Canânıma mektuplar…
‘Sen sıradan birisi olabilir misin hiç; böyle düşünme ihtimalin bile içimi acıtır…
Yazdıklarının bile altına söz yazmak isteyince şaşırıyorum, cümle kuramıyorum, yutkunuyorum, karar veremiyorum; sana nasıl hitap edeyim, diye…
Yıllarca hep “sevgiler kere sevgiler” dedik, hem de hepimiz, ama ben çok kıskandım, şimdi kıskandım işte… Ayrıca bugün okurken ağladım yazdıklarını biliyor musun, gözyaşlarıma hâkim olamadım. O kadar güzel cümleler seçmişsin ki… Bak, şimdi seninle baş başa yazışırken daha rahatım, yani sana özel yazarken…
Gözümün önüne geldi: Sultanahmet’e gezmeye gitmişken, tanışmak için uğradığımız o yazarın yanına sen de gelmiştin. Başka bir yerden… Senin varlığını öğrendiğim, seni ilk gördüğüm andı, yani seninle ilk göz göze geldiğim andı…
Offf yaaa, yine duygulandım…”

*
Bazı şeylerin ben’le sen’le izahı mümkün olmaz:
…..
Ne bulut bilir hangi toprağa ne getirdiğini ve ne de bakan bilir hangi buluttan kendine yağmur geleceğini!..
Fakat rahmet; nasibi olanı bulur bir yerlerde…
Gök ve yer hercümerç olur; tozlar kalkar ve sular iner ve sonra ortalık durulur… Güneş gülümser sonra… Tohumlar yeşerir, tomurcuklar belirir, çiçekler güzel yüzlerini gösterir…
Kendi için “bahar”lardan birini tercih eder insan çoğu zaman; ya ılık baharı, ya soğuk baharı!..
İlkbahar yaza çıkarır insanı, sonbahar kışa batırır!
*
Birlikte geldiğin grubun yanında oturuyordun… Hatta yan ve biçimsiz ve dizine dirseğini koymuş halde. Ve çenende, yanağında, omzunda parmaklarına bir yer arar halde oturuyordun… Kıvırcık kirpiklerinin ardındaki gözlerinin kara denizinde birkaç ışık seksek oynuyordu ve belli ki içinde yaramaz çocuklar hopluyordu!..
İnsan, kendisine gerçekten bakan bir çift gözden; karşısındakine yüz yıllık program yükleyebilir. Hissedersin de bazı devrelerinin karşındakiyle iki elin parmakları gibi kenetlendiğini!..
*
Kader, karışık gelir; yüzünü yere dayamış ve sabırsız çoğu insana…
Hâlbuki kader tablosu; puzzle (pazıl, yapboz) gibi birer birer tamamlanır!
*
Koyunlar el ile arka bacaklarından yakalanır. Balıklar olta ile ağızlarından yakalanır. Atlar kement ile boyunlarından yakalanır… İnsanlar?..
İnsanlar, yüreklerinden yakalanır!
Kalbi bağlı birinin kalbine bağlanan bir kalbin sahibi, sanki görünmez lastiklerle çekilir artık ona doğru; sıcaak sıcak, yana yana… Artık ne tenlerin hangi diyarda olduğu, ne de canların çilesi hesap edilir… Dolaşan yollar çözülür, ayrılan kollar sarılır… Avcının da av, avın da avcı olduğu yolda;
Yâre doğru yürünür!

Muammer Erkul