Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2

Konu: Andy Warhol

  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647

    Andy Warhol

    Merhaba!

    Andy Warhol: Yirminci Yüzyıl Estetiğinde Kökten Bir Değişimin Öncüsü
    Warhol Kendini Anlatıyor Alıntıları seçen: Neil PRINTZ



    Andy Warhol'la ilgili her şeyi öğrenmek istiyorsanız, yüzeye bakmanız yeter: resimlerin yüzeyine, filmlerin yüzeyine ve benim yüzeyime; beni orada bulursunuz. Bu yüzeyin arkasında hiçbir şey yoktur.1

    Ben her şeyi bu yolla görüyorum, nesnelerin yüzeyini görüyorum, bir tür zihinsel Braille alfabesi. Nesnelerin yüzeylerini ellerimle yokluyorum yalnızca. 2

    Bu tarzda resim yapmam, bir makine olmak istememdendir; sanıyorum yaptığım her şey ve makine-gibi yaptığım her şey, aslında yapmak istediğim şeyin ta kendisi. 4

    Ben sıkıcı şeyleri seviyorum. Nesnelerin tekrar tekrar hep aynı şey olmasından hoşlanıyorum. 5

    Şu sözüm sık sık alıntılanmıştır: "Ben sıkıcı şeyleri seviyorum." Elbette bunu söyledim; söylerken de inanarak söyledim. Ama bu, benim öyle şeylerden sıkılmadığım anl***** gelmiyor. Elbette, benim sıkıcı bulduğum şeyin, başkalarının sıkıcı bulduğu şey olması da gerekmez; televizyonda çok tutulan bütün o hareketli filmleri seyretmeye katlanamıyorum, çünkü hepsi temelde aynı kurgulardan, aynı çekimlerden ve aynı montajlardan oluşuyor. Öyle görünüyor ki çoğu insan, ayrıntılar farklı olduğu sürece temelde aynı olan şeyleri seyretmeye bayılıyor. Oysa benim durumum bunun tam tersi: Oturup bir gece önce gördüğüm şeyi yeniden izleyeceksem, onun temelde aynı olmasını istemiyorum tıpa tıp aynı olmasını istiyorum. Çünkü tıpa tıp aynı olan o şeye baktıkça, anlam yok olup gidiyor; insan da kendini daha iyi ve daha boş hissediyor. 6

    Bence herkes bir makine olmalıdır.

    Bence herkes herkesi sevmelidir. 7

    Ben kendimi bir Amerikalı sanatçı olarak düşünüyorum; burada olmayı seviyorum, burada olmak harika bir şey. Müthiş bir şey. Avrupa'da çalışmak isterdim ama orada aynı şeyleri yapamazdım, farklı şeyler yapardım. Sanatımda Birleşik Amerika'yı temsil ettiğime inanıyorum ama bir toplum eleştirmeni değilim ben. Çalışmalarımda o nesneleri resmediyorum çünkü onlar benim en iyi tanıdığım şeyler. Birleşik Amerika'yı herhangi bir biçimde eleştirmek değil amacım; çirkinlikleri sergilemek değil hiçbir zaman. Sanırım, katışıksız bir sanatçıyım ben. Ama bir sanatçı olarak kendimi ciddiye aldığımı söyleyemem. Bu konuyu hiç düşünmedim. Basında bana nasıl yaklaştıklarını bilmiyorum. 8

    Herkesin kendine özgü bir Amerikası var; sonra, orada olduğunu sandıkları ama göremedikleri parça parça bir düşsel Amerikaları var onların. Küçükken hiç Pennsylvania'nın dışına çıkmadım; Ortabatı'da, aşağıda Güney'de ya da Teksas'ta yer aldığını düşündüğüm, ama kaçırdığımı sandığım şeyler üzerine düşler kurardım. Ama insan, tek bir anda tek bir yerde yaşayabilir. Sonra, başına gelenleri yaşarken, insanın kendi yaşamı anıya dönüşünceye kadar bir havaya bürünmez. Bu nedenle, Amerika'nın düşlemlerinizde oluşturduğunuz köşeler, size çok havalı gelir, çünkü bu köşeleri siz filmlerdeki sahnelerden, müziklerden ve kitaplardan topladığınız parçalardan oluşturmuşsunuzdur. Gerçek yaşamınızda yaşadığınız ölçüde sanattan, duygulardan duygusallıktan, coşkulardan kesip oluşturduğunuz bu düş Amerikası'nda da yaşarsınız. 9



    Ben Amerika'ya tapıyorum; bunlar da Amerika üzerine bazı yorumlarım. Bu yapıtımdaki imge [Storm Door/Fırtına Kapısı, 1960], bugün Amerika'nın üzerine inşa edilmiş olduğu haşin, kişilikdışı ürünlerin ve saldırgan maddeci nesnelerin simgeleri üzerine bir önermedir. Bu yapıt, alınıp satılabilir olan her şeyin, bizi taşıyan kullanışlı ama geçici simgelerin bir yansıtılışıdır. 10

    Bu ülkenin en harika yanı, Amerika'da en zengin tüketicilerin en yoksullarla temelde aynı şeyleri satın almaları geleneğini başlatmış olmasıdır. Diyelim ki televizyon seyrediyorsunuz ve ekranda Koka-kola görüyorsunuz; bilirsiniz ki Başkan da Kola içiyor, Liz Taylor da Kola içiyor; birden fark edersiniz ki siz de Kola içebilirsiniz. Kola Kola'dır; ne kadar para öderseniz ödeyin, köşedeki berduşun içtiğinden daha iyi bir Kola satın alamazsınız. Bütün Kolalar birbirinin aynıdır ve hepsi iyidir. Liz Taylor bunu bilir, Başkan bunu bilir, berduş da bunu bilir, siz de bilirsiniz. 11

    Tarih kitapları sürekli olarak yeniden yazılmaktadır. Sizin ne yaptığınızın hiç önemi yoktur. Herkes aynı şeyleri düşünmeye devam ediyor; her geçen yıl her şey daha çok birbirine benziyor. Bireyciliği ağızlarından düşürmeyenler, sapmaya en çok karşı çıkanlar oluyor; birkaç yıl sonra durum bunun

    tam tersi olabilir. Bir gün gelecek, herkes ne düşünmek istiyorsa onu düşünecek; o zaman, herkes büyük olasılıkla benzer biçimde düşünmeye başlayacak; her şey bu yönde gidiyormuş gibi görünüyor. 12





    Biri, Brecht'in herkesin benzer biçimde düşünmesini istediğini söyledi. Ben de herkesin benzer biçimde düşünmesini istiyorum. Ama Brecht bunun, bir bakıma, Komünizm yoluyla gerçekleşmesini istedi. Rusya aynı şeyi hükümet aracılığıyla yapıyor. Buradaysa, katı bir hükümet yönetimi olmaksızın, kendiliğinden gerçekleşiyor bu; öyleyse, zorlama olmadan gerçekleştirilebiliyorsa, Komünist olmadan da neden gerçekleştirilemesin?

    Herkes birbirine benzer bir görünüme bürünüyor, benzer biçimde davranıyor; hepimiz giderek daha çok birbirimize benziyoruz. 13



    Sanattan sonra gelen adım Ticari sanattır. Ben işe bir reklam ressamı olarak başladım ve bu işi ticari ressam olarak tamamlamak istiyorum. "Sanat" denen şeyi, ya da nasıl adlandırılıyorsa o şeyi yaptıktan sonra, ticari sanat alanına girdim. Sanat Tüccarı ya da Ticari Ressam olmak istiyordum. Ticaret alanında başarılı olmak, en heyecan verici sanat türlerinden biridir. Hippi döneminde insanlar ticaret fikrini küçümsediler - "Para kötüdür” dediler, "Çalışmak kötüdür” dediler; oysa para kazanmak sanattır, çalışmak sanattır, ticarette başarılı olmak da en iyi sanattır. 14

    [Reklam sanatı üzerine:] Ben bu iş için para alıyordum; benden istenen her şeyi yapıyordum. Bana bir ayakkabı çiz dediklerinde, çiziyordum; o çizimi düzeltmemi istediklerinde düzeltiyordum benden ne isterlerse onu yapıyordum; düzeltiyordum, doğrusunu yapıyordum. O zaman icat etmek zorundaydım; şimdi değilim; bütün o "düzeltmeler"den sonra, reklam çizgileri bir takım duygu yükleri kazanıyordu, bir biçeme kavuşuyordu. Bana para ödeyerek iş yaptıranların tutumunda duygu ya da ona benzer bir şey vardı; bu insanlar ne istediklerini biliyorlardı, bu konuda ısrar ediyorlardı; bazen çok duygusal oluyorlardı. Reklam sanatı alanında iş yapma süreci, makine üretimine benziyordu, ama edinilen tutum duygu yüklüydü. 15

    Bunları elle yapmaya çalıştım, ama ipek baskısı kullanmak daha kolayıma gidiyor. Böyle yapınca, nesnelerin üzerinde çalışmama gerek kalmıyor. Yardımcılarımdan biri, ya da kim olursa olsun başka biri, o deseni benim kopyalayabileceğim kadar iyi çıkarabiliyor. 16

    Resimlerim hiçbir zaman beklediğim gibi çıkmaz, ama buna hiç şaşırmam. 17

    Durup düşünmek zorunda kaldığımda, resmin yanlış olduğunu anlıyorum. Boyutların belirlenmesi bir tür düşünme; renklendirme de öyle. Resim yapmakla ilgili içgüdüm bana, "Yaptığın şey üzerinde düşünmediğin sürece, yaptığın şey doğrudur” diyor. Karar vermek ve seçim yapmak zorunda kaldığın anda, o şey yanlış olmaya başlıyor. Karar vermenin payı arttıkça, yanlışın payı da artıyor. Bazı insanlar soyut resim yapıyorlar; bu nedenle orada öylece oturup yaptıkları şey üzerine düşünüyorlar, çünkü düşündükçe birşeyler yaptıkları duygusuna kapılıyorlar. Ama benim düşünmem, bana hiçbir zaman bir şey yapmıyormuşum duygusu vermiyor. Leonardo da Vinci, düşünmeye ayırdığı zamanın bir değeri olduğuna -resim yapmaya harcadığı zamandan bile daha büyük değer taşıdığına- mesenlerini inandırırmış; bu onun için geçerli olabilir, ama ben, düşünme zamanımın değeri olmadığını biliyorum. Ben yalnızca, "yapma" zamanım için para ödenmesini beklerim. 18

    İnsanlara hala önem veriyorum, ama vermesem her şey çok daha kolay olurdu. Kimseye fazla yakın olmak istemiyorum; hiçbir şeye dokunmak istemiyorum; yapıtlarımın benden bu denli uzak olmasının nedeni de bu. 19

    Her zaman, sizin kim olduğunuzla ya da insanların sizi nasıl gördüğüyle hiç ilişkisi olmayan bir ürün üretmeniz gerekir. Bir kadın oyuncu, rol aldığı oyunları saymalıdır; bir model verdiği fotoğrafları toplayıp saymalıdır; bir yazar kullandığı sözcükleri saymalıdır; öyle ki ürününüzün sizin ününüzle ya da halen izle/aylanızla/sizi çevreleyen havayla/ışıkla aynı şey olduğu düşüncesine hiçbir zaman kendinizi kaptırmamalısınız/ kapılmamalısınız. 20

    Herkes güzel değilse, o zaman kimse güzel değildir. 21

    Gelecekte herkes on beş dakika için dünya çapında ünlü biri olacaktır. 22

    Resimlerimin bazılarında Marilyn Monroe ya da Elizabeth Taylor gibi zamanımızın seks simgelerini kullandığım duygusu içinde değilim. Ben Monroe'yu öbür insanlardan biri olarak görüyorum. Monroe'nun resmini böylesine çarpıcı renklerle yapmanın simgesel bir anlam taşıyıp taşımadığına gelince, bu güzelliktir; Marilyn Monroe da güzel; bir şey güzelse, güzel renkleri var demektir, hepsi bu kadar. Ya da buna benzer bir şey. Monroe resmi, farklı yollarla ölen insanların resimlerinden oluşturduğum ölüm dizisinin bir parçasıydı. Ölüm dizisi yapmam için öyle pek derin anlamlı bir neden yoktu; bu insanlar zamanlarının kurbanları değildiler; bu diziyi yapmak için hiçbir neden yoktu, yalnızca yüzeysel bir neden vardı işte. 23

    1. Gretchen Berg, ”Andy: My True Story", Los Angels Free Press (March 17, 1967), p. 3. (Reprinted from East Village Other.)

    3. Andy Warhol, Kasper König, Pontus Hulten, and Olle Granath eds. , Andy Warhol (Stockholm: Moderna Museet, 1968), n. p.

    4. G. R. Swenson, “What Is Pop Art? : Answers from 8 Painters, Part I”, Artnews 62 (November 1963), p. 26.

    5. Read by Nicholas Love at Memorial Mass for Andy Warhol, St. Patrick's Cathedral, New York, April I, 1987.

    6. Andy Warhol and Pat Hackett, POPism: The Warhol' 60s (New York: Harcourt Brace Jovanovich, 1980), p. 50.

    7. Swenson, "What Is Pop Art?", p. 26.

    8. Berg, "Andy: My True Story", p. 3.

    9. Andy Warhol, America (New York: Harper&Row, 1985), p. 8.

    10. “New Talent U. S. A.”lı Artin America 50, no.1, (1960), p. 42.

    11. Andy Warhol, The Philosophy of Andy Warhol (From A to B and Black Again) (New York: Harcourt Brace Jovanovich,) 1975, pp. 100-101.

    12. Swenson, "What Is Pop Art ?" p. 61.

    13. Ibid., p. 26.

    14. Philosophy of Andy Warhol, p. 92.

    15. Swenson, "What is Pop Art ?" p. 26.

    16. Warhol, König, et al., Andy Warhol.

    17. Ready by Nicholas Love (April 1, 1987).

    18. Philosophy of Andy Warhol, p. 149.

    19. Read by Nicholas Love (April 1, 1987).

    20. Ibid.

    21. Philosophy of Andy Warhol, p. 62.

    22. Warhol, König, et al., Andy Warhol.

    23. Berg, "Andy: My True Story", p. 3.



    Gençasanat, Şubat 1999

  2. #2
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Apr 2009
    Nerden
    ISTANBULLU -YURTDISINA OTURUYORUM
    Mesaj
    14.034
    Rep Gücü
    88647
    Merhaba!

    “... Birkaç hafta sonra galeriye korkunç bir yüzü ve karmakarışık ak saçları olan, derbeder görünüşlü bir adam çıkageldi... Benden atölyesini ziyaret etmemi istedi. Adam bende merak uyandırmıştı/ böylece ben de onun 89. caddedeki stüdyosuna gittim. O orada güzelim antika mobilyaları yanında Campbell/in konserve çorbalarıyla, çizgi film karakterlerinin 25 resmiyle karşılaştım. Radyoda öylesine yüksek bir sesle Rock-and-Roll müziği çalıyordu ki gerçek anlamda konuşamadık bile.”
    Ivan Karp (0.K. Harris Sanat Galerisi Sahibi/New York)

    İmaj reprodüksiyonları ile 20. yüzyılın en ayrıcalıklı portrelerini yaratan, fotoğrafa sanatını katarak imajları yenileyen, son derece popüler ve renkli bir sanatçı kişiliği ile karşı karşıyayız... Andy Warhol... Ünlü New York galericisi Ivan Karp, 1959 yılında, henüz 31 yaşındaki Andy Warhol'u keşfettiği zaman onun ileride dünya çapında bir sanatçı olacağını tahmin etmiş miydi?..



    Savaş sonrası dönemde ve 1960'lı yıllarda görülen popüler kültür tutkusu, öncelikle reklam sanatı, film ve resimli magazinler, popu günlük çevrenin stilize edilmesi olarak yorumlayan gerçekçi Pop sanatçıları için oldukça zengin motivasyonlar oluşturuyordu. Pop medyanın sesine kulak veriyordu. “Star sanatçısı”, reklam grafikeri, ressam, film yapımcısı kariyerini bu “Yeni Realistler” ortamında en yüksek frekansta tutmayı başaran Warhol, bireysel ve kollektif, otografik ve anonim tarzı ile elit sanat anlayışına meydan okuyan Pop Art'ın öncüsü olarak günümüzde de karizmasını sürdürüyor.

    Andy Warhol ile 1982 yılında Union Square'de “Factory” adlı atölyesinde randevu alarak buluşmuştum. 400 m2 'lik atölyesinde en az 20 kişilik bir asistan grubu ile karşılaşmıştım. Çalışanlar oldukça ilginç gelmişti bana, cinsiyetleri belli olmayan birçok kişi, bir oraya bir buraya koşuşturuyordu. Kendisi ile ayaküstü çok kısa bir konuşma fırsatı bulabildim. Ülkemizde sergi açmayı teklif ettim. Çok memnun oldu ve açılışa katılabileceğini belirtti. O dönemde ise bizde çağdaş sanat pek kabul görmüyordu. Sergi önerim üzerine kendisinden şöyle bir teklif geldi. “Sizin ne kadar ciddi olduğunuzu anlayabilmek için, size iki tane resmimi 50.000 Dolardan satacağım...” Oysa ertesi gün İstanbul'a dönüyordum ve cebimde sadece 200 Dolar kalmıştı. Tabloları alamadan New York'dan ayrıldım.



    İstanbul'a döndüğümde pek çok koleksiyonerle temas kurarak Warhol'un önemini vurgulamak istedim, ondan eser satın almaları konusunda hiç birini ikna edemedim. Bugün milyonlarca Dolara ulaşan Warhol yapıtları dünya sanat piyasasının en fazla aranan eserleri arasında yer almaktadır.

    Sizlere bu popüler sanatçının ilginç yaşamı ve sanat hayatı hakkında detaylı bilgi vermek istiyorum.

    Slovak kökenli bir göçmen aileden gelen Warhol 6 Ağustos 1928'de Pittsburgh'da doğdu. 2 savaş arası dönemde büyük ekonomik krizin yaşandığı sosyal ve politik depresyon ortamında geçen çocukluğu, çekingen ve hassas kişiliği üzerinde iz bırakmış olmalı Warhol'un. 1949'da New York'a gelerek sanatsal çalışmalarına kısa hikaye illüstrasyonları ile başladı. Reklam grafikeri olarak ürettiği ilk resimler 1961'de New York'ta "Bonwit Teller" mağazasının vitrininde yer aldı. 1950'li yılların sonunda tüketim malları grafikeri olarak büyük ün kazanmıştı. Bir ayakkabı reklamı ile "Art Director's Club" madalyası aldı. Zarif ve yumuşak çizgileri ile ürettiği tasarımlar hemen hemen her sanat dergisinde yer alıyordu.

    Warhol bir söyleşide kendisinin bu dönemde ticari amaçla, verilen siparişler üzerine resim yaptığını, devamlı yeni stiller ve buluşlar üretmek zorunda olduğunu belirtmişti. Grafikerlikten ayrılarak özgür sanatını seçtiğinde "Sanat çevreye ışık saçar, yıldız üretir" demişti.

    Warhol'un eserleri Berthold Brecht'in "Yabancılaşma Efekti"ni tanımlayan bir mantığın izini taşıyordu. Fotoğrafın ipek baskı tekniği ile reprodüksiyonunu yaparken figürü renk ve gölge ile başkalaştırıyordu. Kişi tanınıyor fakat kendi gerçek görüntüsüne yabancılaşıyordu. Belki de yarı ironik tarzda yorumlanıyordu. Ürettiği resimlerin entelektüel işlevi henüz galeriler tarafından algılanamıyor, estetik imajın bozulması, yabancılaşma efekti, gelişigüzel görüntüler eserlerinin sanat eseri niteliği taşımadığı izlenimini veriyor, geri çevriliyordu. Ivan Karp bile "Biz Lichtenstein alıyoruz. O da senin gibi çalışıyor" yanıtını vererek Warhol'u geri çevirenler arasındaydı.

    "Mutlak Hiçliğin Uyarısı" niteliğini taşıyan eserleri nihayet 1962 yılında New York'daki "Stable Gallery'nin sahibi Eleanor Ward'ın ilginç teklifi sonucu sergilenebildi. Çantasından 2 Dolarlık bir banknotu coşkuyla havaya kaldıran Eleanor, Andy'e "Bunun resmini yaparsan sana sergi açacağım..." dedi. Bir seri dolar resmini ürettikten sonra sergi açmaya hak kazanan Andy'nin 1962 sonbaharında düzenlenen sergisi çok yoğun bir ilgi ile karşılandı. Böylece, en azından Manhattan sanat dünyasında, ilk sergisiyle ünlenen bir sanatçıydı artık Warhol.

    Reklam grafik tekniklerini kullanarak ürettiği eserler pop kültürünün sömürücü karakterini gözler önüne seriyordu. Sanat kritiklerinin deyişi ile her biri kendi başlarına zaten resim olmuş ünlüleri, "Star"ları seven Andy'nin kendisi 70'li yılların ünlü "Star"ı oldu. 1962 yılına kadar yalnızca medyadan tanıdığı starlarla tanışmaya, ünlü partilere renkli kişiliği ile katılmaya başlamıştı... Marilyn Monroe, Liza Minelli, Elizabeth Taylor ve Elvis Presley... Warhol ünlü şarkıcının fotoğrafını çılgınca bağıran kırmızı zemin üzerinde 36 adet siyah ipek baskı ile görüntüledi. Tekrarlanma resmin yoğunlaşmasının kaybolmasına neden oluyor, ancak bu kadar yoğun manipülasyona rağmen resim özünden hiçbir şey kaybetmiyordu. Tekrarlar boşaltıyor... Siyah görüntüler yerini griye bırakıyor... Elvis'in seksapeli eriyor... Başlardaki alışılmış görüntü yerini yeni görüntüye bırakıyor. Sonuçta 36 Elvis resmini kırmızı zemin üzerinde bir bütün olarak algılıyorsunuz. Ancak bizler bunu yalnızca bir Elvis resmi olarak algılamıyoruz. Burada, bir resmin resmi kullanılarak, sanat aracılığı ile medyanın bizlere ne kadar açıkça saldırıya geçtiği vurgulanıyor.

    Andy Warhol sanatını hiçbir zaman sosyal kritik olarak algılamadı, kendi objelerini de, kendisini de savunmadı. 1960'lı yılların başında Manhattan sanat sahnesinde Pop resminin moda olduğu dönemde Warhol'un eserleri, kendisinin modernist inceliğe ya da açıklık idealine dayanmayan tek sanatçı olduğu ayrıcalığını vurguluyordu. Onun konserve kutuları, film yıldızları ve dolar banknotları estetik tradisyonla uzlaşmayı reddediyordu. Diğer sanatçılar gibi his ve idealin yönetmediği sanatı ile hissizlik ve anlamsızlığı sergileyen bir üslupla belki de son on yılın kuramsallığına karşı ölçülü bir ilgisizliği yansıtmak istiyordu.

    Warhol genel olarak yaygınlaşmış bir güvensizliğe form verebilecek kadar soğukkanlıydı. O dönemin en önemli yapıtları arasında şüphesiz ki "Altın Marilyn" varyasyonları gelir. Monokrom üzerinde ipek baskı ile üretilmiş 5 sırada yer alan 5 tane yüz... Bir film magazininden alınmış ucuz fotoğraflar. Warhol'un bu yapıtı adeta ünlü film yıldızının makyaj ve saç stili paradosini andırıyordu. Ürettiği "Campbell's Soup" konserve kutuları ise izleyicilerin özgür görüşlerine ve yorumlarına bıraktığı ilginç yapıtları arasında yer alıyordu.



    Son dönemlerde Warhol'un ünlü portreleri, güncel basında yer alan görüntülerin imaj reprodüksiyonları ile popülaritesini korumayı başardı. Yaşamı boyunca renkli sosyal hayatın vazgeçilmez konuğu oldu. En görkemli partilerde sanatseverlerle buluşmaktan büyük zevk alıyordu. Andy Warhol beklenmedik bir anda, 22 Şubat 1987'de New York'da geçirdiği başarısız bir safra kesesi ameliyatı sonucunda öldü. Cenazesi Pittsburg'da aile mezarlığında annesi ve babasının yanına gömüldü. Bugün, bu ünlü Pop Art fenomeninin eserleri 1994'de "Pittsburgh"da açılan Andy Warhol Müzesi'nde yer alıyor. Çağdaş Amerikan resminin en ünlü sanatçısı Andy Warhol, kendisiyle yapılan bir söyleşide şöyle der: "Hiç bir zaman ressam olmak istemedim. En büyük düşüm çok ünlü bir step dansçısı olmaktı"...

Benzer Konular

  1. Öğrenci Andı
    dogangunes Tarafından Edebiyat Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 01-10-2013, 05:12 PM
  2. Dahi çocuk, Andy Lee
    YukseLL Tarafından ilginç konular Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 12-09-2012, 07:49 PM
  3. kadınların andı
    güney Tarafından Sohbet ve Dedikodu Foruma
    Yorum: 5
    Son mesaj: 03-04-2009, 11:08 AM
Yukarı Çık