SOY sop hesabı sormak, hayatta en ağırıma giden şeydir.

Türklüğümle hep övündümse de, aidiyetimi, kimliğimi soy sopta aramak aklımın ucundan bile geçmedi.

Madem bu soy sop tartışması açıldı, madem, bazı siyasetçilerimiz, “rakiplerinin” soy sopunun hesabını soracak kadar kendinden geçti; ben de bu tartışmaya, soysuzluk değil de “soyluluk” tarafından gireyim.

Tarihten küçük bir örnekle.

* * *

14 Nisan 1912...

Saat 23.40.

Geminin birinci mevkiinin en lüks süitinde bir adam, elinde konyak kadehiyle oturmaktadır.

Kapısı çalınır.

Genç bir kadın kapının dışında haykırmaktadır:

“Ben, Ben. Sevgilim lütfen kapıyı aç. Benim...”

Kapıyı çalan kadın, evli adamın sevgilisidir.

Birlikte Fransa’dan Amerika’ya seyahat etmektedirler.

Ve tam o dakikalarda Titanic bir buzdağına çarpmıştır.

Kadının “Ben” diye seslendiği adam, geminin en zengin yolcularından biridir.

Minette adlı sevgilisi, genç bir Fransız şarkıcısıdır.

Birlikte geminin üst katına çıkarlar.

Genç kadın korkuyla “Ben, ne oluyor, çok korkuyorum” der.

Ben, serin havayı içine çeker ve cevabını verir:

“Uzun bir gece başlıyor...”

* * *

Kaptan Edward Smith, geminin tahliye edilmesi emrini verir.

Önce birinci sınıf yolcuları ve tabii ki, önce kadınlar ve çocuklar filikalara bindirilecektir.

Ben, sevgilisini ve yanında çalışan kadını filikalara doğru yönlendirir.

Genç sevgili korkuyla ona bakarken, Ben, “Hiç endişe etme, kısa süre sonra bütün bunlar kötü bir hatıra olarak kalacak.”

Onlar ayrıldıktan sonra tayfalar, birinci sınıfın imtiyazlı yolcusuna ve Ermeni yardımcısına can yeleklerini verirler ve son filikalardan birine yönlendirirler.

Bu sırada geminin ikinci ve üçüncü sınıf yolcuları arasında panik büyümektedir.

Onlar arasında hâlâ kadınlar ve çocuklar vardır.

Son filikalardan birine doğru yürümekte olan Ben, birden durur, üzerindeki can yeleğini çıkarıp yanındaki tayfaya verir ve şunları söyler:

“Bu yeleği alıp kadın yolculara verin. Ben bir işadamıyım ve sonuna kadar gideceğim. Asla bir kadın benim yüzümden denizin dibini boylamayacak. Eğer başıma bir şey gelirse karıma sadece şunu söyleyin: Görevimi yaptım.”

Kimdir bu Şekspiryen tiradı atan “işadamı?”

Bu kahraman...

* * *

O kişi, Amerika Birleşik Devletleri’nin en tanınmış ve zengin işadamlarından biri olan Benjamin Guggenheim’dir.

Yani modern sanatın en ünlü müzelerinden biri olan “Guggenheim”ın kurucusu Peggy Guggenheim’ın babası.

Titanic’in en zengin yolcularından biridir ve son can yeleklerinden birini, son filikalardan birindeki yerini, ikinci üçüncü sınıfta seyahat eden kadınlara ve çocuklara verdiği için, gemide kalmış ve hayatını kaybetmiştir.

“Soy soptan mı” söz ediyorsunuz?

Irkınızın “Ali” değerlerinden mi dem vuruyorsunuz?

Boy bos kavgası mı yapıyorsunuz?

İşte size bir soy sop, bir boy bos hikâyesi.

Benjamin Guggenheim, sevgilileri olan bir adamdı.

Ama değerlerine sadık bir adamdı.

Titanic’le birlikte sulara gömülürken hepimize, bu dünyada “erkeklik” diye bir şeyin olduğunu da ispatladı.

Erkek adamdan, kadın gibi kadından soy sop sorulmayacağını, “sadakat” denen şeyin, yerleşik ahlakın basit kurallarından, ahlaki statükonun alelade kanunlarından ibaret olmadığını gösterdi.

* * *

“Soy sop” diye sorulduğunda ben erkeğin de kadının da soyağacına değil, soyluluğuna bakarım.

Saraydan gelirsin, ciğerin beş para etmez.

Saraydan kovulursun, yanına erkeklik, kadınlık denen gerçek değerleri alıp da çıkarsın.

Kenar mahalleden gelirsin, ruhunda gerçek bir asilzade oturur.

Kenar mahalleden gelirsin, ciğerin beş para etmez.

Soyu sopu bilmem, ama soyluluk dersen, insanın alnında değil, ruhunda yazılıdır.

Onun da ne etnisitesi, ne ırkı, ne dini, ne imanı vardır...

alıntı
Ertuğrul Özkök
Hürriyet
Aln size bir soy sop hikayesi - Erturul ZKK - Hrriyet