Çok utanıyorum.Hem de çok utanıyorum.Yanaklarımın kızardığını,hatta yüzümün sararıp bozardığını hissediyorum.Yapmadığım bir şeyin pişmanlığıydı bu yaşadıklarım.Nasıl yapmadım.Nasıl etmedim.Nasıl hissetmedim.Şair yüreğim çok utanıyor bugün.Şair yüreğim şairliğinden,şair yüreğim yüreğimin bir kenarına tutunmuş ve büyümeyi bilmeyen çocuktan utanıyor.Bir şeyler yürüyor üzerime sanki.Bahçemdeki asma ağacı küstü mü ne bana.Çiçeklerimin solgun duruşu ,boyun eğişi,hatta saksımın birinin devrilişi .Ne vakittir sığırcık kuşları da uğramıyor bana.Ekmek kırıntılarımı serpsem de bahçeme.Ben çok utanıyorum.

Yazdığım şiirler hesap soruyor kimi vakit benden.Hani sen barışın adamıydın.Hani sen sevdadan yanaydın.Hani sen kapılar çalacaktın.Hani sen gönüller alacaktın.Hani sen soracaktın diyorlar.Yazdığım şiirler bir olmuş,birlik olmuş ,üstüme geliyorlar.Hani sen şairdin,hani sen paylaşıma dairdin diyerek.Cevap veremiyorum.Köşedeki bakkaldan kaçtığım gibi,veresiye defterinden ürktüğüm gibi kaçıyorum.Kuytularda yakalıyor yazdığım şiirler beni.Soruyorlar.Cevap bulamıyorum.Ben var ya çok utanıyorum.

Küçük bir mahallenin orta yerinde ,ortaca halli bir evin kiracısıyım.Haziranın içinde taşındım.Hacı amcanın evine çok talip olan olmuş, vermemiş.Kız vermek gibidir bizim diyarda ev vermek.Hoş biz de kız ister gibi istedik evini adamın.Dedik “Allahın emri peygamberin kavliyle evine talibim”.Dedi “şöyle bir dur bakam;kimsin necisin,nirde çalışın sen.Adın ne ? Dedim “amca,adım falanca.”Ahiret sorgusu gibi sordu.Umudumun tükendiği bir demde,ama gülümsemelerimin kesilmediği bir anda aldık evi o gün.Söz keser gibi,bahçesine yedi veren güllerini,Hüsnü Yusuf çiçeklerini dikme sözü vererek,boş bulduğum her toprağa sarmaşık tohumu ekme sözü vererek aldım evini.

Bahçama kimseyi gatmayacan haaaaa….
Gapıları açık gomayacan haaaaaa..
Ambarın gapısını gapalı dut
diye diye ses tonuna alıştım adamın.Aslında bal bıçağı gibi bir adamdı.Suyundan ve huyundan gitsen öyle bir tatlı oluyordu ki.İkindi vakitleri asmanın altında içtiğimiz çayın eşliğinde tanıdım onu ondan.Bir de mahallenin haşarı çocuklarından.Birbirlerini pek sevmedikleri belliydi hallerinden.Çocuklar kendilerine rahat top oynattırmadığından şikayet ediyor ,kendisi ise çocukların çok toz kaldırdığından yakınıyordu..

Bir anlaşma yaptık söz üstünde.Söz bahçasına çocukları gatmayacaktım.Sokağa bakan gapıları açık gomayacağıdım.Ambarın gapısı da ona göre gapalı kalacaktı.Bir de karşı komşuyla selamı kesecek,ona gitmeyecek,onu da kabul etmeyecektim evime..Tanımadığım bir evi gösterdi.”Biz onnan gonuşmayız.Biz onnan küsüz.Biz onnan gavga ittik.Gafanı eğ görürsen,geç git”.İşaret ettiği eve çevirdim başımı.Tanımadığım bilmediğim ve hiç görmediğim birisine karşı soğuk olmaya zorladım kendimi..”Tamam amca dedim konuşmam..”.Zor olacaktı biraz.Pencerelerimiz bile birbirine nazırken,yüreğim yeni yeni komşulara hazırken.

Ben çok utanıyorum.Sanki çocukluğumda annemden gizli gizli yumurta aşırdığım,bir yumurtaya seyyar dondurmacıdan bir dondurma aldığım,sonrasında anneme yakalandığım gibi utanıyorum.Sanki okulda herkesin geçtiği dersten sadece kendim kaldığım
gibi utanıyorum.Hatta babamın cüzdanından fazla değil,on lira çaldığım gibi.

Küçük bir bahçesi vardı yeni kiraya durduğum evin.Bahçesine domates fideleri ektim.Geç ektim.Kış kapıma dayandı hala domatese durmadılar.Biber fidelerine güvendim.Süs biberi çıktılar.Soframa girmediler.Ama çiçeklerimiz oldu evet.O mevsim umutlar ektim saksılarıma.Kimisi pıtırcık oldu,kimisi menekşe.Umutlarla merhaba dedim sabahlarıma.Gülüşüme onlar gerekçe. Benim bahçemde çocuk sesleri olmalıydı aslında.Ama ev sahibime söz verdiğim için bahçeme alamadım oğlumun yeni arkadaşlarını.
Kapımızın önünde akşam üstleri otururken ve yeni komşularımızla ayak üstü konuşurken karşı evin önünde görürdüm yaşlı bir kadının yorgun bakışlarını.Yasaklı kadındı o.Selam vermemin,selam almamın yasak olduğu kadın.Uzaktan uzağa düşüyordu bakışları kapımın önüne.Adı neydi acaba.Hatice teyze olabilir mi,Asiye teyze,ya da Hayriye teyze.Kimsesi var mıydı.İş dönüşü ağır ağır mahalleye girdiğimde kafasını kaldırır,uzun uzun seyrederdi gelişimi.Yanından geçerken gözlerimin içine bakardı.Gözlerine bakamasam da bilirdim bana baktığını.Biliyor muydu acaba yüreğime bir zehir aktığını ? Selam versem ,teyze ne yapıyorsun desem,ev sahibime isyan etmiş olacaktım.Kiracının çok ,ev kirasının çok ve bir de kiralanacak evin pek yok olduğu bu şehirde kurulu düzenimi,bahçede çiçeklerimi kaybedecektim.Nakliyeye bir o kadar para döküp,yine hamal peşine düşecektim.Yine vitrinimin camları kırılacak,yine kanepelerimin yayları dağılacaktı.Selam versem akit bozulacak,yüklenici yükümlülüğünü yerine getirmediği için sözleşme fesh edilecek,yüklenici hiç bir hak talep edemeyecekti.İhalelerle uğraşan memur gönlüm,ihale kanununu bilmese,bu cümleleri sarf edemeyecekti bu arada.Asma ağaçlarının altında söz üzerine attık imzalarımızı.Ahdimize asma ağaçları şahit oldu.Üzüm salkımları.Bir de mutfak balkonunu bekleyen sarı bir kedi.Hoş birkaç gün sonra o kedi bir daha bahçemize gelmedi.

Çok utanıyorum.Ansızın oldu her şey.Beklenmedik bir anda.Dünyamın karardığını hissettim.Dünyamın dar olduğunu,gidecek kaçacak bir yer bulamadığımı,kıstırıldığımı hissettim.Hapsedildim sanki .Beklemiyordum böylesini.Beklemiyordum böyle olmasını.Beklemiyordum böyle vurmasını.

“Bahçama çocukları gatma haaa “dedi.Vallahi katmadım…..
“Sokak gapısını açık dutma haaaa” dedi.Vallahi açık tutmadım.
Amaaa işaret parmağı ile gösterdiği o evin önünden geçerken ,taviz vermeye başladım Anneme benziyordu biraz.Ellerinin çatlak derisi,yüzünün güneş yanığı anneme benziyordu.Oturması kalkması,kafasını kaldırıp bakması,bir çalı süpürgesi ile evinin önünü süpürmeye çalışması anneme benziyordu.Sesini duymadım hiç.Konuşmazdı.Guzum derse daha bir benzeyecekti anneme.Her defasında önünden hızlı adımlarla geçmekten,boynumu yere eğip çakıl taşlarının iriliğinden ev kapımın önüne geldiğimi seçmekten yorulmuştum artık.Ama sözüm vardı benim..Konuşmayacaktım.Konuşursam ,o zaman yeni bir ev arayacaktım kendime .Memleketin altını üstüne getirecek kiralık bir ev bulamayacaktım.Bir iki tane bulurdum belki.Ya mutfak dolabı yok diyerek hanım beğenmeyecek,ya da parasını biz beğenmeyecektik.

Serin yaz akşamlarında kapımızın önüne taşıdık çay takımlarımızı.Çay bardağına çay kaşığı değende;komşular geldi yanımıza tek tek.Yanı başımızda, ama uzaklarda bakarken o ürkek ürkek.
Hoşgeldin Naciyeaba,
hoş geldin Makbule aba
, hoş geldin üseyin ağa
diyerek bir olduk akşamları.Bir el etmedik,bir buyur etmedik,bir gülümsemedik ya bilirim ona zehir olduk akşamları

Yine de huzursuzdum.Yine de onursuz.Annem gibi bakıyordu.Bir ara tandır ekmeğinin kokusu geliyordu bahçesinden,ekmeğimiz gibi kokuyordu.Bana böyle bakma kadın,bana böyle bakma teyze ,bakışı yüreğimi yakıyordu.

Bir ara oğlum cebinde bir avuç şekerle girdi bahçemize.”Nerden aldım memedim” dedim.Dedi “şooooo evdeki apla virdi.” Kafamı kaldırdım.Şoooo ev dediği ev;yasaklı kadının eviydi.Acaba neden oğluma şeker vermişti.Biz ona küs değil miydik.”Tamam oğlum” dedim .Saçlarına sürdüm ellerimi .”Bir daha gitme ama” dedim sert bir ses tonuyla.

Oysa bir zamanlar oğula yazdığım şiirler hesap sormaya geldiler bakın yine. “Yağmur yağmayacak diye korkuyorum oğul” demiştim.”Yağmur hiç yağmayacak diye korkuyorum.Barışın olmadığı toprağı sevmez yağmur.Sevdanın yaşanmadığı yerlere inmez yağmur.Hoşgörünün yaşanmadığı iklimi bilmez yağmur.Bu yüzden korkuyorum oğlum.Saçlarım ıslanmayacak diye,camıma yağmur damlası vurmayacak diye,bahçemdeki çiçekler yağmurla sulanmayacak diye.Gökyüzü maviliğini kaybedecek diye korkuyorum.Bulutlar beyazlığını kaybedecek diyerek.Sanki ay düşmeyecek bahçemize oğul.Yıldızlar kaymayacak ,güneş sarısını yitirecek sanki..Korkuyorum
oğul.Korkuyorum “demiştim.Yoksa bu kalem benim değil mi.Yoksa bu eller mi başkasının.Yoksa başkasının yüreğiyle mi yazmıştım.Bir söz vermiş asmaların altında bir ahde imza atmış,yüreğimdeki şairin mezarını kazmıştım.

Bir sabah karşılaştık sokak ortasında işe giderken.Kapısının önünü süpürüyordu.Saçlarının ucu düşmüştü alnına ve şakaklarına.Kınaydı bir kısmı ,hatta bir kısmı kırdı.Yüzündeki çizgilere takıldım bir anlıkta olsa.Yüzünde Anadolu vardı.Yetmiş beş hatta seksen yaşındaydı rahat.Belini tuta tuta,ve yine çekinerek baka baka kapısının önünü süpürmeye çalışıyordu.Şu giydiği şalvardan rahmetli annemin de vardı.Uzaktan annemi andırıyordu.Sanki annem harman yerinde buğday savuruyordu.Annem.Evet annemi andırıyordu.Hızlı adımlarla yürüyordum yanından geçerken,ayaklarım bu sokakta,ama gözlerim kasabamda doğup büyüdüğüm farklı bir sokaktaydı.Ne olduğunu anlayamadan tökezledim.Ayağım bir şeye takılmıştı sanırım bu dalgınlıkla.Düşer gibi oldum.Diz kapağımın birisi değdi yere.Aynı anda bir ses duydum “Aman guzuum nöğrün sen,aman diyim iyi bas”

Bana guzum deme teyze.Anam aklıma geliyor.Bana guzum deme teyze yaram aklıma geliyor Teyze bana guzum deme.Bak camdan bana bakıyor,amcam aklıma geliyor,konuşmak haramdı ya senle haram aklıma geliyor yüreğimden çıkacak oldu ardı ardına bu cümleler sustum.Sağol anlamında başımı salladım.Kalktım . Pantolonumda dizkapağımın bulunduğu yerdeki toza vurdum elimi.Yarım bir ağızla “sağol “kelimesi çıktı ağzımdan.Sadece sağol..Köşeyi dönünceye kadar yürüdüğüm o yol ömrümün en uzun yoluydu belki de.Ardımdan bakıyordu.Ardımdan bakıyordu.Bu guzum kelimesi var ya ,ciğerimi yakıyordu.Bana “guzum” demişti.”Guzum”.Ses vermediğim,selamlar indirmediğim,geçerken yüzüne karşı yüzümü döndürmediğim ,bu sokağa geldim geleli evine bile girmediğim,adını bile bilmediğim bu kadın bana “guzum” diyordu.”Guzum” .

Çok utanıyorum.Sanki yüzüme katran sürülmüş gibi,sanki bedenim uzak bir memlekete sürülmüş gibi,sanki çıplak tenim cümle insan tarafından görülmüş gibi.Dudaklarımın kenarından hüzün sızıyordu .O gün şiiri ben değil,şiirler beni yazıyordu.

Oğul bayramlık istedi.Bayramlığını aldık Perşembe pazarından yedi liraya.Dört komşudan fazla gelen olmaz diyerek yarım kilodan az tuttuk şekeri.Diğer bayramdan kalma bir iki dökümlük kolonyada hazır.Kime kime gideceğimizi ,kimleri bayramlayacağımızı düşündük.Mahallede dört komşu,arka sokakta iş arkadaşımız,kasabada halamız dayımız.Ha bir de ev sahibimiz,Hacı amcamız.

Hesaba katmadık yasaklı evin sahibini.Sokaktaki ahaliyi bir bir bayramladık.Ahmet ağabeyleri evde bulamadık.Sokağın en genç ailesi olduğumuz için kapı çalmak bize düşerdi.Hatır sormak gönül almak bize düşerdi.Bu bağlamda oğul ortada bir yanda hanım,bir yanda ben salına salına güle oynaya gezdik sokaktaki tüm evleri.Bir ara kapıdan çıkarken bize baktığını gördüm yasaklı kadının.Bir ara kapıdan çıkarken ev sahibimizin de bize baktığını.

Çalınacak kapıları çalmıştık aklımız sıra.Öpülecek el kalmamış,bayramlaşmadığımız bir tanıdığımız olmamıştı.Ceplerimizde şekerlerin ağırlığını duya duya geldik evimize.Kömür sobamızın kovasını değiştirip ,hanımla ve oğlumla kim daha çok şeker toplamış diye bahse girmiş ,topladığımız şekerleri sayıyorduk.Önde gidiyordum aklım sıra.Kapı çaldı.Apar topar ortadan kaldırdık şekerlerimizi.Kapıya yöneldim.Mahallenin çocukları olmalıydı gelen.Kapıyı açtım.

Düş gibiydi.Sanki kış gibiydi.Bakışları sanki taş gibiydi.Gözleri ıslak mıydı ne.Sanki yaş gibiydi.Utanıyorum.Çok utanıyorum.Bulunduğum yer yerin yedi kat dibiydi.Kapının koluna tutundum daha da kaymamak ve daha da düşmemek için.

Oydu.Evet o.Kapının kolunu çevirip tam hoş geldiniz çocuklar diye seslenmeye hazırlanmışken, göz göze geldik onunla.Oydu.Gözlerim yerinden çakacak gibi oldu.Bir düğüm olup cümleler takıldı boğazıma.Kısık bir sesle BUYRUN diyebildim.BUYRUN.Hoş geldiniz yada lütfen girin tarzında bir buyrun değil,ne istiyorsunuz kıvamında bir buyrundu bu buyrun.”Bayramın mübarek olsun oğul” diyerek seslendi bana.Ardımda duran eşime döndü,”gelin bayramın mübarek olsun.Siz gelmediniz,siz o kadar gapıya girip bana gelmediniz,ben geldim size guzum.Elinizi öpüyüm” bari diyerek bitirdi cümlesini.”Bi şekeriniz bi de golonyanız varısa onu da dutun da öyle gidiyim “diyerek girdi içeriye..Seksen yaşındaydı .Otuzumdaydım.Elim öpülecekmiş.Aman tanrım.Bu da mı görülecekmiş.

Tokat gibiydi.Babamın tokadı gibi.Annemin azarı gibi.Karmakarışıktım.Cumartesi pazarı gibi.”Ben size biş şey yapmadım guzum.Ben kötü değilim.Ben yalnızım.Allahımdan başka yok kimsem”.Ben dedi ağladı,ben dedi yine ağladı.Bir şekerimizi aldı,bir iki damla kolonyamızı.Ama giderken Konya ovasını yükledi sırtımıza.Hacıbaba Dağını hatta.Öyle bir ezildim.Sanki oğlumun ve eşimin gözleri önünde kurşuna dizildim Sanki iki şekerimizi götürmüş ,ama Çukurova’nın güneşini getirmişti evimize.Odam Çukurova olup yanıyordu.Nefes alamıyordum.Hanem alev içinde.Hanem sıcak içinde.Temmuzun ortasında kaldım ocak içinde.

“Duvarlar yok mu bu duvarlar.Boyaları dökülen,eski bir iresime baktıkça ciğerlerim sökülen duvarlar. Niredeler diye soran duvarlar.Beni her gün boğan ,her gün ümüğüme yapışan duvarlar “diyerek müsaade istedi.O kadar gapı çaldınız,gapımı atladınız.Bayramımı ayaza buladınız.Bayramımı elimden aldınız guzum dedi.Seksen yaşımda sizin elinizi öpmeye gelmekmiş benim yazım” dedi.Kara lastiklerini giydi ve ağır ağır geçti bahçeden sokak kapısına doğru.Yüreğimin orta yerinde şekillendi tarifi imkansız bir ağrı.

Yunusu küstürdüm evet.Mevlana’nın sırtını yasladığı Karadağ’a kar yağdırdım. Karamanoğlu Mehmet Beyi mezarında uyandırdım evet.Kabri çatlayacak ferman buyuracak sanki.Bu günden sonra çarsıda pazarda yolda sokakta,köyde kasabada çalınmadık kapı olmaya,sorulmadık hatır kalmaya.Alınmadık gönül bulunmaya diye.Düşlerime düşemeye başladılar bir bir.Yunustan utandım.Mevlana gel dese de kaldırmadım başımı.Karamanolu Mehmet Bey vurur başımı da görmez yaşımı.

Çok utanıyorum.Çiçeklerimden.Duvar halımdaki suya inmiş ceylanlardan.Asma ağacından.Bir sözleşmem vardı,bir imza atmıştık asmaların ardında.Bahçalara çocuk gatmayacak,gapımızı açık gomayacağıdım.Ha o eve de gitmeyeceğidim.Hani o gadına selam virmeyeceğidim.Hani o gadınınan gonuşmayacağıdım ya.Sözleşmeyi fesh ediyorum.Sözleşmeyi fesh ediyorum..Bu ahde üzüm vermez bu asma.Soframıza yaprak olup girmez bu asma.Bekle beni anacım.Ellerini öpmeye geliyorum.Bekle beni anacım.Yüzümün karasını silip,sırtımdaki Konya ovasını bir kenara itip gönlün almaya geliyorum.Bu ahde üzüm vermez bu asma.Ahdi bozdum.Ahdettim asmayla.Üzüm bekliyorum.



İBRAHİM ŞAŞMA