Dünden bugüne bir fotoğraf gözümün önünde.

Başbakan ile Genelkurmay Başkanı, yan yana, gülümsüyorlar.

“Çıkarma 151” gemisi denize indirilip donanmaya katılıyor.

Yerli emek, yerli yapım. İyi tabii.

Adalara çıkarma provası yaparken yanlış biçimde yüklenen zırhlılarla batan gemiden bugüne.



***



Ama her geminin forsası, her tersanenin posası, her gülümsemenin öte yüzünde onca insan acısı da var.

Her şeyden önce, sivil ve asker, gülümsenen, belki gurur duyulan o mekânlarda ya da araçlarda; alın teri, gözyaşı, acı, ölüm de var.

Oralarda, gün geldi, ücretlerini alamayan işçilerin üzerine taşeron kurşun yağdırdı.

Gün geldi, hak arayan işçilerin üzerine polisler çullandı.

Gün geldi, tam orada, Başbakan ile Genelkurmay Başkanı’nın gülümsediği alanda, alevler arasında işçi Erdal İnceyol kül oldu.

34 yaşındaki İnceyol’un iki evladı vardı. Gülümseyen fotoda onlar yoktu.

Hemen ondan sonra tam orada bir başka işçi alev aldı.

Erdal İnceyol Tuzla’nın 110’uncu kurbanıydı; sonrası da oldu. Ondan hemen önce kadın işçi Nuran Keleş de oralarda yanıvermişti. Bir başkası bir başka tersanede havuzda boğulmuş, bir diğerini elektrik almış, biri direkten, biri iskeleden düşmüş; birkaçı birden filikaya kum torbası gibi bindirilip denemek için ölüme fırlatılmıştı.

Gülümseyen karede hiçbiri yoktu. Hiçbirine o huzurda yer, o yerde huzur yoktu.



***



Lakin, hayat bu ya, hiç tanımadığı bir işçinin köle gibi ölümünde itirazı olduğu için işten atılan, tek kişilik çadırıyla direnişe başlayan Zeynel Kızılaslan o fotoğrafa dokunmak istedi.

O gülümsemeye sesini duyurmak istedi.

Taşeron hikâyelerin cirit attığı bir sahnede gerçeği söylemek istedi.

Direnen, tek başına olsa bile, çok tehlikeliydi ya, büyük harfli Cumhuriyet ve Demokrasi ile sosyal bir hukuk devleti ona katlanamazdı.

Emniyet, gülümsemeyi emniyete, Zeynel Kızılaslan’ı nezarete aldı.

Gülümseyen heyete bir kelimecik etmesine izin verilmedi; vicdan, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında ifadesi alındı!



***



Sadece siviller değil Hocam!

“Çıkarma 151”in elbet iyi eğitimli, rütbeli komutanları olacak.

Ama nice teknik işi de orada mesela astsubaylar yapacak.

Kim farkındadır bilmiyorum ama, onlar da aslında Zeynel, Erdal ve Nuran’la aynı sınıftan.

Dersleri farklı olsa bile, sınıfları aynı!

Onlar da gülümseyen fotoların soluk yüzü. Gurur veren gemilerin sessiz forsası. Büyük gövdelerin gölgelerinin ücra köşesi.

9 Ekim’de Ankara’da meydanda itiraz mitingleri var. Muvazzafa itiraz yasak zaten de, emeklileri yürüyecek, duracak, yeter diyecek.

Tabii, Türkiye’nin herhangi bir köşesinde mitingi duyanlar, çağrıya uyanlar, duysa ve uymak istese de yol parası denkleştirebilenler.

Ne pahasına olursa olsun, sessizliği bozmak, itirazını dillendirmek isteyenler elbette.

Gemilerde talim varsa…

Sınıfta da itiraz var!

Bakalım, fotoğraflarda onlara ne kadar yer olacak!



Not: Turhan Ilgaz’ı da kaybettik. Gazetelerin, kitapların sayfaları arasından uçuverdi. Geriye izi kaldı. Hep sevgiyle anacağım.

Gemilerde talim, forsalarda itiraz var - Umur Talu - Haberturk