Bütün dünya zaman ve mekânı boyunca, bizim ideolocyamızın ruha ve maddeye nakşedilebilmesi için gereken şartlarla, başka ideolocyaların şartları arasındaki nisbet bakımından, bizim aleyhimize tecelli eden pay hiç bir defa görülmemiştir.

Fakat aleyhimizdeki bu çetinlik, hakikatte lehimizdedir; ve ideolocyamızın her ucuzluk ve kolaylıktan müstağni şan ve şerefi icbadır.

Bu çetinlik şudur ki, bir ideolocyanın muvaffak olabilmesi için gereken iki ana şarttan, fikir kıymetiyle bu fikrin aşılanacağı kütle kabiliyeti, bizim dünyamızda, kurnaz ve sahtekâr istismarcılar tarafından her an aleyhimizde kullanılabilecek bir hususîliktedir.

Fikir ve dâva bizde ne kadar yeni, doğru ve güzel olursa olsun, kurnaz ve sahtekâr istismarcılar, onu, bir takım müşahhas misallere tatbik ederek daima eski, yanlış ve çirkin göstermeye çalışıyorlar.

Biz ne şerefli bir dâvanın insanlarıyız ki, bağlı olduğumuz ebedî yeni, değişmez doğru ve sonsuz güzel, herhangi bir mü'min çobanın belirttiği müşahhas ve gayet iptidaî hale irca edilivermekte, böylece o çobanın sadece unvanda bizimle ruh beraberliği, bizim bütün gaye ve dâva kadromuz diye gösterilerek, hamlemizin münevver zümre arasında hiç bir tılsım doğurmamasına çalışılmaktadır.

Halbuki bizim günümüzde Devlet Reisinin ufku, 20 asrın oluş çilesini çektikten sonra, baş rehber Hazret-i Ömer'in seciyesine yaklaşan örnektir. Fikir adamı İmam-ı Gazalî, vecd adamı da Mevlânâ Celâleddin'dir. Her ân, bir müşahhası aşan mücerredin sayısız kemal merdivenleri karşısında, kimsenin, ille müşahhası ele almak gerekiyorsa hiç olmazsa ulvî müşahhasları görmeye ve göstermeye niyeti yoktur.

Vatanımızdaki kütle kabiliyeti ise, evvelâ ırkî hususiyetlere dayanan, sonra da asırlar boyunca gelen tesirler yüzünden, içtimaî birlik alâkasını tamamen kaybetmiş bulunmaktadır.

Ortada bizi anlayan, kurnaz ve sahtekâr istismarcıların basit ve köhne gördüğü namütenahi giriftlik ve yenilik sırrını duyan, bizden olan ve içtimaî alâkalarının en keskinine mâlik bulunan bir avuç insandan başka hiç bir kimse yoktur.

Fakat biz bu bir avuç insanı üretmenin, baştan başa simsiyah bir zemini yuğura yuğura onu sütbeyaz bir renkle köpürtmenin, en ince ve nazik gâmızaları teker teker heykelleştirmenin, dâvayı yassı kafalı bir çobanın ruh kadrosundan, beyni okyanuslar misali kıvrım kıvrım en ileri mütefekkirin çapına çıkarmanın ve barut zerreleri gibi bir birine bağlı içtimaî bir alâka nesci dokumanın, Allah isterse, nasıl mümkün olacağını isbat edeceğiz. O zaman ise, gerek yeni gibi duran ideolocya hamuleleri, gerek ellerindeki canlı ve ileri millet kütleleri bakımından pek ucuz ve kolay işlere girişmiş bulunan hiç bir yabancı inkılâp zümresiyle kıyaslandıramamak ve gerçek çapımızı tâyin edebilmek iktiza edecektir.

O gün herkes bize yenilerin yenisi diyecek ve ebedî yeninin ne olduğu belli olacaktır.

Necip Fazıl Kısakürek...