Ayşe Nur Yazıcı’nın “Ekmek Arası Hayat” isimli kitabından güzel bir hikaye

Sundar Singh, bir gün arkadaşıyla beraber birlikte Himayalar yükseklerinde bir geçitten geçiyormuş. Yüksekçe bir yerde karlar üzerinde yatan bir adam görmüşler.
Singh durup bu perişan durumdaki insana yardım etmek istemiş, fakat arkadaşı itiraz ederek , “Ona yardım edersek kendi hayatımızı riske atarız,” demiş. Ancak Sundar Singh ‘in bu çaresiz adamı kar ve buzlar içerisinde bırakıp gitmeye gönlü razı olmamış.
Arkadaşı tek başına uzaklaşıp giderken Singh, bu biçare yolcuyu sırtına almış ve büyük bir güç sarf ederek taşımaya başlamış. Sonra Singh’den yükselen ısı, donmakta olan yolcunun bedenini ısıtmış ve adam kendine gelmiş. Tabii yolcuyu taşırken Singh’in kendisi de ısınmış. İkisi de tehlikeyi atlatıp ısındıktan sonra yan yana yürümeye başlamışlar. Singh’in önden yürüyüp giden arkadaşına yetiştiklerinde onun ölmüş olduğunu görmüşler. Singh “olumlu” düşünerek ve düşüncesini uygulayarak yolcuyu kurtarmaya çalışırken hem onun hayatını hem de kendi hayatını kurtarmış olmuş.
“Olumsuz” ruhlu sadece kendini düşünen arkadaşı ise sonuçta hayatını da kaybetmiş. Hayatımızın sadece kendimize ait gibi görünmesine karşılık; bu hayatın paylaşıma açtıkça nasıl çoğaldığını görmek için bu kadar acıklı bir hikayeye gerek var mıydı?
Emerson’ın “ Bir kimse, başkasına içten gelen bir yardımda bulunduğunda, mutlaka kendisine de yardım etmiş olur” sözü bu hikayenin son sözü.

alıntı