Zaman mı çabuk geçiyor?
Yoksa bizler mi zamanı çok çabuk harcıyoruz?
Bir ay diye başlamıştık Ramazanın birinci gününe, iki, üç derken geldik işte son günlerine.
Aklıma takıldı gitti; Ramazan mı sabırsızdı, yoksa biz mi erken yaşıyoruz anlarımızı?
“İlk defa uzun günlerde oruçlu olacağım” telâşındayken, şimdi bambaşka bir telaşın içinde—hiç fark etmedim. Sanki en kısa zamanlar gibiydi—diye bakakaldım ardından.
Geldiği gibi gidiyor işte.
Kimisi dayanamam derken tutmadı orucunu. Ve kaybetti bilemediğimiz kadar çok manevî kârı.
Neden mi?
Yılda bir ay zor geldi işte.
Sonra utandık oruçsuzluğumuzdan, haktan değil halkın bakışı zorumuza gitti Ve binlerce bahane bulduk, ağzımıza götürdüğümüz su gibi görünen zehirlerimize.
Sandık ki bakanların içtiğimiz suda gözleri, oysa hakikati gören gözlerin, içtiğimizin ne olduğunu bilmeden içişimizdeydi telâşı.
Kimisi bahaneler ararken…
Gencecik bir kız ellerimi tutup; “Sınava girerken oruç tutmasam olur mu? Dayanamam. Ya soruları anlayamazsam?” diye kendince bir teselli aradı gözlerimden kaçırdığı bakışlarımda.
O an sükût ne kadar çok yakışırdı bana..
Ama olmadı…
Ne kadar çok cümle kalıbı kurdum bilmiyorum. Ancak yirmiye dayanmış bir gencin sözleri beni ince ince yaraladı.
O içindeki sesin çığlığını sustururken, ben susmuş çığlığıma ses olmaya çalışıyordum.
Yazık…
***
Ve zaman geçti. Hepimiz için aynı hızda, aynı takvim de, aynı ritim de..
Kimse bir gün eksik ya da fazla yaşamadı.
Kimse bir saat erken, bir saat ilerisinde olmadı.
Ramazan tutanlar için sevinç, tutmayanlar için hüzün olup toparlanıp gidiyor.
Vicdanlarının sesine kulak tıkayanların gözleri arkada, “keşke” sözünü söylememek için çabalıyor.
Her ne kadar hüzün sustursa da, bir şeyler dağladı işte çekip giderken Ramazan buralardan. Gözleri arkada kaldı.
Şimdi mevsim hem yaz, hem de Ramazanla vedalaşma telâşında.
Günlerdir gökler ağlıyor; “Bir daha görüşür müyüz?
Eylül ve Ramazan aynı zeminde.
Ve mevsim, toprakta damlalarıyla vedalaşma telâşında.
Şimdilerde…
Bir hüzün bulaşıyor her akşam ezan okununca kalkan ellerime.
Yaşlılar, son Ramazanım olabilir telâşıyla daha bir dikkatli, her akşam “Bir gün daha gitti.” kelâmında.
Oysa çoğumuz farkında değil, hepimizin son Ramazanı olabilir, bu Ramazan.
Son ve ilk…
Bir daha nerede, kiminle, hangi şehirde buluşuruz bilinmez.
Ancak duâm bir daha yaşamayı nasip etsin yüce Mevlâm, bu mübarek ayı.
Şimdi “Yetişir miyim?” Vedası takılıyor yüreğimin titreyen köşelerine.
Susuyorum.
***
Hoş vedalar efendim.



Saadet Bayri