Ne zormuş beklemek seni ne zormuş, bir bilsen!

Yıllar gibi süren saatler, dakikalar, katlanılmaz bir hal alırken; ısrarla, inatla beklemek seni…

Dönüşü olmayan yollarda, sonu bilinmeyen maceralarda bir masal kahramanı gibi umutla, bazen karamsarlıkla, yılmadan beklemek seni…

Sevdayı anlatmaya çalışan, bazen ayrılıktan dert yakınan, umudu ufuktan geçen gemilerde arayan, özleyişle sevişi birbirine dolayan şairlerin kitaplarının arasında boğulurken beklemek seni…

Yokluktan var etmeye çalışmak seni…

Sessizliğe gömerek duygularımı, kulağımı kapatarak hıçkırıklarını duymamaya, görmemeye, hissetmemeye çalışmak…

Beklemek seni…

Çorak toprakların yağmuru dört gözle beklemesi gibi beklemek seni…

Bir annenin, gurbet akşamlarında yavrusunu yitirişinin ardından, dualarıyla beklediği gibi beklemek seni…

Kardelenlerin sabırla, tüm zorluklara rağmen üstündeki karın içinden gün ışığına uzanması gibi beklemek seni…

Yorgun bir gönülle, tuhaf bir hüzünle beklemek seni…

Ne zormuş bir bilsen!

Bekleyişlerin durağı olmuş yüreğim senin yüzünden, çaresizlerin sığınağı.

Suskunluğun adresi olmuş, gülüşlerin düşmanı.

Ayaklarım gitmez isteyerek bir yere.

Gözlerim bir karanlık deniz olmuş, yolunu bulamazsın girsen içine.

Eski sıcaklığını kaybetmiş ellerim, çiçekleri tutamaz olmuş; kokusunu alamaz, yüzlerine bakamaz olmuş.

Hareketli şarkılardan bile kederlenir olmuşum senin yüzünden.

Fırtına ekip rüzgar biçmişim senin yüzünden.

Ekinlerim bilmez gün ışığını, bozkırın bağrındaki güneşin tadını, yağmurun ve toprağın kokusunu, derelerin şırıltısını.

Bilmezler onlar, uğur böceklerinin uğurunu, aralarında yeşeren otların faydalarını, çekirgelerin yeşilliğini.

Bilmezler gökyüzünün ne kadar mavi olduğunu.

Görünmeyen bir el çizer bizim kaderimizi.

Kader dediğim, bulutların arasından sıyrılan bir gün ışığı gibi süzülür kimi zaman penceremden içeri.

Kimi zaman kapkaranlık bulutlarla doldurur içimi.

Tıpkı senin gibi, tıpkı seni beklediğim gibi, beklerim kaderin bana getireceği güzel günleri.

Güzel günlerde daha bir dik dururum hayata karşı.

Güzel günlerde dindiririm bütün acılarımı, sıkıntılarımı, yalnızlıklarımı, inleyişlerimi, ahlarımı…

Güzel günlerde severim bir erkeği, en derinden, en yürekten.

Güzel günlerde bekleyişlerim son bulur; unuturum seni ve seni nasıl delice beklediğimi.

Güzel günlerde daha çok severim kendimi, sevildiğimi bilmekten emin, sevildiğimi bilmekten mesut, sevildiğimi bilmekten gururlu.

Çiçek bahçelerine benzer yüreğim güzel günlerde.

Daha güleç bakarım aynada kendime.

Her sabah umutla adımlarım sokakları; her akşam umutla dönerim evime güzel günlerde.

Ama kader sıyrılır mı bilinmez bulutların arasından.

Bilinmez…

Ben beklerim seni hala aynı yerde, kaldığım yerden devam ederek.

Ne zormuş seni beklemek!

Bekleyişin sızısını hafifletmek için sokaklarda başıboş dolanmak, boş boş camekanları seyretmek ne zor!

Hele baktığım camekanlarda seni görmek, sokaktaki insanları sana benzetmek…

Havada kokunu teneffüs etmek, ensemde soluğunu hissetmek ne zor!

Oysa acılar olgunlaştırır derler insanı.

Ama bıraksın artık bu olgunluk yakamı!

Bu bekleyiş bitsin, bitsin ki güzel günler gelsin.

Güzel günler seni bana getirsin

Ne zormuş seni beklemek ne zormuş, bir bilsen!

Emel Bahadır


Alıntı