Beni anlatan sözcükleri ben yazamam


Sokağın başındaydın! Henüz resmedilmemiş bir mahmurluk saklıydı teninde ve İstanbul ayyaş bakışlarını düşürüyordu yüzüne... Dudaklarıma düşen tarçın kokusu ve omuzumun açık geçirgenliğinde ve gerçeğinden çok uzakta bir Fransız sokağında şarabımı yudumluyorum, sen yoksun!!
Oysa bu aşk en çok sanaydı!!
Bekliyorum...


Birdenbire boşa alıyoruz yaşamı en olmadık anlarda... Sanki elimizin altında değil de düşlerimizin çatırdayan yerlerinde bizi çıldırtan dik bir yokuş varmış gibi... Boğulduğumuzda, bir geri bir ileri giden adımlarımızın şaşkınlığında, ne yapacağını bilemeyen garip misali sallanıyoruz...Oysa yaşam her zaman boşa almaya gelmiyor.. Gecenin aydınlık koridorlarında dolaşmak için yola çıkıyor, sonrasında güne sığmayan bir telaşa sarıldığımızda her saniye o telaşın bizi sarıp sarmalaması için yırtınıyoruz...
Sen de böyle bir telaşsın içimde...
O telaşın kollarıma dokunduğu yerde...

Hırçın bakışlar...

Bazen kelimelerin de yetmediği anlar vardır ya... hani ten uslu durmaz, içte yer yerinden oynar, yağmurun altında, güzel bir müziğin içinde hızla akan bir nehir şaha kalkar... Çarşafın soğuk dokusu, kayarak bacakların arasından uzanır bedenlerin haylazlığına...
Susmaz gece...
Haşere oyunlar yer değiştirir ten kulvarlarında...
Ruh soyunur...
Parmakların bir hareketiyle usulca doğrulur şehvet...
Saç tellerinden yayılan kokunun ürperişiyle savrulur tutku...

Dedim ya bazen inci gibi gerdana dizdiğim/iz kelimeler de lâl olur bu çıplaklıkta...

Ben kadınım... Beni anlatan sözcükleri ben yazamam.. Beni ancak, beni soyan ve beni soyabilecek kelimeler yazabilir.. Gözlerimi, dudak kenarlarından kaçırdığım arzularımı, titrek zamanlarımı, gülüşlerimi, dokunduğumda huzur bulduğum gamzelerimi ve elmacık kemiklerimi ben anlatamam!!

Gökyüzü bugünlerde kahkahaya hasret kendi halinde seyrediyor... Bakışlarımı ondan alamıyorum.. Sanki yeryüzü değil ayaklarımın altında beni koruyup kollayan... Bambaşka bir şey... Siyah beyaz fotoğrafımın gözlerimi her kapattığımda, karşıma tıpkı bir kurşun gibi dizilen o görüntüsünden sıyrılamadığım her anda, kendimi çok yükseklerden bırakıyor buluyorum... Sanki o tek kare, dondurulmuş parmaklar, içimdeki taşların yer değiştirmesine engel oluyor...
Biliyorum, yokluğa kendimi bir türlü hapsedemeyişimin nedeni, yanarken bile kül olmayışım...

Bazen öyle bir an geliyor ki, numarası değişmiş bir geçmişin tazeliği, ansızın karşınıza çıkıp sizi ufak da olsa bir tebessümle baş başa geceye davet edebiliyor... Düşünürken düşünülmek!!
Böyle miydi?

Dedim ya bazen öyle bir kapı çalıyor ki şehri, şehvetin kollarını kapatmak için vaktiniz bile olmuyor...

Ben kadınım...
Bana yakışanı, içimdeki dipsiz derinlikleri dokuyabilen kelimeler yazabilir..



"Neresindesin gecenin?"

" Gecenin geçindeyim. İçimde dipsiz bir susuzluk var..."


BURCU YILDIZER