Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 Toplam: 2
  1. #1
    Onursal Üye
    Üyelik tarihi
    Nov 2005
    Nerden
    Uzay:))
    Burç:
    Kova
    Cinsiyet
    Erkek
    Yaş
    42
    Mesaj
    11.462
    Blog Mesajları
    33
    Rep Gücü
    93742

    Türkiye’de giderek büyüyen işsizliğin nedenleri

    Geçtiğimiz 2009 yılı boyunca yazılı ve görsel basında Türkiye’deki işsizliğin devamlı olarak arttığını izledik. Herkes kendi bakış açısına göre parça parça bir şeyler yazdı, söyledi ama hiç kimse bu derdin nedenlerini alt alta sıralamayı denemedi…

    O halde biz bu ertelenen gündemi üstlenip, işsizliğin sebeplerini alt alta sıralamaya çalışalım mı?
    1 - Türkiye’de geçtiğimiz son otuz yılda gelir dağılımı işçi sınıfının aleyhine bozulmuş, özellikle son otuz yılda aşırı hız kazanan ranta dayalı ekonomi modeliyle üretim kaynakları, tüketim kaynakları haline dönmüştür.
    Rant gelirinin cazibesi, sermaye sahiplerini, servet ile gelir arasında yaptıkları seçimde, “sermayelerini ranta dönük araçlarla servet sağlamak üzere kullanma” yolunu seçmeye zorlarken, gelir getirici yatırımlar yapmak cazibesini yitirmiştir. Bir kısım sermaye sahibi borsa yatırımları, halka açılmalarla üretimden çekilirken, bir diğer kısmı alış veriş merkezleri açarak rant gelirlerinin en basit biçimi olan kira geliri elde etmeyi tercih etmiştir. Büyük iş merkezleri açarak, küçük iş sahiplerinden kira geliri elde etmeyi hedefleyen büyük sermaye sahipleri, sahip oldukları sermayelerini böylece üretimden çekerek, tüketimi arttırıcı hizmet sektörüne geçirmişlerdir. Türkiye’nin her yanı şıkır şıkır ışıklandırılmış çok katlı alış veriş merkezleriyle dolmuştur. Bu geçişte sermayenin üretkenliği, paylaşımsız ve tek ferde yöneliktir. Yani alış veriş merkezleri sahipleri büyük sermayelerinin getirisi olan yüzlerce dükkânın kirasını her aybaşı ceplerine doldurur ve keyiflerine bakarlar.
    Sermayeyi üretim faaliyetlerinde kullandığımız zaman, üretkenliği en yüksek araçtır. Üretim faaliyetlerinin süresi boyunca, işçi ihtiyacı doğurur. Kullanılan emek miktarı kadar, yeni gelir doğar, doğan yeni gelir, işçilik ücreti olarak gelir paylaşımına katılan emek tarafından tüketim piyasasına aktarılarak, insan ihtiyaçlarına cevap veren mal ve hizmet piyasalarını canlandırır, emek istihdamını arttırarak, ekonomiyi büyütür.
    Özetle, alış veriş merkezleri açılacağına o büyük sermaye herhangi bir malın üretildiği fabrika kurmakta kullanılırsa, pek çok işçi için gelir sağlama olanağı doğar. Üretkenliği olmayan, ranta dönük sermaye ise, üretimi ve buna bağlı olarak emek istihdamını minimum seviyelere indirir, işsizlik başlar. İşsizlik, toplumdaki yaygın fakirliğin ana sebebi olur.
    Fakirleşen toplum, tüketimi kısar, kısılan tüketim, üretimin de, uygun biçimlerde kısılmasına ve dolayısıyla toptan işçi çıkarmalara sebep olur. Bu eylem, tekrar tüketimi kısmaya yöneliktir. Böylelikle ekonomide sürekli kaos başlar. Bu anlattığımız, Türkiye ekonomisinde yaşanmakta olan işsizliğin nedenlerinden birisidir.
    2 - İkinci neden ise, Türkiye’de sermaye sahiplerinin son on beş yılda yaygın biçimde kullanmaya başladığı taşeron kuruluşlarıdır. 1990’lı yılların çok yüksek oranlı enflasyonist baskılarıyla büyüyen sermaye sahipleri, yüksek getiriler almış ve işçilik giderlerini, üretim maliyetleri açısından yüksek bularak, emeğin istihdamını, ara işletmelerle küçültme yoluna gitmişlerdir. Ara işletmeler, taşeron adını verdiğimiz, sermayeye sahip olmayan ve büyük sermaye sahiplerine işçi kiralayan, “bir masa bir kasa”dan ibaret küçük kuruluşlardır. Yasal çerçeveler içinde kurulup iş bazında işçi istihdam ederler. Büyük sermaye ile yaptıkları mukavele bitince, kiraladıkları emeğin işini iptal ederler. Bu noktada dönemsel işçilik söz konusudur ve dönemsel işçiler, çoğu zaman bazı uyanık geçinen işletmeciler tarafından SGK kaydı olmadan bile çalıştırılabilir.
    Dolayısıyla devlet de vergi gelirlerinden mahrum kalır. Kayıt dışı istihdam diye adlandırılan gerçek, aslında budur ve kayıt dışı istihdamı, Türkiye’deki büyük sermaye sahibi işletmelerin çok büyük çoğunluğu taşeron işletmeler eliyle kullanmaktadır. Çünkü taşeron işletmeler ekonomide geçerli olduğu zaman, artık üretim aracı olarak emeğin sürekliliği ortadan kalkar. Sürekli olmayan aracın, kirası da sürekli değildir, masraf unsurları arasında en düşük hale gelir. Sürekli olmayan emeğin hakları, ihbar ve kıdem tazminatları da söz konusu değildir. Bu ekonomik modeller, Batılı ülkelerde sanayi devriminden önce görülen işçi komisyoncularının benzerleri olup, Türkiye’de ise, hala devam eden hamalbaşı sisteminin bir uzantısıdır.
    Kapitalizmin, küreselleşme ile birlikte vahşi kapitalizm halini alırken, Türkiye’ye gelen rüzgârının, holdingleşmelere sebep olduğunu biliyoruz. Bugün Türk ekonomisinde yer alan tüm holdinglerde, taşeron sistemini, hizmet alımı biçiminde görüyoruz. Holding binaları, eski dönemde, kendi güvenlik işçileri ile korunurken artık, özel güvenlik şirketlerine teslim edilmektedir. Özel güvenlik şirketleri, holdinglere fatura keserler, güvenlik elemanlarının ücretlerini kendileri öderler. Bu tarz işçilikler, holdingler açısından, her defasında yeniden satın alınan mal bazındadır, devamlılığı yoktur, sosyal hak doğurmazlar; taşeron işletmelerde zaten, hem çok düşük ücret verir, hem işçilerini kısa dönemlerde değiştirir ve böylece sosyal hak doğmasına izin bile vermezler. Bugün Türkiye’deki tüm holdingler, bekçilik, bina temizliği, personel yemeği, işçi servisleri gibi konularda emek istihdamını, mal satın alma durumuna getiren taşeron işletmeleri kullanmaktadırlar. Taşeron firmalar vasıtasıyla işçi çalıştırma sadece özel sektörde değil, devlet kurumlarında da görünmektedir. Örneğin son günlerde İtfaiye’cilerin İstanbul’da sürdürmekte oldukları direniş İstanbul Büyük Şehir Belediyesinin itfaiye teşkilâtında taşeron şirket kullanması ve bu şirketin de emek kiraladığı işçilerin tazminat haklarını kısıtlamak istemesi, işçilerin bu dayatmayı kabul etmemesinden doğmaktadır. Taşeron işletmeler sadece hizmet sektöründe değildir. Üretim sisteminin tamamında, taşeron işletmeler yer almakta ve emek maliyetlerini daha açık bir deyişle işçi ücretlerini hızla düşürmektedir. Ancak, Türk ekonomisi artık, üretim açısından tıkanmış durumdadır. Ucuzlatılan ve gelecekteki güvenceleri kaybolan emek, artık tüketim piyasasına güvenmemektedir. Yani yoksullar, sermayenin ürettiği mal ve hizmetleri satın alamazlar. Emeğin çöküşüyle birlikte, bu sınıfın hemen üstünde yer alan orta sınıf, bir alta yani önceki emek faktörünün yerine inmiştir. Beden emeğinin bir üstündeki beyin emeği grubu, son yıllarda sürekli olarak göçmen işçilerin tercih edilmeleri nedeniyle çoğu işinden çıkarılmış, işine devam edebilenler alt kadrolara itilmiş, yabancı işçilere bağımlı hale gelmiştir. Artık Türk ekonomisinde yer alan holdingler birkaç lisan bilen, lisans üstü ya da doktora eğitimi yapmış, dış ülkelerden gelmiş, Amerikalı, Hint, çeşitli Asya ülkeleri ve Avrupalı beyin emekçisini kullanarak, Türk orta sınıfını işsiz bırakmaktadır. Unuttukları şey, göçmen işçilerin, Türk piyasalarından devamlı mal ve hizmet almayacakları; işsiz kalan Türkiyeli işçilerin ise daralan olanakları nedeniyle alamayacaklardır. Yani her ikisi de ekonomiyi daraltmaktadır. Çünkü tüketim daraldıkça üretim; üretim daraldıkça istihdam; istihdam daraldıkça tekrar tüketim, sonra bağlı olarak üretim daralması gibi bir kaos, çığ gibi büyüyüp gider.
    Sanayicilerimiz, zaten çok düşük olan asgari ücretle işçi çalıştırarak gereği kadar kazanç sağlamıyorlar mı? Televizyon kanalları, magazin dergileri, Türkiye’de sermaye getirilerinin yüksekliğiyle kullanım alanlarının ne kadar paylaşımsız olduğunu göstermiyor mu?
    3 – Türkiye’de işsizliğin artmasının önemli sebeplerinden birisi de Hükümetin hızlı özelleştirme politikalarıdır. Özelleştirme idaresi çoğu zaman özelleştirilen kamu şirketinin işçilerinin ihaleyi kazanan şirket tarafından devralınmasını ve özelleştirilen şirketin faaliyetlerinin devamlılığını ihale şartlarında kayıt altına aldırsa da, özelleşen kamu şirketinin yeni sahibi kısa bir süre içinde işçi azaltımına gitmektedir. Daha sonra taşeron şirketler eliyle eski işçileri tasfiye ederek yeni asgari ücretlileri bünyesine katmaktadır. Geçtiğimiz günlerde Türkiye şeker fabrikaları A.Ş.’nin özelleştirilmesi ihalesinde “özelleştirilen şeker fabrikalarının faaliyetlerinin devam etmesi zorunluluğu şartının” konulmamış olduğu dedikoduları bile yayıldı. Danıştay’a açılan dava sonucunda ihale Danıştay tarafından iptal edildi. Ülkemizde son günlerde yaşanmakta olan tekel işçilerinin direnişi ve hükümetle pazarlığa oturma talepleri, bu işçilerin özelleştirildikten sonra kapatılan sigara fabrikalarındaki işlerini kaybetmiş olmalarından ileri gelmektedir. AB üyesi büyük devletler bile küresel krizin başladığı süreçte işsizlik sorununu aşabilmek için özelleştirmeleri durdurduğunu, Türkiye Yönetiminin ise hâlâ ısrarla özelleştirmelere devam etmekte olduğunu biliyoruz. İşsizliğin özelleştirmelerle daha da yüksek oranlara ulaşacağının, yüksek oranlı işsizliğin yaşandığı ekonomide toparlanmanın ancak hayal olacağının bilinmesi gerekmez mi?
    Alt alta sıraladığımız nedenler hâlâ geçerliliklerini koruyorlar. Geçmişte bahçelerinin önlerinden yürüdüğümüz fabrikaların bulunduğu yarı loş ışıklı caddelerde artık şıkır şıkır ışıldayan alış veriş merkezleri var ve bunlara her gün yenileri ilave ediliyor. Taşeronlaşma her geçen gün yeni bir kasa bir masa şirketlerin katılımıyla büyümeye devam ediyor. Taşeron şirketleri hem özel sermaye hem kamu işletmeleri kullanıyorlar. Özelleştirmeler ise tam gaz.. Peki, o halde ülkemizdeki işsizliğin nasıl önleneceği düşünülüyor?
    İşsizlere yeni yeni işleri Alaaddin’in sihirli lambasından mı çıkaracaklar?..
    Selma Soyak

  2. #2
    Siteden Atıldı
    Üyelik tarihi
    Jul 2010
    Mesaj
    452
    Rep Gücü
    0
    Issizlik oraninin artmadigi , kac ülke sayabiliriz...?
    Bu proplem tüm dünyanin üstesinden gelemedigi büyük bir dert...Hatta gelismislik derecesi 1. SINIF olan Avrupanin lokomotif ülkelerinde bile bu oran nerede ise ürkütecek boyutlara dayandi....

    Türkiyede 2001 yilindaki issizlik orani % 10.3
    2009 yilinda aciklanan % 14

    Tüm ülkeleri dalga dalga vuran küresel ekonomik krizler, artan nufus , cok az ülkenin basinda olan ve milyarlarca dolar her yil harcamak zorunda kaldigi Terörle mücadele nin bedeli... ve daha onlarca neden....

    Ve sonuc olarak türkiyede 10 yilda % 4 artan issizlik.....

    Bana göre sadece akp dönemi degil tüm dönemlerdeki issizlik orani 0.5 bile olsa cok...

    10 yilda diger ülkelerin bu yolda katettigi mesafeyede bakmak gerekir....


    .

Benzer Konular

  1. Yorum: 2
    Son mesaj: 25-07-2011, 04:11 AM
  2. Yorum: 0
    Son mesaj: 19-01-2011, 02:33 AM
  3. Alfa Romeo Giulietta Ağustos’ta Türkiye’de!
    mopsy Tarafından Alfa Romeo Forum Foruma
    Yorum: 1
    Son mesaj: 26-09-2010, 03:33 PM
  4. Sokak çocukları’na el uzattı, projeyi Türkiye’de başlattı!
    KİRMİZİELMA.05 Tarafından Serbest Kürsü Foruma
    Yorum: 5
    Son mesaj: 17-12-2009, 10:01 AM
  5. ‘Fransa’da Türkiye Mevsimi’ bugün başlıyor
    mopsy Tarafından Fotoğrafçılık Foruma
    Yorum: 0
    Son mesaj: 01-07-2009, 11:02 AM

Anahtar kelimeler

Yukarı Çık