Eğitimin amacı nedir?

Eğitim birtakım dershanelere yazılmak, ilk, orta, liseye gitmek, paran varsa velilerin büyük fedakarlıkları ile özel okullara yazılmak, not almak, ondan sonra alfabe çorbası gibi isimleri olan birtakım sınavlardan geçmek, konuyu hiç anlamadan, a-b-c hangisini işağret edeceği taktiklerini öğrenerek bir diploma almak, ondan sonra da yatmak ve her fırsatta memleketi satmak değildir. Eğitimin gayesi bu değil arkadaşlar. Eğitimin gayesi, insanı, kendisi ve toplumu, halkı, milleti için değer yaratacak düzeye getirmektir. Fakat eğitimin bir ikinci gayesi daha vardır. Onu pek söyleyen yok. (Birincisini de pek yok ama neyse; ikincisini söyleyen hiç yok.) Eğitimin ikinci gayesi ise, bir milletin geçmişiyle geleceği arasında köprü kurmaktır. Yoksa geçmişine bir makas atıp ondan sonra toplumun köksüz, darmadağın bir kuru kalabalığa dönüşmesini sağlamak değildir.

Şimdi bizdeki eğitim sistemine bakalım: Eğitimden kerkes şikayetçi. Ben eğitimden şikayetçi olmayan birine rastlamadım. Öğrenci şikayet eder, üniversitelerdeki şikayet eder, veli şikayet eder, öğretmen şikayet eder, herkes şikayet eder ve şikayet etmesi de normaldir. Eğitimdeki keşmekeş inanılmayacak bir seviyededir.

Bu Eğitim Türkiye'de Hep Böyle Miydi?

Hayır efendim ! 1953'e dek Türkiye'deki prta, lise eğitim düzeni, dünyada sayılı (Fransa, Almanya, Rusya, Japonya) birkaç eğitim düzeninden biriydi. Şimdi insanın inanası gelmiyor değil mi? Ama evet, öyleydi. Tüm yurtta, liselerin sayısı pek fazla değildi ama, öğretim evsafları, bugünkü pek çok üniversitedem (Türkçesiyle "evrenkent"ten) üstündü. Eğitim dili İngilizce olan bir tek Türk okulu yoktu. Olamazdı da. Atatürl, Osmanlı Türk Devleti'nin son yıllarında sayıları birkaç bine varan Hristiyan misyoner okullarını kapatmıştı. Çoğu Amerikan olan bu okullar, örn. Robert Kolej, Bulgar isyanınını çıkartanları ve yeni bulgaristan'ın ilk dört başbakanını yetiştirmiş, Kurtuluş Savaşı'nda düşmanın beşinci kol faaliyetlerine yataklık etmiştilerdi. 1953'e kadar, " kolej" lafının, misyoner okulu anl***** geldiğini tüm kamuoyunu bilir, buna tepki gösterirdi. Lozan'da bir türlü kapatılamayan birkaç yabancı okul bugün hala Hristiyan misyoner okullarıdır.

Profesör Doktor Oktay SİNANOĞLU

Şimdi neden böyle birşeyi paylaştığımı merak edeceksiniz. Arkadaşlar dil gönlü yüzdüren gemidir. Yavaş yavaş kendi dilimize yabancı oluyoruz uzaklaşıyoruz. Bu konuda ise neredeyse hiçbir aydın kişimiz bizi uyarmıyor. Yalnızca Oktay SİNANOĞLU'nun yazılarını biliyorum. Bütün kitaplarını okumaya çalıştıgım birisi. Artık arkadaşlar önümüzü görmemiz gerekiyor. Önümüzde çok büyük bir çokur var ve biz bunu görmüyoruz. Bu sadece bir bölümdü, bu yazı gibi daha birçok yazısını paylaşacagım. En son olarak da Atatürk'ün sözünü söyleyerek bitirmek istiyorum "Ne mutlu Türküm diyene" tabiki birşey daha söylemek istiyorum Atatürk yalnızca bunu dememiş nedense sözün başını kesmişler! Ben tümüyle yinleyerek yazıyorum "Türk demek Türkçe demektir, ne mutlu Türküm diyene"