekerleme

    Sözlüklerde "ağızda yuvarlanan söz, saçma sapan söz, eşsesli kelimelerle kurulu konuşma" anlamlarına gelen tekerleme masal, hikaye, bilmece, halk tiyatrosu gibi bazı edebi türler içinde veya bağımsız olarak söylenen ölçülü ve kafiyeli sözlerdir. Çokluk çocuk folklorunda hoşça vakit geçirmek, konuşma kabiliyeti kazanmak, oyunlarda eş ve ebe seçmek için bu yola başvurulur. Masal tekerlemesi, oyun tekerlemesi gibi adlar alırlar. En çok çocuk oyunlarında, masalların baş, orta ve sonunda söylenirler. Yöreye göre değişik isimle de söylenirler. Doğu Anadolu’da döşeme, Güney Anadolu’da sayışma denir. Karagöz ve ortaoyununda muhavere, çocuk oyununda ebe, çıkarmada ise sayışma diyebiliriz. Türk edebiyatında ilk tekerleme örneklerine XI. yüzyıldan itibaren rastlanır. Divanü Lügati’t Türk’te bazı tekerlemeler yer alır.

    ÖRNEK TEKERLEME:

    Yağ yağ yağmur
    Tarlada çamur
    Teknere hamur
    Ver Allahım ver
    Sellice yağmur

    Evvel zaman içinde
    Kalbur zaman içinde
    Deve tellal iken
    Sinek berber iken
    Ben annemin babamın beşiğini
    Tıngır mıngır sallar iken
    O yalan bu yalan
    Fili yuttu bir yılan
    Bu da mı yalan...

    Tekerleme

    Âşık fasıllarında, saz şairlerinin yaptıkları şiir yarışmaları. Halk dilinde tekerleme, âşıklar arasında tekellüm olarak adlandırılır. Bu tür şiirler ya söylenmesi zor sözcüklerden meydana getirilir ya da darayak şeklindedir. Ayak daraldıkça kafiye bulmak zorlaşır. Âşıklardan biri fasal aralarında tekerlemeye başlar ve yeni bir ayak açar.

    ÖRNEK TEKERLEME: Kâtibî





  3. #3
    Eski Üye Nil@y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Mesaj
    2.227
    Rep Gücü
    327
    Mani

    Başta aşk olmak üzere hemen her konuda yazılabilen bir halk edebiyatı nazım türü. Çoğunlukla 7 heceli dört dezilek bir bendden meydana gelir. Ama dizeleri 4-5-8-10-14 heceli kalıplarla söylenmiş maniler de vardır. Birinci, ikinci dördüncü dizeler birbirleriyle kafiyeli, üçüncü dize serbesttir. Yani kafiye dizilişi aaxa'dır. Aaaxa düzeninde maniler de var. İlk iki dize hazırlık dizeleridir. Son iki dize ile anlam bağlantısı yoktur. Asıl anlatılmak istenen son iki dizede verilir. Bir çok mani çeşidi vardır. En çok kullanılanlar düz ya da tam mani, ke*** mani, cinaslı mani, yedekli mani, artık mani’dir.
    Düz mani: Yedişer heceli dört dizeden oluşur. Kafiyeleri çokluk cinassızdır.

    ÖRNEK MANİLER:

    Akşamlar olmasaydı
    Badeler dolmasaydı
    Yâr koynuna girince
    Hiç sabah olmasaydı

    A benim bahtiyarım
    Gönülde tahtı yârim
    Yüzünde göz izi var
    Sana kim baktı yârim

    Anne demeye geldim
    Kaymak yemeye geldim
    Meramım kaymak değil
    Yâri görmeye geldim

    Bağlarında üzüm var
    Mor şalvarda gözüm var
    Kaçma yârim uzağa
    Sana bir çift sözüm var

    Dağlarda gezer oldum
    Okuyup yazar oldum
    Ben bir güzel uğruna
    Kuruyup gazel oldum

    Hıçkırık tuttu beni
    Tuttu kuruttu beni
    Elin oğlu değil mi
    Gitti unuttu beni

    Kahve Yemen’den gelir
    Bülbül çimenden gelir
    Ak topuk beyaz gerdan
    Her gün hamamdan gelir
    Kesi k mani: Birinci dizesi 7 heceden az, anlamlı ya da anlamsız bir sözcük grubu olan maniler. Bu kes ik dize sadece kafiyeyi hazırlar. Eğer meydan ve kahvehanelerde söylenen ve ilk dizeleri "aman aman" ünlemi ile doldurulan manilerse bunlara İstanbul manileri denir.

    ÖRNEK KES İK MANİ:
    Karaca
    Aldım aşkın tüfeğin
    Vurdum bir kaç karaca
    Dünyada bir yâr sevdim
    Kaşı gözü karaca

    Dağ bana
    Bahçe sana bağ bana
    Değme zincir kâr etmez
    Zülfin teli bağ bana

    Ayağı
    Kuşlardan bir kuş gördüm
    Var başında ayağı
    Üstad manici isen
    Aç maniden ayağı
    Cinaslı mani: Kesi k manilerde eğer kafiye cinaslı ise bunlara cinaslı mani denir.
    Yedekli mani: Düz maninin sonuna aynı kafiyede iki dize daha eklenerek söylenen maniler. Cinaslı kafiye kullanılmaz, birinci dizeleri anlamlıdır. Yedekli maniye artık mani de denir.

    ÖRNEK ARTIK MANİ:

    Ağlarım çağlar gibi
    Derdim var dağlar gibi
    Ciğerden yaralıyım
    Gülerim çağlar gibi
    Her gelen bir gül ister
    Sahipsiz bağlar gibi

    Tası yok tası yok
    Ne viran çeşme imiş
    Su içecek tası yok
    Yıkıldı viran gönlüm
    Yapacak ustası yok
    Şu vefasız dünyanın
    Ucu var ortası yok

    Deyiş: İki kişinin karşılıklı söylediği manilerdir. Soru yanıt şeklinde düzenlenir. Bir başka kişinin ağzındanmış gibi aktarıldığı şekilleri de vardır.

    ÖRNEK DEYİŞ:

    Adilem sen naçarsın
    İnci mercan saçarsın
    Dünya deniz olanda
    Gönlüm nere kaçarsın

    Ağam derim naçarım
    İnci mercan saçarım
    Dünya deniz olunca
    Ben kuş olup kaçarım

    Adilem sen naçarsın
    La’l ü gevher saçarsın
    Ben bir şahin olunca
    Yavrum nere kaçarsın

    Ağam derim naçarım
    La’l ü gevher saçarım
    Sen bir şahin olunca
    Ben yerlere kaçarım

    Adilem sen naçarsın
    La’lü gevher saçarsın
    Ben azrail olunca
    Kuzum nere kaçarsın

    Ağam derim naçarım
    La’l ü gevher saçarım
    Sen azrail olunca
    Ben cennete kaçarım

    Ninni

    Çocuğun uyumasının sağlanması ya da ağlamasının durması için, sade bir dille ve hece ölçüsüne göre ezgili olarak söylenen ürünler. Söyleyeni belli olmayan bu ürünler dörtlüklerden ve nakarat bölümlerinden oluşur. Özel bir beste ile söylenir. Bu sözler annenin o andaki ruh durumunu yansıtır. Ninniler genellikle mani türünde bir dörtlükten meydana gelen bir çeşit türküdür. Ninni, Divanü Lügati’t Türk de "balubalu" diye adlandırılır. Öteki Türk boylarında değişik isimler verilmiştir.

    ÖRNEK NİNNİ:

    Dandini dandini danalı bebek
    Elleri kolları kınalı bebek
    Benim oğlum nazlı bebek
    Uyusun yavrum ninni
    (Manisa yöresinden)

    Çaya vardım çay susuz
    Çadır kurdum yaylasız
    Benim yavrum pek huysuz
    Ninni yavrum ninni
    (Denizli yöresinden)

    Ağıt

    Doğal afetler, ölüm, hastalık vb. çaresizlikler karşısında korku, heyecan, üzüntü, isyan gibi duyguları ifade eden ezgili ürünlerdir. Ağıt söyleme işine ağıt yakma, ağıt söyleyenlere ise ağıtçı denilmektedir.

    ÖRNEK AĞIT: Celali

    İlahi

    Tanrıyı övmek, ona yakarmak için söylenilen dini şarkılara ilahi denir. Tekke edebiyatında ise din ve ahlakla ilgili şiirler ilahi adıyla tanımlanır. Hem koşma, hem semai biçiminde ve hem hece hem de aruz ölçüsüyle yazılmış şiirlerdir. Hece ölçüsünde 7, 8 ve 11’li kalıplar tercih edilmiştir. İlahi yazarı halk şairleri içinde ilk akla gelen Yunus Emre’dir.

    Daha sonra Eşrefoğlu Rumi, Niyazi-i Mısrai, Aziz Mahmut Hüdayi, Yunus Emre’nin etkisinde kalarak ilahiler yazmışlardır. Bektaşi ilahilerine "nefes", Alevi ilahilerine "nefes", "deme", "deyiş", Mevlevi ilahilerine "ayin", Gülşeni ilahilerine "tapuğ", Halveti ilahilerine "durak", diğer tarikatlar da ise cumhur veya ilahi adı verilir. Dörtlüklerle yazılanlarda kafiye düzeni koşmaya, beyitlerle yazılanlarda kafiye düzeni gazele benzer.

    Giriş bölümüne zemin, gelişme ve sonuç bölümüne miyan denir. Bu ikisinin arasında nakarat bölümleri bulunur. Müzik parçası olarak bakıldığında zemin-nakarat-meyan-nakarat sistemindeki bir kalıba uyarlar. Toplu halde seslendirilmek için bestelenmiş ilahiler "cumhur ilahi" diye bilinir. Solo ilahilerde de koronun söylediği parçaya "cumhur" adı verilir. İlahiler okundukları yer ve zamana göre cami ilahisi, tekke ilahisi, mektep ilahisi, ramazan ve muharrem ilahisi, Mekke ilahisi, Kadir Gecesi ilahisi gibi adlarla anılır.

    ÖRNEK İLAHİ: Yunus Emre

    Semai

    Halk şiirinde hecenin sekizli ölçüsü ile koşma biçiminde düzenlenen ve özel bir ezgi ile söylenen şiirlerdir. Genellikle en az üç, en fazla beş dörtlükten oluşurlar. Çoğunlukla doğa, güzellik, ayrılık. kavuşma gibi duygusal ve lirik temaları işlerler. Semainin hece ölçüsünün yanında aruz kullanılarak yazılanları da vardır.

    ÖRNEK SEMAİ: Karacaoğlan

    Varsağı

    Özel bir ezgiyle söylenen koşmaya denir. Önce Güney Anadolu’da yaşayan Varsak Türkleri tarafından söylendiği için bu adla anılır. Semâiye benzer. Hece ölçüsünün en çok sekizli kalıbıyla yazılır. 4+4 duraklı veya duraksız olur.

    Kafiye şeması şöyledir: Xaxa bbba ccca.

    Semâiden ezgi yönüyle ayrılır. Varsağı yiğitçe bir havayla okunur. Çokluk içinde "bre", "hey", "hey gidi", gibi ünlümler yer alır. Bu ünlemlerin bulunmadığı varsağılar ezgisiyle fark edilir.

    ÖRNEK VARSAĞI: Karacaoğlan

    Selis

    Halk edebiyatında aruz ölçüsü kullanılarak yazılan şiirlerdir. Genellikle 19’uncu yüzyıl aşıkları tarafından kullanılan selisin en fazla yazılan tipi gazeldir. Hece ölçüsünün on beşli kalıbına da uyan selislerin en belirgin özellikleri farklı bir ezgiye sahip olmalıdır.

    Nefes

    Dini temellere bağlı aşık edebiyatı nazım şekillerinden ilahilerin Alevi-Bekteşi aşıklarınca yazılanlarına denir. Konusu genellikle tasavvuftaki vahdet-i vücud, Alevi-Bektaşi ilkeleri, tarikat kurallarıyla ilgilidir. Dili sade bir Türkçe olan nefesler biçim olarak koşmaya benzer. Dörtlükler halinde hece ölçüsünün 7, 8, 11’li kalıpları ile ya da az da olsa aruzla yazılanlara rastlanmaktadır. Dörtlük sayısı 3-7 arasında değişir. Fazla da olabilir.

    ÖRNEK NEFES:

    Biz Urum Abdallarıyız
    Maksadımız yârdır bizim
    Geçtik ziynet kabâsından
    Gencinemiz erdir bizim

    Dâim kılarız biz zârı
    Harceyleriz elden var,
    Dost yoluna verdik seri
    Mürkirimiz hârdır bizim

    Aşk bülbülüyüz öteriz
    Râh-i Hakka yüz tutarız
    Mânâ gevherin satarız
    Mürşidimiz vardır bizim

    İstivâyı gözler gözüm
    Seb’almesanidir yüzüm
    Ene’l Hakk’ı söyler sözüm
    Mi’râcımız dârdır bizim

    Haber aldık mahkemâttan
    Geçmeyiz zâttan sıfattan
    Balım nihan söyler Haktan
    İrşâdımız sırdır bizim

    Balım Sultan

    Ayin

    Mutasavvıflara has bazı hal ve hareketleri ifade etmek için ilk defa İranlılar tarafından kullanılan ayin, daha sonra Türk Tasavvuf Edebiyatı’na da geçmiş Mevleviler’in sema meclislerinde söyledikleri ilahilere verilen ad olmuştur.

    Tapuğ

    Gülşeni adlı tarikata bağlı şairlerin ayinler sırasında okudukları makamlı şiirlere tapuğ adı verilir.

    Cumhur

    Mevlevi ve Bektaşi dergahları dışındaki dergah ve tarikatlarda topluca okunan ilahilere verilen addır.

    Hikmet

    Dini ve tasavvufi halk şiirinde şairin anlayış ve sezgilerine göre din konularını işleyen şiirlere hikmet denir.

    Devriye

    Dini ve tasavvufi halk edebiyatında devir felsefesini savunan ve anlatan şirlerdir. Devriye, evrenin ve insanın tanrıdan çıkıp, tekrar tanrıya döndüğünü savunan felsefedir.

    Şathiye

    Dini ve tasavvufi halk şiirinde genel olarak mizahi manzumelere şathiye adı verilir. Şathiyeler, mutasavvuf şairlerce söylenmiş ya da yazılmış, tasavvufi inançları dile getiren, anlaşılması yorumlanmasına bağlı şiirlerdir. Tasavvufi konuları işleyenleri şathiyat-ı sûfiyâne adını alırlar. Şathiyelerde Allah’ın celâl sıfatının değil, cemâl sıfatının ön plana çıkarıldığı görülür. Bu tür şiirlere genellikle Bektaşi-Alevi şairlerinde rastlanır. Allah ile alay eder gibi yazılmış şathiyeler küfür sayılmıştır.

    ÖRNEK ŞATHİYE: Azmî

    Tevhid

    Allah’ı, yaratılış ve kainatın aslı gibi unsurları bir arada yorumlayan manzumelere "tevhid" denir. Çoğunlukla Divan edebiyatı nazım türleri olan gazel, kaside ve mesnevi biçimlerinde kaleme alınmışlardır. Ve ölçüleri de çoğunlukla aruzdur.

    Nutuk

    Tekkelerde tarikat ulularının özellikle eğitici mahiyette olmak üzere söyledikleri şiirlerdir.

    Deme

    Alevi-Bektaşi tarikatından tasavvuf şiirlerinin tarikatlarını ve hareketleriyle ilgili temaları işleyen, sorunlarını konu edinen şiirlerine "deme" adı verilir. Genellikle 8’li hece ölçüsüyle yazılan demeler saz eşliğinde kendine özgü bir makamla söylenir.

    Duvaz

    Yine Alevi ve Bektaşi şiirinde bir türdür. Düvaz imam, düvaze, imam da denilen duvazlar On İki İmam’ı öven nefeslerdir.

    Güzelleme

    Âşık edebiyatında insan ve doğa güzelliklerini işleyen koşmalar. Genellikle aşık olunan kadın, kız, gelin, dağ ağaç, hayvan, çiçek gibi unsurlar işlenir.

    ÖRNEK GÜZELLEME: Ruhsatî

    Hoyrat ya da Horyat

    Dört dizelik serbest tarzda halk edebiyatı nazım türü. Söz ve ezgisinde yiğitlik havası hakimdir. Irak’ta Türkler’in yoğun olduğu Kerkük ve Erbil ile Diyarbakır, Elazığ, Erzurum, Kars yörelerimizde yaygındır. Basit üsluplu, derin anlamlı, uyumlu, cinaslı sözcüklerden kuruludur. Genellikle 7 hecelidir.

    Benzer dizelerin başına veya sonuna konulan ve miyan denilen ek sözcüklerle vezin bozulabilir. İlk dize bir anlam ifade eden ve diğer dizelere ayak veren cinaslı bir sözcüktür. Hoyran söyleyenlere hoyrat çağıran ya da sazlıyan (yas törenlerinde ağıt yakan anlamında) denir. Anadolu’da hoyratların bir bölümüne ayaklı mani, ke*** mani adı da verilir.

    ÖRNEK HOYRAT:

    Dolandı gün
    Döndü gün dolandı gün
    Men sene daldalandım
    Sene de dolandı gün

    Güle naz
    Bilbil eyler güle naz
    Girdim dost bağçasına
    Ağlayan çok gülen az

    Yüz aya değer
    Hüsniv yüz aya değer
    Ay var bir güne değmez
    Gün var yüz aya değer

    Düşte gör
    Hayalde gör
    Hayalde gör düşte gör
    Düşenin dosti olmaz
    İnanmazsan düşte gör

    Kalenderî

    Halk şairleri tarafından aruzun mef’ûlü mefâ’îlü kalıbıyla gazel, murabba, muhammes, müseddes biçiminde söylenen şiire denir. Özel bir ezgiyle okunur. Ezgisi bakımından düz kalenderî, Acem kalenderisi, Emrah kalenderisi gibi çeşitlere ayrılır. Kafiye düzeni divan ve semaî ile aynıdır. Bu tür şiirler 3+4+3+4 veya 7+7 şeklinde ondört heeceli iken, sonradan yerine aruz vezninin geçtiğini ileri sürenler vardır.

    ÖRNEK KALENDERÎ: Tokatlı Nurî

    Kavuştak

    Halk edebiyatında bentler arasında tekrarlanan dizelerdir. Bağlama ve nakaratla aynı anlamdadır. Türkülerde sık kullanılır.

    ÖRNEK KAVUŞTAK:

    Keklikte gelek olmaz
    Sen boyda melek olmaz
    Gözünü sevdiğim yâr
    Her yerde henek olmaz

    Gel gel yanıma keklik
    Kadan canıma keklik
    Kınalı parmakların
    Batır kanıma keklik

    Tüyünü döker gelir
    Ayağın seker gelir
    Yâri arzulayan da
    Dağları söker gelir

    Gel gel yanıma keklik
    Kadan canıma keklik
    Kınalı parmakların
    Batır kanıma keklik

    Koçaklama

    Konusu savaş, yiğitlik, kahramanlık olan halk edebiyatı şiirleri. Çoşkun ve yüksek tempolu söyleyişleri vardır. Halk edebiyatımızda bu türün en güzel örneklerini Köroğlu ile Dadaloğlu vermiştir.

    ÖRNEK KOÇAKLAMA: Köroğlu

  4. #4
    Aktif Üye
    Üyelik tarihi
    May 2007
    Mesaj
    1.281
    Rep Gücü
    1275

    Cevap: Halk Edebiyatı Nedir?

    Bu kadar emekle yapılmış bir paylaşımın okunmamış ve yorum yazılmamış olduğunu gördüm,üzüldüm. Lütfen arkadaşlar hiçolmazsa ilk bir kaç sayfayı okuyun bu sitede böyle yüzlerde derli toplu aklınıza geldiğinde bulamayacağınız belge ve paylaşım var ve dilide gayet sade her kesimin okuyup anlayacağı kadar sade.

    Hiç olmazsa aklınızdaki birkaç bilgi ve anı tazelenir. Arkadaşıma şu an teşekkür ederken çok önceleri açtığı bu paylaşımın tekrar gündeme gelmesini sağlayan site kullanımınada sevindiğimi belirtmek istiyorum.

  5. #5
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Mesaj
    1
    Rep Gücü
    7

    Cevap: Halk Edebiyatı Nedir?

    emeqe saygi saol arkadsm elllerin dert görmesin

  6. #6
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    Oct 2007
    Nerden
    izmir
    Mesaj
    1
    Rep Gücü
    7

    Cevap: Halk Edebiyatı Nedir?

    nilay tebrikler güzel inceleme izin verirsen kendi sitemde yayınlayabilir miyim ben de edebiyat öğretmeniyim

  7. #7
    Eski Üye Nil@y - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    Aug 2006
    Mesaj
    2.227
    Rep Gücü
    327

    Cevap: Halk Edebiyatı Nedir?

    Alıntı asenakurt´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
    nilay tebrikler güzel inceleme izin verirsen kendi sitemde yayınlayabilir miyim ben de edebiyat öğretmeniyim

    Tesekkur ediyorum begenmenize sevindim....Tabiki yayinlayabilirsiniz ama benimde sizden bir istegim var bir edebiyat ogretmeni olarak bizimle paylasacaginiz cok sey vardir sizde bizimle edebiyat konusunda birseyler paylasip eksiklerimizi tamamlarsaniz sevinirim..Ayrica mesleginizde basarilar...

  8. #8
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2007
    Mesaj
    8
    Rep Gücü
    8

    Cevap: Halk Edebiyatı Nedir?

    edebiyatımız in zenginliğini bilmek bile cok hos.

  9. #9
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    Dec 2008
    Mesaj
    1
    Rep Gücü
    6

    Cevap: Halk Edebiyatı Nedir?

    sağol kardeşim ellerine sağlık beni büyük bir derttenn kurtardın başarılarının devamını dilerim ellerine sağlık kib

  10. #10
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Mesaj
    1
    Rep Gücü
    6

    Cevap: Halk Edebiyatı Nedir?



    eywallah hocam cok yardımcı oldun

Benzer Konular

  1. Divan Edebiyatı nedir?
    Nil@y Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 8
    Son mesaj: 09-12-2009, 06:59 PM
  2. Alman Edebiyatı
    dogangunes Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 07-07-2008, 12:52 AM
  3. Rus Dili ve Edebiyatı
    dogangunes Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 07-07-2008, 12:25 AM
  4. Aşık Tarzı Halk Edebiyatı
    guzin_abla Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 2
    Son mesaj: 02-03-2008, 11:12 PM
  5. kore edebiyatı
    dogangunes Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 13-06-2007, 12:02 AM

Anahtar kelimeler