Bu da geçer...

Bu sözü ilk kez anneannemden duymuştum. O zamanlardan aklımda kalan, sadece her şeyin geçici olduğuydu. Bu sözün ardından, 'zenginlik seni şımartmasın, fakirlik de şaşırtmasın' diye birbirlerini tamamlayan bir başka cümle daha vardı. "Bu da geçer", gerçek anlamını yıllarla birlikte daha da iyi deneyimleyebildiğim bir yaşam dersi oldu bana. Mutlu anımda, bunun geçici olduğunu bilip tadını çıkarmayı, anı yaşamayı öğretti. Mutsuz anımda ise bu istenmeyen anların da bir sonu olduğunu hatırlattı bana. Hatırladığım sadece bu değildi, bir de hikaye vardı şimdi sizinle paylaşmak istediğim. Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır. Karşısına çıkanlara kendisine yardım edecek, yemek ve yatak verebilecek birisi olup olmadığını sorar. Köylüler, kendilerinin de fakir olduklarını, evlerinin küçük olduğunu söyleyip ona Suphi beyin çiftliğini tarif edip oraya gitmesini salık verirler. Derviş, onların anlattıklarından Suphi'nin bölgenin en zengin kişilerinden birisi olduğunu anlar. Bölgedeki ikinci zenginin ise Hasan adında bir başka çiftlik sahibi olduğunu da öğrenir anlatılanlardan. Derviş, Suphi'nin çiftliğine varır. Çok iyi karşılanıp çok iyi misafir edilir. Suphi de, ailesi de hem misafirperver hem de sevgi dolu insanlardır... Yola koyulma zamanı gelip Derviş, Suphi'ye teşekkür ederken, "Böyle zengin olduğun için hep şükret" der. Suphi ise şöyle cevap verir: "Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz. Bu da geçer..." Derviş, Suphi'nin çiftliğinden ayrıldıktan sonra bu söz üzerine uzun uzun düşünür. Birkaç yıl sonra Derviş'in yolu yine aynı bölgeye düşer. Suphi'yi hatırlar ve ona uğramaya karar verir. Yolda rastladığı köylülere sorunca onun artık fakir bir kişi olduğunu ve Hasan'ın yanında çalıştığını öğrenir. Derviş hemen Hasan'ın çiftliğine gider, Suphi'yi bulur. Eski dostu yaşlanmıştır, üzerinde eski püskü giysiler vardır. Üç yıl önceki bir sel felketinde bütün sığırları telef olmuş, evi yıkılmıştır. Toprakları da işlenemez hale geldiği için, selden hiç zarar görmemiş ve daha da zengin olmuş Hasan'ın yanında çalışmak zorunda kalmıştır. Suphi ve ailesi üç yıldır Hasan'ın hizmetindedir. Suphi, bu kez Derviş'i son derece mütevazı olan evinde misafir eder. Kıt kanaat yemeğini onunla paylaşır... Derviş, vedalaşırken Suphi'ye olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler ve şu cevabı alır: "Üzülme... Bu da geçer..." Dervişin yedi yıl sonra yolu yine o bölgeye düşer. Şaşkınlık içinde olan biteni öğrenir. Hasan birkaç yıl önce ölmüş, ailesi olmadığı için de bütün varını yoğunu en sadık hizmetkrı ve eski dostu Suphi'ye bırakmıştır. Suphi, Hasan'ın konağında oturmaktadır, kocaman arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır. Derviş eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söylerken yine aynı cevabı alır: "Bu da geçer..." Yıllar sonra Derviş yine Suphi'yi arar. Ona bir tepeyi işaret ederler. Tepede Suphi'nin mezarı vardır ve taşında şu yazılıdır: "Bu da geçer". Derviş, "Ölümün nesi geçecek?" diye düşünür ve gider. Ertesi yıl Suphi'nin mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır ne de mezar. Büyük bir sel gelmiş, tepeyi yok etmiş, Suphi'den geriye bir iz dahi kalmamıştır...

Kıssadan hisse,
Yaşam inişli çıkışlıdır. Her şeyin değişebileceğini, başın ayak, ayağın baş olabileceğini ve tekrar baş ayak, ayak baş devam edeceğini unutmadan yaşamamız gerekmektedir. Günümüzde umudumuzu ve sabrımızı kaybetmeden yaşamaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.
"Bu da geçer
pembe candaner