KUTU KUTU PENSE



Kim hayattan hak ettiğini alabilmiş ki?
Kim hayatın adil olduğunu söylüyor?
Yok öyle bir şey sakın inanmayın.

Dürüst olalım, hayatımıza kattığımız her yeni şey yeni kısıtlamalar da getiriyor ve hayatlarına ortak olduğumuz insanları da biz kısıtlıyoruz bir şekilde. Bu kısıt olayı önce ailede başlıyor, ilk darbeyi önce aileden yiyoruz, darbenin temeli ailede atılıyor. Ömrümüz bu darbeden aldığımız hasarın temeliyle sürüp gidiyor. Ayıp, günah, cıs böyle başlıyor. Hayat bizi kısıtlayan milyonlarca kutudan oluşuyor, biri bitti derken diğeri başlıyor. Tam aile kısıtından sıyrılıp yeni bir ortama giriyoruz derken okulda yediğimiz darbe ile sert bir şekilde yerimize oturtuluyoruz. Okul hayatı bitiyor, üniversite bitmiş, kısıtlar içinden süzülüp gelmişiz ve sanıyoruz ki iş ortamında daha özgür olacağız, en azından maddi anlamda ailemize bağlı değiliz artık, büyük bir kısıtı atlattık derken onlarca yeni kısıt kutular, kutular, kutular. Bir amiri aşıyorsun, çalışma arkadaşın problem, o bitiyor iş stresi derken yeni bir kutu çıkıyor karşına evleniyorsun. Bu kutunun kısıtları daha değişik aynı ilk yediğin darbe gibi ama bu haksızlık diyorsun o kadar kutu aştım ben başa dönmek istemiyorum. Toplumun sert şamarı öyle bir çarpıyor ki suratına; bu kutunun içinden bir çocukla çıkıyorsun, artık sende aile oldun, kısıtlananken yeni kısıtlayıcı sen oldun. Kutunun içinde kutular devam edip gidiyor. Biz ise yoğun stresler altında son kutuyu parçalamış olmanın ihtimali ile sevinçle göğe kaldırdığımız yüzümüzü yeni açılan kutuyu görmenin şaşkınlığı ve üzüntüsüyle aşağı indirerek mücadele için güç toplamaya çalışıyoruz. Bu kutulardan sonuncusunun içine koyuyorlar bizi ve bir kutunun içinde başlayan yaşam yine bir kutunun içinde sona eriyor.