Türkiye ekonomisi büyük bir bunalımın içinde debeleniyor ve küresel çöküşün etkisiyle bu bunalım daha da derinleşiyor. AKP hükümeti döneminde yakalamış olduğu ortalama yüzde yirmilik büyüme hızıyla ekonominin lokomotifi haline gelen inşaat sektörü, hükümetin müdahaleleriyle bir süreliğine ayakta kalan otomotiv ve beyaz eşya sektörünü bir kenara bırakacak olursak, ekonomik krizden en çok zarar gören sektörlerin başında geliyor.

Krizle birlikte talebin daralması ve konut kredi faizlerinin yükselmesi, birçok inşaat şirketini iflasa sürüklerken birtakım şirketler müflis şirketlerin yarım kalan projelerini ucuza kapatarak sektördeki sermaye merkezileşmesini hızlandırıyor.

İnşaat sektöründeki bu çöküşten en büyük zararı görenlerin hükümete yakın işadamları olması şaşırtıcı gelebilir; ancak hükümete yakın olmaksızın inşaat işinde yükselmek imkânsız olduğundan, bu sektör zaten büyük ölçüde yandaş sermayenin elindedir. Dolayısıyla bu sektördeki çöküşten en çok onların zarar görmesi doğaldır.

Türkiye’de İnşaat

Bu argümanı temellendirebilmek için inşat sektörünün Türkiye’deki gelişimine kısaca göz atmak gerekiyor. Türkiye ekonomisinin yoğun bir döviz bunalımına girdiği yetmişli yıllarda işçi dövizlerini çekmek maksadıyla desteklenen inşaat sektörü, 12 Eylül’le gelen dinci dalganın gücüyle özellikle Körfez ülkelerinde ihaleler almaya başladı. Sovyetler Birliği’nin çözülmesiyle birlikte, Arap ülkelerinde kazandıkları deneyimi Özal’ın “Türki cumhuriyetler” açılımıyla o bölgeye aktaran inşaat şirketleri çoğunlukla ideolojik anlamda Türk-İslam sentezine yakın işadamlarının kontrolündedir. Türkiye’de geçmişten bu yana sağ siyasetlerin finansmanında inşaat şirketlerinin büyük bir ağırlığı bulunuyor.

İnşaat sektöründe en önemli noktanın kamu talebi olduğunu belirtmekte büyük yarar var; karayolları, baraj, kamu binaları ve toplu konut gibi kamu ihalelerini kazanmak sektörde söz sahibi olmak ve zenginleşmek için olmazsa olmaz koşullardan bir tanesidir. Bir diğer koşul ise, bu ihaleleri kazanabilmek için siyasi otoriteyle yakın ilişkilere sahip olmaktır. Kuşkusuz iş sadece ihale kazanmakla sınırlı değil; imar planlarında kendi lehine oynamalar yapabilmek için de bir siyasi ağa sahip olmak gerekiyor. Büyük inşaat şirketlerinin sahipleriyle siyaset dünyasının iç içe olduğuna ilişkin birçok haberin basında çıkmasının arkasında bunlar yatmaktadır.

Ekonomiye siyasetin karışmasından hazzetmeyen iktisatçıların inşaat sektörüne soğuk yaklaşmasının bir nedeni buysa; bir diğer neden de bu sektörde istihdam edilen emeğin niteliksiz olması, bir başka deyişle, verimliliğinin düşük olmasıdır. Türkiye’nin kalkınması açısından inşaat sektörünün ciddi bir katkısının olamayacağı görüşü, saygın iktisatçıların mutabık olduğu noktaların başında gelmektedir.

Kuşkusuz bu sektöre karşı soğukluk duyanların iktisatçılarla sınırlı olmadığına işaret etmek gerekiyor; 1999 depremlerinde yakınlarını kaybeden yüz binlerce yurttaş da bu sektöre olumlu bakmamaktadır.

Yandaş Sermaye Krizde

Krizden en çok zarar görenlerin hükümete yakın inşaat şirketleri olduğu konusuna dönelim. AKP’ye yakınlığıyla bilinen Taşyapı, KC Grup ve Han Yapı’nın son krizle birlikte iflas çemberi içine girdiği biliniyor.

Aldığı projeleri başkalarına devretmeye çalışan ve hacizlerle boğuştuğu iddia edilen Taşyapı’nın sahibi Emrullah Turanlı geçtiğimiz yaz aylarında Trump Tower’daki hissesini ortağı Aydın Doğan’a 125 milyon dolara satarak girmiş olduğu nakit sıkıntısına bir çözüm bulma arayışına girdi. Oysa bir dönem aldığı ihalelerle ve ucuza verdiği televizyon reklamlarıyla adından çok söz ettirmişti.

Emrullah Turanlı’nın DSP-MHP-ANAP koalisyonu döneminde 50 milyon dolara aldığı İznik-Gölcük ihalesi, MHP’li eski Bayındırlık Bakanı Koray Aydın’la olan dostluğuna bağlanmıştı. Maliye Bakanı Zekeriya Temizel’in yürüttüğü mali milat yap-sat inşaat işlerini sekteye uğrattığı için bir süre beklemek zorunda kalan Taşyapı, AKP’nin hükümette olduğu 2004’ten itibaren yeniden ihale almaya başladı. MHP kökenli olan Emrullah Turanlı’nın Barzani’nin başında olduğu Kürt Yönetimi’nden 60 milyon dolarlık yol yapım ihalesi alması da çok konuşulanlar arasındaydı.

Emrullah Turanlı’nın hızlı büyümesinin arkasında Recep Tayyip Erdoğan’la hemşeri olmasının yattığı iddia ediliyor. Gerek Domabahçe’deki başbakanlık ofisinde gerekse de havaalanı kapılarında Tayyip Erdoğan’la buluşacak kadar yakın olan Turanlı’nın “32 trilyonluk hafriyat istiğini onaylamayan” Zeki Ergezen’in görevden alınmasında da etkili olduğu konuşuluyor. Ancak gerçek olan şudur ki, bir dönemler Tahtakale’de inşaat işçiliği yapan Emrullah Turanlı şu an Forbes’un en zengin 100 kişi listesinde, 250 milyon dolarlık servetiyle 96. sırada yer alıyor.

Krizin vurduğu inşaat şirketleri arasında en dikkat çekicisinin KC Grup olduğu konusunda hiç şüphe yok; “Gerçek fırsatlar kriz zamanında doğar”, “Şimdi al 18 ay sonra yaşa” türünden sloganları bulunan şirketten maket halinde konut alanlar bugünlerde ne betondan evlerini ne de paralarını alabiliyor. Tumturaklı sözlerin sarf edildiği şirket reklâmlarının 6 milyon dolar civarındaki borcunu ödeyemeyen KC Grup zor günler yaşıyor.

2004 yılında kurulan KC Grup, 50 milyon liralık cirosunu, TOKİ Eryaman ihalesi türünden büyük işler alarak, üç yıl gibi kısa bir süre zarfında 600 milyona çıkarmış ve mankenlerin, oyuncuların, şarkıcıların bir araya geldiği sosyetik iftarlarla gündeme gelmişti. Şirketin ortaklarından Hızır Demir, Fethullah Gülen’e yakınlığıyla bilinen eski futbolcu Hakan Şükür’ün kardeşinin düğün ve balayı masraflarını üstlenmesiyle magazin sayfalarında yer almıştı.

Birden büyüdüler, gösterişçi oldular ve aniden düştüler; bu yazıdan çıkan sonuç budur.

Yazıyı bitirmeden önce Sabah Gazetesi’nin KC Grup’la ilgili iki haberine işaret etmek istiyoruz. 21 Aralık tarihli Sabah’ta KC Grup’la ilgili “Konut Cambazları Mağdur Ordusu Yarattı” başlığını görüyoruz ve hemen ertesi gün “KC, yabancı ortağa yarı hisseyi devredip yeni atılıma girecek” haberini okuyoruz. Bir gün önce müşterilerinden mağdur ordusu yaratan şirketin ertesi gün atılım yapma aşamasına gelmesinde, Sabah Gazetesi ile KC Grup’un aynı siyasi doğrultuda olmasının bir etkisi var mıdır; sormakla yetiniyoruz.

Sait Çakır