Rüstem amca geliyor kaçın!
Güz vakitleri geçen zamanın,bir yitirilmişliğin adını alırken hayatıma çocuk gözlerle gülümseyen ben oradayım.Rüstem amcanın içinde nar ağacı bulunan kasvetli bahçesinde.
Henüz altı yaşında,masum ve hırsız çocukluğum.Büyük taş duvarları tırmanmama yardım eden ilk aşkım barış o da orada.Karşı evin sürekli çığlık atan asi kızı ayşe.
Ben ufakken çocuk gibi çocuktum.Çocuk arkadaşlarım vardı.Koşmaktan yorulmadığım vücüdumun sol yanına saplanan sancılara aldırmadan yaptığım inat yarışlarım.Aynalı çeşmem vardı benim sokağın başında,akan suyu avucumla sıkıştırıp karşı sokağın düşman çocuklarını ıslatmalarım masum,zararsız,çocuk savaşlarım...
Bilgisayarın adı yoktu o zamanlar,siyah beyaz ahşap televizyonumuzda izlediğim insanların asıl yüzleri vardı.Rengi olmayan gözlere hayali renkler verirdik ve her akşam bir bayrak dalgalanırdı,bir marş okunurdu evimizde biz gururlanırdık içten içe.Rengini görmezdik ama bilirdik kırmızıyı ve al kana boyanmış bayrağın hikayesini.
Cillilerin cebimizdeki deliklerden döküldüğü o zaman,ertesi gün bir önceki günün ezeli rakibi hiçbir kin duymadan elime bırakırdı kedi gözü cillilerimi.Bir cilli turnuvası daima en iyi iki arkadaşın küsmesiyle sonlanırdı ama sonraki gün hiçbirşey hatırlanmazdı o güne dair.Sonra adı değişti oyunların,oyuncakların bizce cillydi adı o yuvarlak camların,biz büyüdük cilli büyüdü misket oldu adı.
En büyük suçumuz siyah önlüğün kollarına sildiğimiz burnumuzun kol manşetlerinde oluşturduğu parlayan lekelerdi.Hergün cebimize sıkıştırılan ütülü mendillere inat yine aynı yerde aynı lekeler çıkardı karşımıza sonra kaçınılmaz son.
-Kaçkere dedim sana şuraya silme burnunu...
Ben çocukken çantam sabun kokardı ve minikkuş büyüktü tahsin amcadan.Edi vardı,büdü,kurabiye canavarı,pazar günleri gözlerim kapalı izlediğim red kit,düldül,televizyon başında uyuyakalmalarım...
Ben çocukken,çocuktu arkadaşlarım.Dizleri yırtık pantolonla sokağa çıkma özgürlüğümüz vardı mesela birde üstüne bağladığımız uzun telle yürüttüğümüz raptiyelerle süslü kara şimşek arabamız.Hiç paramız olmazdı elimizde başımıza inen sepeti doldurmamız karşılığında aldığımız bahşişler hariç.Koşarak gidilen bakkalın yuvarlak kavanozundan çıkan yedikten sonra damakta bir yağ kütlesi oluşturan çikolatayı hiç tek yemedi bizim çoçukluğumuz.Paylaşmak evden sokağa kaçan gözlerimize tek bakışla yapıştırılırdı ve hiç çıkaramazdık,çıkarmadık.
Şimdi büyüdü tüm çocuklar,yüreklerimize işlenen paylaş,kavga etme,ders çalış,yemek ye cümleleri çoktan yerini malını koru,kimseye verme,etüdün var,kapa şu bilgisayarı cümlelerine bıraktı.Şimdiki çocuklar çok akıllı,oynadıkları oyunlarda yüzlerine sıçrayan kan belkide bizden farklı olmalarının sebebi yada türkçe kitaplarında okuduğumuzu anlayalım kısmının çoktan tarih olmasından.
Rüstem amca geliyor kaçın!
Biz çocukken ağaçlardan çaldığımız narlar vardı ve bizi kovalayan yaşlı aksi rüstem amca.
Biz hiç korkmadık polislerden çünki çocuktuk,çocuk suçsuzdu,masumdu.

alıntı..