Sükûtun kapısındayım bugün.
Zorla gelmişim.
Sürünerek aşmışım bu yolları.
Ayaklarım yara bere içinde, sarmaya bile zaman bulamamışım. İzimi kırmızı bir boya damlatarak sürmüşüm. Yabancı gelmemiş bu kapı bana. Zira çocukluğumdan kalma “Çocuklar konuşmaz” ikazını sırtıma yüklediklerinden yadırgamamışım bu durumu, bir daha çıkarmaya da cesaret edememişim.
O kadar çok şey birikmiş ki içimde, hangisini yutkunacağıma şaşmışım. Kimi sözleri çok söylemek isterken çekinmiş, utanmış, başımı öne eğmişim. Söyleyemediklerim bir mahzenin en kuytu köşesine gizlenip kalmış.
Kimisini söylemek istemiyorken, çıkıp gitmiş benden habersiz. Kime ne zarar verdiğini bilmeden, yakıp yıkmış her yeri.
Yıllardır “Sus” denildikçe konuşmuşum içimden, “Cevap verme” dediklerinde, inadına cevaplamışım her söyleneni sessizce.
Önce susmayı öğrettiklerinden, hırs yapmışım kelimelere.
Yaşım çocuk denecek kadar küçüktü ve ağzımı her açıp, bir şey söyleyecekken: “Sen sus! Kes sesini” sözüyle, susturulduğumdan olsa gerek.
Büyüyünce ilk işim konuşmak oldu. Susmadan, durmadan, düşünmeden, sınamadan konuşmak. Kimsenin bilmediği cevapları, bağıra bağıra duyurmuşum. Biraz geç kalmış olsam da, umurumda olmamış. Nerede nasıl konuşacağımı öğre-nemediğimden. Kelimeler en büyük düşmanım olup, yakmış başımı.
***
Sükûtun kapısındayım
Çocukken sükûtumla kanlı bıçaklı iken, şimdi cümlelerle dâvâlıyım.
Oysa şimdi ne kadar çok şey söylemek istiyorum, bütün birikmişlikleri anlatacakken susuyorum ve kapının önünde beklemekteyim.
Bir kargaşa ruhumda.
Hafızamın çeperlerine kadar gelen kaçaklar var. “Söylenmemesi gerekenler” mahzeninde sakladığım cümleler, koparıp zincirlerini gelmişler.
Zorluyorlar sınırımı.
İsyan var kelimelerle aramda.
Sınanmaktayım farkındayım.
Bu başka bir öfke, başka bir hiddet.
Konuşursam hiçbir şey kararında kalmayacak. Bu defa taşlar galeyana gelip, harekete geçecek.
Elim tereddüt halinde kalmış. Çalsam mı? Çalmasam mı? Yine kapılarda kalmış kararlarım. Kabul edilirsem, zor bir imtihanı seçmiş olacağım. Kelimelerin iktisadını yaparken, içimdekilerin ağırlığından belki yitip gideceğim.
Sabır tavsiye ediyorum, hiç tanımadığım yanıma.
“Sabır kalmadı.” diyor içimde ayrık bir ses. “
Susuyorum.
Yeniden başlamalıyım, sözsüzlüğe biliyorum.
Ancak ben böyle susarken, başka biri yetişiyor imdada ve “Sabır sabrın bittiği yerde başlar” diyor. Hatırlıyorum, sükûtun diğer adının sabır olduğunu.
Sükûtun kapısına gidip gelen elimi tutup, kapıyı açmaya çalışıyorum.
Ve kapının açılmasını beklerken, kapıdan dönen nicelerinin kervanına katılmak için aldığım bileti yırtıyorum.



saadet bayri