12 Eylül gecesi Genelkurmay Karargahı'na çağrılarak, Demirel'e zorunlu ikamet için Gelibolu'nun Hamzakoy'a gönderileceği kararını iletmesi istenen Nahit Menteşe o geceyi Yeni Şafak'a anlattı.

12 EYLÜL'DEN ÇIKIŞ YOLU -1

Geçmişin izi 'Yeni Anayasa' ile silinir
Türkiye üzerinden 29 yıl geçmiş olmasına rağmen 12 Eylül Darbesi'nin izlerini hâlâ üzerinden atabilmiş değil. 650 bin gözaltı. 1 milyon 700 bin fişleme. 47 idam. Rakamlarla ifade edilemeyecek kadar derin bir acı ver arkasında 12 Eylül'ün. Ama 12 Eylül bütüm kurumları ile ayakta. Ne darbeyi yapanları yargılayabildik ne 12 eylül'ün anayasasını değiştirebildik. Peki neydi 12 Eylül, neleri değiştirdi ve en önemlisi nasıl hesaplaşacağız 12 Eylül ile. Bu soruları 12 Eylül'de hapis yatanlara, işkence görenler, 12 Eylülü yaşayan siyasetçi, gazeteci, yazarlara sorduk. Konuştuğumuz insan lar 12 Eylül'ün sadece bir darbe olmadığını bir sistem kurma olduğunu söylüyorlar. Ve 12 Eylülü'tasfiye yolunun başlangıcında ise “yeni ve sivil bir anayasayı” görüyorlar. Bugün Nahit Menteşe ve Kemal Anadol 12 Eylül tanıklıkların paylaştı.

Darbe öncesi hükümette bakan olan Nahit Menteşe 12 Eylül öncesi neler yaşadığını anlattı. 11 Eylül günü Bakanlar Kurulu toplantısı sırasında aradığı Demirel'e ne dedi? İhtilal gecesi çağrıldığı Genelkurmay'da ki hava nasıldı? Evinin etrafı askerlerce çevrilince Demirel ne dedi? Etimesgut'ta Ecevit'le karşılaşınca hangi değerlendirmeleri yaptı?

"Darbenin işaretlerini daha önceden almıştık" diyen Menteşe, ihtilali önlemek için erken seçimi tek çare olarak gördüklerini ancak başarılı olamadıklarını söyledi. "12 Eylül bizim için birden bire gelen bir olay değildi. Esasında bir takım işaretleri vardı" diyen Menteşe, kumanda zincirin Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Haydar Saltık tarafından kurulduğunu söyledi. Saltık'ın ABD'den geldikten sonra Genelkurmay 2. Başkanı olarak ihtilal hazırlıklarını yürüttüğünü kaydeden Nahit Menteşe, darbenin ilk işaretini Bülent Ecevit'in Başbakan olduğu dönemde aldığını ve hemen Demirel'e ilettiğini anlattı. 12 Eylül ihtilali olduğunda AP Genel sekreteri olarak görev yaptığını bildiren Menteşe, 12 Eylül'e ilişkin şunları anlattı.

KUMANDA ZİNCİRİNİ SALTIK KURDU

Kumanda zincirini kurmuştu Haydar Saltık. Haydar Saltık, Kenan Evren tarafından Amerika'dan çağrılmış. İzmit'e gelmiş, bana İzmit'ten telefon ettiler. O sırada Ecevit Başbakan. Bir eski Milletvekili telefon etti. 'Yanımda tümgeneral filan da var. Bu iş bitti' dedi. 'Haydar Saltık kumanda zincirini kurdu' dedi. Ben onu hemen Genel Başkan(AP) Demirel'e intikal ettirdim. Meclis'teki odasına girdim, böyle böyle bir durum var dedim. 'Sen o irtibatı sürdür' dedi. Yapılacak olan ülkeyi erken seçime götürmek. Emekliye sevk edemi-yorsunuz. Etseniz darbeyi öne alacaklar Bunu daha sonra Kenan Evren'de söyledi.

UFUKTA DARBE VAR

Erken seçim önergesini verdik. Meclis Başkanı Anayasa Komisyonuna havale etti. Anayasa Komisyonunda Prof. Dr. Muammer Aksoy o zaman 700 sayfalık erken seçim Anayasa'ya aykırı diye bir önerge verdi. CHP Milletvekiliydi o zaman. Şener Battal'da Komisyon Başkanıydı. Ben de Genel Sekreter olduğum için takip ediyorum. Çünkü biz ihtilali ufukta gördük. Ülkeyi erken seçime götürmeye çalışıyoruz. Demirel bana, 'Sen partiye gitme, yatağı yorganı Meclis'e ser, bu işi halledelim' dedi. 700 sayfalık Aksoy'un önergesi komisyonda okundu bitti. Prof. Dr. Turan Güneş'in 600 sayfalık önergesi geldi. Okuduk, bitirdik derken Şener Battal o gün, oturumu kapattı, müzakereleri erteledi. Biz çıldıracağız. Çünkü ufukta darbe var. Onu önlemenin çaresi de seçim.

11 Eylül günü ben bir vesile ile MSP milletvekillerine Meclis'te çay verdim. Dışişleri Bakanı Hayrettin Erkmen'i düşürmüşlerdi. İki önerge daha var. Biri Enerji Bakanı Esat Kıratlıoğlu, diğeri Maliye Bakanı İsmet Sezgin'le ilgili. Gelin bunları reddettirelim dedik. MSP'de 12 kadar Korkut Özal grubu ile mutabık kaldık. Kızılay'da o sırada bombalar patlıyordu. Ortam yaratılmak isteniyordu. Açtım Başbakan Demirel'e telefonu. Bakanlar Kurulu'ndaydı kendisi. Dedim ki 'Efendim İsmet beyle, Esat beyi kurtardık, ama galiba devleti kurtaramayacağız' dedim. Biz Demirel'le bu işi konuşuyoruz ama o bakanlarla pek konuşmuyor, panik yaratmamak için işler aksamasın diye. Telefon Bakanlar Kurulu'nda olduğu için üstü kapalı olarak konuştuk. 'Efendim o iş bitti' dedim. O hayır da demiyor Milli Savunma Bakanı Ahmet İhsan Birincioğlu'nu gönderdim dedi. Ben konu üzerinde durdum. Bunun üzerine haftalık görüşmesi var, İhsan Sabri bey konuşuyor dedi. İhsan Sabri Çağlayangil Cumhurbaşkanı vekiliydi. 'Kenan Evren'e 'İhtilal mı yapıyorsunuz demiş, 'yok öyle bir şey' demiş. Çağlayangil, Demirel'le buluşup bunları anlatmış.

GENELKURMAY'IN ETRAFI SARILMIŞTI

Bekliyoruz artık. O gece hiç uyumadım. 12 Eylül sabahı saat 04.05'te Harekat Dairesi Başkanı Korgeneral aradı. 'Sayın Evren'in konuşmasını dinlediniz mi' dedi. 'Dinledim, ben hazırım' dedim. Bizi de alıp götürecekler dedim. 'Yok' dedi 'Genelkurmay'a kadar geleceksiniz' dedi. 'Sakın kendi başınıza gelmeyin, yollar tutuldu. 2 albay göndereceğiz biri havacı, diğeri karacı. Onları sizi alacak' dedi. Genelkurmay'a gittik, etrafı sarılmış, askerler süngü takmıştı. Albaylar, 'Aman siz inmeyin, önce biz inelim' dediler. Oradan Tuzman Paşa'nın mak***** götürüldük. Genelkurmay İstihbarattan sorumluydu. Tuzman Paşa beni kapıda karşıladı. "Ah keşke olaylar(Darbe ) olmasaydı ama Silahlı Kuvvetler mecbur kaldı" dedi.

'Beni tanıdınız mı' dedi. Baktım, 'Tanıdım paşam' dedim. 'Ulaştırma Bakanıyken size gelmiştim' dedi. Hatırladım dedim. Ondan sonra çıkardı ihtilal beyannamesini verdi. Evren'in okuduğu beyannameyi verdi, bir de Demirel'e verilmek üzere bir mektup verdi. O mektubun arkasında Demirel'le Ecevit'in Hamzakoya, Türkeş'le Erbakan'ın Uzunada'ya götürülecekleri yazılıydı. Bana "misafir edileceklerdir" diye söyledi. "Siz en yakınısınız Demirel'in, onun için sizi davet ettik. Demirel'in evine gideceğiz beraber" dediler.

GÜNİZ SOKAK SARILMIŞTI

Demirel'in evine gittik, beraberce. Demirel'in Güniz Sokak'taki evi de askerlerce sarılmış. Onlar koruma kulübesine girdiler, ben tek başıma eve girdim. Demirel üst katta, çay içiyorlardı. Kardeşi Şevket bey gelmiş. Milli Savunma Bakanı Ahmet İhsan Birincioğlu da orada. İçişleri Bakanı Orhan Eren'de biraz önce oradaymış kalkıp gitmiş. Demirel ona sormuş, 'efendim bizimkiler anarşistleri topluyor' demiş. Bana 'uçak Etimesgut'tan kalkacak, uğurlama görevi de en yakını olduğunuz için, size verildi' dediler. Hamzakoy'a götürüyorlar deyince, Demirel, "Demek bizi Namık Kemal'in menfasına Gelibolu'ya götürüyorlar, öyle mi?" dedi. Askerler evi çevirmiş deyince, 'Ne gereği var, benim ayrı bir ordum mu var? Benim Türk Silahlı Kuvvetlerim var' dedi.

Darbeciler Yargılansın
12 Eylül'de Barış Davası'ndan yargılanan CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol'la 12 Eylül'ü konuştuk.

Neler yaşadınız 12 Eylül'de?
“Barış Derneği Davası'ndan yargılandım. 1 yıl cezaevinde kaldım. 12 Eylül darbesi Faşist bir darbedir. Türkiye ABD politikaları doğrultusunda yönlendirilmek için yapılmıştır. Bu darbe toplumu depolitize etmek için yapılmıştır. Bu projenin arkasında bulunan ABD, Türkiye'deki solu tasfiye ederek sağı güçlendirmiştir. ABD'nin Afganistan'dan Türkiye'ye kadar yeşil hilal projesi vardır. Bu proje için darbeciler ABD'den onay almıştır.

12 Eylül darbesiyle hesaplaşma nasıl olmalıdır?
İlk önce 12 eylül sorumlularının yargıdan kaçıran Anayasanın geçici 15. maddesi değiştirilmelidir. Önce bunu yapmak gerekir. Bu bir başlangıçtır. Yargılayalım derken asalım anlamında söylemiyorum. Bu darbecilerle hesaplaşmaktır. 12 Eylül'e benzer darbeler bir çok ülkede yapıldı. Yunanistan'da, Arjantin'de İspanya'da ama bütün ülkeler darbecilerini yargıladılar. Darbecilerini yargılamayan tek ülke Türkiye'dir. Yargılamak bundan sonra darbe teşebbüsünde bulunanlar için de caydırıcılık özelliği taşıyacaktır.

49 idam

1 milyon 683 bin kişi 'fiş'lendi.

650 bin kişi gözaltına alındı.

Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.

7 bin kişi idam istemiyle yargılandı.

517 kişiye idam cezası verildi.

259 kişinin idam dosyası Yargıtayca onandı.

49 kişi idam edildi.

71 bin kişi 141, 142 ve 163'den yargılandı.

98 bin 404 kişi 'örgüt üyesi' olmak suçundan yargılandı.

388 bin kişiye pasaport verilmedi.

14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı.

30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.

300 kişi 'kuşkulu bir şekilde' öldü.

171 kişinin 'işkenceden öldüğü belgelerle kanıtlandı.

14 kişi cezaevindeki uygulamaları protesto etmek için yaptıkları 'açlık grevi' sonucu yaşamını yitirdi.

1402 sayılı yasa nedeni ile 3 bin 854 öğretmenin ve 120 öğretim görevlisinin işine son verildi.

23 bin 667 derneğin faaliyeti durduruldu .

İstanbul'da gazeteler toplam 300 gün yayımlanmadı.

31 gazeteci cezaevine konuldu.

300 gazeteci saldırıya uğradı.

3 gazeteci öldürüldü.

49 ton gazete, dergi ve kitap, sakıncalı olduğu için imha edildi.
Kaynak: Yeni Şafak