Türkiye günlerdir teröre lanet yağdırarak, giden canlarına ağlarken; olup bitenin kurbanı olan çocukların ve gençlerin trajik sonlarının kader olmadığını hepimiz biliyoruz. Kamuoyunun gündemine "taş atan çocuklar"dan biri olarak gelen Berivan, Batman’da yedi çocuklu bir ailenin 15 yaşındaki kızı…

Son bir kaç yılda Berivan gibi çocuklar, çeşitli suçlar nedeni ile yaşlarının birkaç katından da fazla cezalara çarptırıldılar. Berivan gibi çocuklar aslında terörün mahkumu oldular. Şimdi onların mağduriyetini gidermeye yönelik yasal düzenlemelere hız kazandırılmaya çalışılıyor.

Çocuk suçları ya da hükümetin ilgili birimleri tarafından son aylarda ısrarla ifade edildiği gibi suça sürüklenen çocuklar, Türkiye’nin gündemine ilk kez baklava çalan çocuklar olarak geldiklerinde, kimse bu kadar telaşlanmamıştı. Hatta geçtiğimiz günlerde hem kurbanı, hem azmettiricisi ve hem de faili çocuklar olan Siirt’te yaşananlar bile, çocuk hakları, çocuk refahı gibi yaşamsal konulardaki yasal düzenlemeler için yetkilileri bu kadar harekete geçirmeye yetmedi. Oysa o çocukların da bu insanlık dışı olaylardaki sorumluluğu ne kadar onlara aitti bunu akıl ve vicdanla yeterince tartışmadık.

Buse’in başına gelenler ise, bir asker çocuğu olması ile ilgili… Çocukların canı, anne-babaların ciğeri yandıkça "vicdanlar susmasın’’, "toplumun vicdanı yaralanıyor’’ diyenler, bu çocukların kaderlerini kimin/kimlerin yazdığını tekrar tekrar düşünmeliler…

Bir çocuk dünyaya geldiğinde anne-babasının ya da bakımını sağlayan bireyin varlığı ile "dünya güvenli bir yerdir, acıktığımda besleneceğim, ağladığımda sevileceğim, ilgi göreceğim, korunacağım, değerliyim, dünyada adalet vardır, evim güvenlidir’’ derken, sosyalleşerek büyüdükçe bir toplumun parçası olduğunu fark eder. Tıpkı Berivan gibi, tıpkı Buse ve tıpkı yüzü molotofla yakılan Serap gibi, tıpkı töre cinayetlerine kurban giden başka çocuklar gibi…

Türkiye’de ne yazıktır ki, devlet insanca yaşamanın, sosyal hakların, hele de çocuk haklarının, geleceğimiz gençlerin insan kapitalini güçlendiren yaşam koşullarına dayalı bir sosyal refahın güvencesi değil. Oysa altına imza atılan Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi ile korumak için anayasal güvence altına aldığımız çocuk haklarının dili, dini, ırkı vs. yok. Ve ne ilginçtir ki, Türkiye’de devlet çocukların, gençlerin yaşayıp yaşamayacaklarına karar verenlerin, hapislerde heba olmalarına neden olanların, gücün ve güçlünün koruyucusu…

Berivan’ın annesi, kızı tutuklandığında; İngiliz devlet TV’si BBC’ye “ya o kız Başbakanın kızı olsaydı” dedi, New York’ta Kürt ve Ermeni gençler Berivan’a özgürlük gösterileri yaptılar. Buse’nin babası ise, “kızım bana siper oldu” dedi. Bu acıların sorumluları kendilerini çok iyi biliyorlar. Çocuklarımız, gençlerimiz bizim canlarımız. Çocuklarını koruyamayan, onlara güvenli bir yaşam ve gelecek veremeyen toplumların yok olmaları kaçınılmaz. Berivan’la Buse’nin kaderini çizenler aynı eller, bu toplumun sonunu, yok oluşunu hazırlayanlardır…

Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu
Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı

Odatv.com