Denizyıldızının hikâyesidir hayat…


Yolumu kaybettim İstanbul sokaklarında dün gece… Nereden girdim, nereye çıktım ve nasıl çıktım bilmiyorum; hiç bilmediğim yerlerinde buldum kendimi şehrin.



Koca koca kamyonların arasından ve arızalı yollardan, nereye çıktığını ya da çıkacağını bilmediğim yollara girdim tekrar tekrar… Tanıdık olmayan tabelaları takip ettim, girdiğim her yanlış sapakta uzaklaştım biraz daha kendimden; ben dün gece kendi evimin yolunu bulamadım ya, daha ne olsun…



Hiç bu kadar yalnız olmuş muydum ya da kalmış mıydım? Düşündüm; evet kalmıştım ve olmuştum muhakkak… Ama şu var; insan en son acısını en büyük acısı sanıyor hep, en son yalnızlığını da en büyük yalnızlığı dolayısıyla, en son sevdiğini de en çok sevdiği belki… O yüzden hep kurarız ya “hiç bu kadar…” ile başlayan cümleleri ama hep bu kadardır aslında! Bir farkla; anlamı değişir zamanla acının da, aşkın da, yalnızlığın da…



Azalarak artar insan ve eksilerek çoğalır ama!



Hepimizin bam telleri var! Bir gün bir yerde kopar aniden ve hep bir yerlere tutunmaya çalıştığımız bu hayatta, durmaya çalıştığımız kadar ayakta, düşüyoruz da… Duygulardan yapılmışız nihayetinde; bir arabanın içinde, bir evde, bir odada, bir hastanede, bir cezaevinde, bir yerlerde işte, her ne kadar ayrı gibi dursak da, her ne kadar benzemesek de birbirimize, duygularımız kadar yakınız…



“Annemi mi arasam” dedim sonra? “Yok” dedim, “üzülmesin” şimdi… “Kimi arasam” dedim. Çeksem arabayı sağa, biri gelip alsa beni buradan her neredeysem, üstümü örtse falan, uyusam… Kimi arasam? “Kimse üzülmesin” dedim sonra. Üzer benim acılarım. Acıyı da ağır yaşarım, mutluluğu da… Hiç bilmediğim bir yerde, evimden epey uzağa fırlatıldığım o anda, düşüverdi birden yıllardır düşmeyen gardım! Annemin yemeklerini özledim…



Hayatı düşünüyorum bu günlerde hiç düşünmediğim kadar. Hatalarımı birazda. Anladım ki aşk; kendine ulaşma sanatıdır insanın! Ey Yaradan; aşkı içime bu hayatı sevebilmem için mi zikrettin? Ve yarattığın her şeyi de bu yüzden… Anladım ki beni hep aşk iyileştirecek. Belki de başımı öne eğdiğim bir anda, gözlerimin önünde birden beliren bir çiçek yeniden başımı göğe kaldırmama yetecek... Ne kadar nefret edebilirim ki? Edemem…Ne kadar vazgeçebilirim ki hayattan?...



Hayatı düşünüyorum ya hiç düşünmediğim kadar; sevmekle başlıyor her şey birini ya da bir şeyi… Sevgiden geçmeyen bir yol olmadığı gibi, sevgiye çıkmayan bir yol da yok. Benim dün gece kendimi kaybettiğim yollar da dahil! Beni kaybolduğum yerden evime döndüren, yani beni buraya getiren, bundan sonra nereye götüreceğini de bilir elbet!



Radyoda Sezen çalıyordu;

“Bebeğim, işte hepsi bu kadar… Denizyıldızının hikâyesidir hayat… Ne kadar kurtarırsan kâr… Kaç hayat kurtarırsan, kâr…”



Binlerce denizyıldızı atmak istiyorum kıyıdan denize… Binlercesini kurtarmak istiyorum. Biri de beni kurtarsın diye bekledim ya hep; anladım ki asıl olan kurtulmak değil, belki kurtulmamak! Ben kurtulursam, denizyıldızlarını kim kurtaracak!



Sezen'e de teşekkür ettim…


Yasemin Pulat

kaynak