Annesi çığlık atıyordu ne olur yapma diye feryat ediyordu. Telaşın bini bin pare olmuştu, her bir tarafı merak kuşatmıştı.

Sesin geldiği yöne bakan insanlar istem dışı o yöne doğru ilerliyorlardı. Kalabalık hayli artmıştı fakat neden bağırıldığının henüz bir esamisi görülmüyordu.

Kadın yerde dizlerini döverek nefes nefese kalıyor, derdini pek anlatamıyordu. Bu bakımda her bir insanın nutku durmuş garipliğin esrarında nefesleniliyordu.

Bir sessizlik bu kadar mı olurmuş herkes pür dikkat kesilerek gözlerini açmıştı. Pencerelerden sesi duyan sakinler bir şaşkınlık içinde ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı.

Yerde ki kadın bazen kötüleniyor bazen şaşkınlı içinde nazar ediyordu.

Takriben elli beş yaşlarında saçları ağarmış, kıyafet olarak giydiği entari koyu kahverengi renklerine bezenen desenlerden müteşekkildi. Lacivert bir kırkası üzerinde giyili bulunan bu kadın ağlamaktan soluk soluğa kalmıştı.

Yavaş yavaş kalabalığın baktıkları yön değişikliğe uğramıştı. Hadise bir manada, çok azda olsa anlaşılır olmaya doğru yolunu almıştı.

Aniden bir hareketlilik baş göstermişti. Merdivenlerden inen ve çıkmak isteyenler çoğalmıştı. Ama ne içindi henüz net olarak dışarıda kalanlar için çözümlenememişti.

Kadın sapsarı kesilmiş, çaresizliğin ensesinde erimiş, gözlerinin feri kesilmiş, yaşamak ümidini kaybetmiş perişan bir halde sanki bir heykel kesilmişti.

Bir acı sesin uzaklardan geldiği duyuluyordu. Tahminler bu noktada kesindi, buraya geldiği belliydi ancak ne için olduğu zaman içinde kayboluyordu.

Bayanın o anki hissiyatı yürekleri dağlıyor, perperişan ediyordu.

Onu sakinleştirmek için ne kadar uğraşlar verilmeye başlanmıştı. Komşuları mı hiç yoktu, akrabalarına mı ulaşılmamıştı, fırsat mı bulunamamıştı bilinmiyordu.

Sabahın çok erken saatlerinde olduğu için hava nispeten soğuktu. Bazı kuşlar bizlere refakat ederek farklı umutları yeniden muştuluyordu.

Ağaçların dalları sanki bu bayan misali kendini bırakmış, yapraklarından azat olmuşlardı. Nihayetin ayak izlerinden esintiler gibi.

Bir deri bir kemik misali… Kefen mi hani! Onu hazırlamaya fırsat mı verdiler ki diyesi geliyor insanın kendi melalinin seyrinde nefeslenirken.

Nasıl olsa ölmeyi gör bir şekilde ortada kalacak değil ya, yıllara sâri birlikteliğimizi idame ettirdiğimiz, aynanın karşısında şekillendiğimiz, ne derler kaygısıyla nizam ettiğimiz, üzerine giyeceğimiz kıyafetler için saatlerce çarşı pazar dolaştığımız ten, beden, sinede derlenen, ahirdir ötelenen, zahirdir öncelenen diye düşünürken…

Pencereden bakmayın arkadaşlar yardıma gelin çağrısıyla bir hareketlilik akışı sağlanmıştı. Dar bir odanın içinde insanlar bir telaşın arefesinde nefeslenirken, görünen manzara karşısında insanın nutku duruyor her ne yapmaya çalışsa da.

On altı yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bir insan, ipin uçlarından sarkan o değerli mukaddes olan can, her ne sebeple olduğunu bilemediğimiz manada bir kez bu acımasız kararın eşiğinde kilitlenmişti.

Sehpanın kenarında bulunan ve alel acele karalanmış olan bir nottu sonralara bırakılan, ibret alınması için yazılan zavallı haliyle hayatı kararan bu insan.

Savcı beklenecekmiş, ambulans sirenlerini susturmuş, polisler bir şeritle sınırları koymuş, zavallı anne bayıldığı için hastaneye gönderilmesi uygun görülmüş.

Bulunan notta okuyanların anlattığı manada denilebilinen o ki kalan anılarda!

Kim bilir ki yazarken ne kadar acılar çekmiştir. O güzelim can için nede çok ümitlenmiştir. Hayallerini peşinde sürüklenmiştir.

Hülyalar onun için bir gerçektir, hakikati için nefeslenmektir zannıyla çekilecektir.
Hadiseler bu manada onu celbederek merak içinde şekillendirecektir.

Duygulara bırakırsa insan kendini, hissiyatın çeperleri, idrakin esintileri iradi olarak bir anlam bulamaz ise mesnet olarak zayıf durumda çaresiz bırakır insanı.

İnsan düşünen, muhasebe eden bu manada konumunu belirleyen aklın sahibidir.

Anne baba bunun için icbar olan emanetin müdavimleridir. Mürüvvetin, sahavetin, himmetin, şefkatin mübelliği olan bekçileridir.

Sadece şefkat, yalnızca himmet, akıldan yoksun hissiyat, manadan habersiz fiiliyat öncelenirse, hayat bir zevkin aracı görülürse başka ne beklene bilinir ki!


Hayatına son verecek kadar onur sahibi bir kız çocuğunun hakkını kimlerden alacağız, bu manada sorgulayacağız, adaleti dağıtacağız!

“Anne ne olursun sen beni bağışla, yüzüne bakacak halim kalmadı, umut bağladığım sevdiğim oğlan beni aldattı, kayıplara karıştı. Ne olur ağlama.”

Bir gül, gül için tefekkür ederken masumiyetin ceremesi bu olmasa gerek!


Mustafa CİLASUN