Ölüler hariç, her insan kıpırdar. Fakat her kıpırtı, dans değildir. Çünkü dans, yetenek, emek ve ruhla yoğrulmuş kıpırtıların estetiğidir.

Tango da dansın özel bir halidir. Çok özel bir hali...

Güney Amerika kökenli olan bu dansta çiftleri seyrederken acıyı, nefreti, hüznü ve neşeyi aynı anda hissedebilirsiniz.
Seyrederken büyülendiğimiz çiftlerin her tango adımında, bu harika uyumu yaratan uzun çalışmalar gizlidir.

Önce kendinizin, sonra karşınızdakinin adımlarını öğrenirsiniz. Eşinizi gereğinden fazla kontrol ederseniz dansın esnekliği kaybolur. Serbest bırakırsanız, ona yüklenir, dengeyi bozarsınız...

En zoru da müzik bittiği halde eşinizle dansetmeye devam etmenizdir. İki kişi de müziğin bittiğinin farkında değilse bu onları değil sadece izleyenleri etkiler. Fakat müzik bittiği halde taraflardan yalnızca biri ısrarla dansı sürdürmek istiyorsa, bu herkesi etkiler.

Çiftinizle çalıştığınız ve emek verdiğiniz halde uyumlu olamıyorsanız, değişim zamanı gelmiş demektir. Müziği, pisti de dans hocanızı değiştirdiğiniz halde sonuç alamıyorsanız, eşinizi değiştiririsiniz.

Hayat bir tangodur ve tango iki kişiyle olur. İyi tango yapabilmek için çiftlerin tarzlarını bilmesi, birbirlerine ve müziğe uyum göstermeleri gerekir.

Müziği, ilişkimizin dışındaki değişen hayat koşulları olarak düşünelim. Tango yapabilmek için adımlarımızın gittiği yere nasıl dikkat ediyorsak, hayata karşı reflekslerimizi de kavramadan eşimizi yönlendirmeye kalkmamalıyız.

Tango bir uzlaşmadır. Ruh ve bedenin sinerjisidir. Ama her uzlaşma, estetik değildir, çoğu yozlaşmadır. Tango yozlaşmadan uzlaşmanın belki de en doğal oyunudur.

Müzik değişir, eş değişir, tango bitebilir. Bunu farketmek ama endişesiyle yaşayıp dansı da mahvetvemek gerekir. Çünkü aslında biten tek şey "o an"dır. Ve yeni bir an'ın da başlangıcını yaratan...

Her dansa sonsuza kadar sürecekmiş gibi başlamalı, en önemli izleyicinin kendiniz olduğunu ve bitenin sadece müzik olduğunu bilerek devam etmeli...

Ya da hiç tango yapmamalı...

alıntı